Kavgam serisinde epey ilerideyim, bu nedenle Karl Ove’nin ruh haline, düşünce ve kelimelerine nispeten aşina bir okur olduğumu söyleyebilirim.
İki kitabını okuyup tövbe ettiğim mevsimler serisinden sonra diyordum ki; tamam ya, tanıştık artık, daha da şaşırtamaz beni.
Bi’ kanat sesi.
Neden sonra bu kitap.
Şaka gibi.
Kalemini böyle kullanabiliyorken kalkıp sandalye, sidik ve sinek üzerine yazmaya efor ve mesai harcamış olması gerçeği ne yalan söyleyeyim gafil avladı beni.
Ama tam bir Karl Ove eylemi, inanılmaz.
Gökteki Kuşlar kendisinden okuduğum ilk kurgu. Sövdüğüm tüm kurgu dışı kitaplarına tokat niteliğinde bir 100 sayfa.
Öyle güzel, öyle duru.
100 sayfaya üç kuşak ve nice duyguları sığdırmayı başarmış. Hızlı okunuyor ama zihninizden pek de hızlı çıkmayacak bir kitap olduğu ilk sayfalarından belli.
Kuşlar da en az Karl Ove kadar garip canlılar bu arada. İlgisine derin anlamlar sunabilir belki.
Ben pek haz etmediğim için ince eleyip sık dokumadım ancak hoşuna giden kimseler, belki bir akşamüstü kitabı okurken görsellere ayrı dalıp gider. Bütünüyle ele alınca felsefesini sorgulayacağınız şahane bir minimalizm örneği kendisi.
Ah şu Fosse bir tane yalatsaymış ya ensesine, koca adam hiç mi utanmıyorsun araya kaçan don, terlik, balta* hakkında yazmaya? Kalk doparla gendini, yaz bi’ kallavi roman deseymiş keşke. Soğuktan mı böylesiniz hiç anlamıyorum ki.
*şu an uydurdum bu başlıkları ama her an köşemdeki birikinti serisi diye başka bi’ dört cilt olarak okura sunabilir bunları hiç belli olmaz.
Skandal, aynen.