Mahallede, evde dikiş diken bir erkek yadırganmazdı, öyle hatırlıyorum. Para veren de olmazdı. Bu işi para için yapmazdı babam… Babam yokken, dikiş makinesinin küçük çekmecesindeki terzi yüksüğünü alır, parmak parmak dolaştırırdık. Parmağımıza bol gelen o yüksükle, iğneli iğnesiz, dikişli dikişsiz nice oyunlar uydurur, kaybedeceğimizden korkan annemizden ne azarlar işitirdik. Bir masal oyuncağını andıran bu yüksük, bizim parmağımızda sıradan bir nesneye benzerken, babamın parmağında bir mücevhere dönüşürdü.
Küçücük anlarda mutluluğu bulan yoksullar, yağız elektrosazcılar, keklik avcıları, taklacı güvercin hayranları, baba olmayı beceremeyen adamlar, şu yalan dünyayla vedalaşmak isteyen aceleci ihtiyarlar, kalabalıklardan ürküp içine kapananlar… Küfür gibi pis pis yağanyağmurlar…
1962’de Yozgat’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. 1983’te Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Planlaması Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde öykü, deneme ve eleştiri yazıları yayımlandı. İlk öykü kitabı Sonrası Ayrılık 1991’de çıktı. Onu 1994’te yayımlanan Kurutulmuş Gül Mevsimi izledi. Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı (2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü), Unuttuğum Bütün Akşamlar (2005), Bozkırın Uzak Bahçeleri (2006), Evlerimiz Poyraza Bakar (2009), Bulut Bulut Üstüne (2011), Zira (2015), Döngel Dünya (2020 Sait Faik Hikâye Armağanı), Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor (2021) adlı öykü kitapları ile Yarım (2008), Emanet Gölgeler Defteri (2013) ve Köhne (2024) adlı romanları vardır.
Ethem Baran'dan yine üzmeyen, yormayan, sımsıcak öyküler. Daha önce Zira kitabını okumuş ve bayılmıştım. Açıkçası onun verdiği zevki verir mi diye endişeliydim ama daha ilk paragrafla endişelerimi yok etti. Harika öykülere devam, kalemine sağlık! Öyküseverlere tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum.
Uzun zamandır bu kadar güzel öyküler okumamıştım. Bu yüz sayfalık kitap bitmesin istedim. Tadı damağımda, cümlelerin yarattığı dünya etrafımda, dolanıp duruyorum.
Türk Edebiyatında bana göre yeni keşifler yapmak için Ethem Baran’ın önerilen bu kitabını seçmiştim sıradaki okumaya. Ancak ya benim şu dönemki akıl kalabalığım, ya da doğru rastlaşma olmayışı bilmiyorum, olmadı, ne ben içine girebildim, ne de o bana sarıldı. Çok dolana dolana yapılan tasvir ve tarifler, dan diye dalınan hikaye girizgahları lakin anlaşılamamazlık, beni kısa olan bu kitabı bitirirken epey bir zorladı.
Ethem Baran'ın ilk okuduğum kitabı Döngel Dünya. Yazarın anlatım dilini çok sevdim. Güçlü bir kalem. Her cümlede bunu hissediyoruz. Öykülerde kurgudan çok dil ön planda. Yarattığı atmosferin içine girip büyülü bir dil eşliğinde metinde akıp giden zamana şahit oluyoruz. Olaylar, dönüşümler, belli bir son yok öykülerde. Kitaptaki her öyküyü sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Denizdeki Köşk ve Yamaçta Yağmur Var en sevdiğim öyküler oldu.
Ethem Baran'ın okuduğum ilk kitabı. Kurmacadan çok otobiyografik bir kitapmış gibi okudum. Döngel Dünya'daki öyküler gayet iyi yazılmış öyküler ama diğer kitaplarını okuyacak kadar öykü evrenini sevdiğimi, merak ettiğimi söyleyemem. Kitabın son öyküsü olan Yamaçta Yağmur Var öyküsünü okuyunca son günlerde bir metnin beni bu kadar utanca sürüklediğini hatırlamıyorum. Öykü , son 20 yılın özeti gibi kaba bir hareketle kapanıyor.
Oldukça etkileyici kurgularla örülmüş, sıradan insanların sıra dışı hikayeleri ile dolu bir kitap. Çok başarılı. 2020 Sait Faik Hikaye Armağanı’nı alan bu kitabı, öyküseverlerin kesinlikle okumasını tavsiye ederim. Baran’ın yazınından öğrenilecek çok şey var.
Muhtemelen kendinize yakın birkaç imge bulacağınız farklı farklı hayatların kısa hikâyeleri. Pek şaşırtmayan ama zaten gayesinin bu tanışıklığı göstermek olduğunu düşündüğüm yazarın bir hikayesi ile çok yakından tanışık çıktık. Terzi kızı olmayı en iyi anlatan öykülerden birini sanki oturup ben babamı ve bizi anlatmışım gibi okudum. Akıcı bir dili var fakat kitap daha kalın olsa devam edebilir miydim orası muamma.
"İnsanın yüreğine çok yakından bakmayacaksın, neden dersen, gördüklerin hoşuna gitmeyebilir." Sait Faik'i bana göre en çok selamladığı öyküsü olan "Denizdeki Köşk"ten alıntıladığım cümle, yazarın vermek istediklerini en iyi anlatan cümle oldu.
"Sait Faik'in özellikle son yıllarında ağırlık verdiği ‘doğa’nın şiirsel bir söylemle inşasına ilişkin biçemini, özgün bir dile getirişle yeniden ürettiği gerekçesiyle ödül verilmiştir."
Yukarıda belirtilmiş olan kıstaslara baktığımızda özgün bir dili çoğu öyküsünde göremiyoruz. HAT'ın o bilindik üslubunun etkisinin olduğunu, çok yaygın şekilde kullanıldığını fark ediyoruz. Doğanın şiirselliği konusunda ise benzer şekilde yazan öykücülerden bariz şekilde ayrıldığını görebiliyoruz. Sıradan insanların travmaları, terzilerin hiç ele alınmayan dünyası, tahakkümün yüzsüzlüğü de yine öykülerinin göze çarpan konularını oluşturuyor.
Sait Faik Öykü ödülü adayları arasında hayranlıkla okuduğum kitaplar vardı. Ödülü Döngel Dünya alınca, diğerlerinden daha iyi olduğu beklentisiyle okudum. Elbette ne düşündüğümün bir kıymeti yok, ancak bir okur olarak jüri ile aynı görüşte olmadığımı söylemek isterim... Kitapta 15 öykü var, sadece 2-3 tanesini sevdim...
On beş öyküden yedisini okudum; bana yetti. Güzel güzel anlatmış ama beni vurmadı, etkilemedi, öykülerin duygusu bana geçmedi; aksine, sonunda eee? dedirtti. Bir de o güzel güzel anlatımların, süslü cümlelerin, benzetmelerin, tasvirlerin falan da daha zekice kurulmuşları/yapılmışları var Türkçe edebiyatta.
Ethem Baran ile tanışma kitabım oldu. Döngel dünya gündelik hayattan hikayeler arasında kuş tüyü gibi geziyor. Çokça bozkır, iyi niyet içeriyor. Ethem Baran'ın iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ancak o kadar sade ve basit ki konular karakterlerin hiçbirisini hatırlamayacağımdan eminim. (İçerik anlamında ya da yazım dili anlamında değil, durumun kendisinin hiç ilgi çekici bir yanı yok) Türkçe sınavlarında paragraf sorularında kullanılabilecek bir matematik ile yazıyor. Benzer bir hissi Mustafa Çiftçi'de hissetmiştim. Kalem kuvvetli, olayları ele alış biçimi tutarlı ve sade ancak hikayenin kendisi çok zayıf. Hikayenin bir yere varması da gerekmiyor üstelik. Sadece sıradan insanların sıradan hayatlarını incelikli biçimde okumak pek sarmıyor artık beni. Bu tarzdan hoşlananlar deneyebilir. Ben de üst üste olmasa da ara sıra yazarın diğer kitaplarını da deneyimlemek istiyorum.
2020 Sait Faik Hikâye Armağanı kazanan kitap:Döngel Dünya
Kitap, on beş hikâyeden oluşuyor. Birbirinden güzel on beş hikâyeden demek daha doğru olur. "Yamaçta Yağmur Var", "Üç İyidir" ve kitaba adını veren "Döngel Dünya" en beğendiklerim oldu.
Hikâyeler sıradan insanların sıradan yaşantılarından kesitler sunuyor.
Halk ağzındaki kelimelerle kelime dağarcığınız genişliyor. Akıcı üslubuyla kolay ve keyifli bir okuma vaat ediyor kitap.
Ethem Baran'ı ilk kez okudum. Yazar manzaram genişledi, güzelleşti.
Öyküler ve dili güzel gibi ama birşeyi olmamış gibi işte o olmayan nedir bir türlü onu bulamadım kitap boyunca. Kurmaca öykülerden ziyade yazar kendi başından geçenleri anlatıyor gibiydi. Her öyküde kendimi yakın bulduğum yerler oldu ama yine de yazarın bir başka kitabını okumaya yetecek kadar heyecan duymadım. Bu arada son öykü tam bir "yeni Türkiye" ozeti.
Hikayelerin duru bir dili var. Sakin sakin akıyor. Sıradan insanların sıradan hikayelerinden oluşuyor kitap. Beni en çok etkileyen terzi hikayesi oldu. Annem çocukluğumda terzilik yapardı, kumaşın bir kokusu olurdu. Sonra sabunla ilkten kumaşı çizer sonra keserdi. Unutmuşum hep. Annemin terziliğini, odasının kokusunu hatırladım yıllaaaar sonra...
"Ne bileyim kızım, mezardakilere bile oy kullandırıyorar bu memlekette, bir de askerlik yaptırırlar tamam olur." Babam ciddi miydi, alay mı ediyordu anlayamadım.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Akıcı, hoş bir üsluba sahip. Ama okumadığınızda ne kaybedersiniz? Hiç bir şey... Öyle sarısıcı öyküler beklemeyin... Çay içmek gibi içimize yerleşmiş bir çay gibi biraz demli biraz açık öyküler... 🍀🎈