“Dönüp elli yıla varan zamana bakıyorum. İçimde göllenen güzel acılara, ıslık çalan sokaklara, saçlarını duvarlarda tarayan arkadaşlarıma. Derinlerde bir çocuk sessizce fısıldıyor: İyi ki şiir yazmışsın. İyi ki yazmışım diyorum ben de. İyi ki kalbim, dünyanın bütün mazlumlarının kederiyle ve sevinciyle çarpmış. İyi ki gaz lambasının duvarlara çizdiği o büyülü resimlerin zamanında büyümüşüm. İyi ki devrim düşüncesi beni insanların acılarına ve rüyalarına getirmiş. İyi ki Ömür Hanım, o büyük yalnızlıkta elimden tutmuş. İyi ki elma bahçelerinin, üzüm bağlarının, mısır püsküllerinin kokularıyla sabahlara çıkmışım. İyi ki…“
Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya, Şükrü Erbaş’ın 2015-2019 yılları arasında, çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayımlanmış yazılarından ve üç şiirinden oluşuyor. Erbaş, insanı bütün tutkuları, iyilikleri ve kötülükleriyle, toplumun büyük yalnızlığı, zamanın boğuntusu ve ağırlaşan bir yabancılaşma içinden okumayı sürdürüyor.
Gittikçe kararan bir dünyaya karşı, insanı insan eden büyük bir anlama ve sevme çabası.
7 Eylül 1953 tarihinde Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta yaptı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden mezun oldu (1978). Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk, yöneticilik yaptı ve bu kurumdan emekli oldu. 1984 yılında Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı. Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik yaptı.
Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.
Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.
Derbeder ettin bizi Şükrü Erbaş… Şiirleri kadar düzyazıları da dağıttı geçti zihnimizi. Ben ne desem boş artık. Anlatmam mümkün değil okunmalı. Siz hüzün sevmiyordunuz değil mi? Diye soruyor usta yazar. Sevmeyiz hüznü de onunla ilişkili hiçbir şeyi de. “Keder canınızı sıkıyor. Acıyı anlamak öfkelendiriyor sizi. Hayranlıkla nefretin çarmıhında bir taht kurdunuz kendinize. Keder nereden bulacak sizi? Kendinizden bir yüce kaledesiniz. Arada bir bulantı tam şuranızda, hüzün değil ama; arada bir boğuntu duygusu, topuklarınızdan boğazınıza, hüzün değil ama; arada bir yürek çöküntüsü, arzudan pişmanlığa, hüzün değil ama…” Zihinsel yolculuklara çıkaran bir içe dönüş. Kendisiyle yüzleşmek istemeyen, kalbini sonuna kadar açmaya çekinen Erbaş okumamalı. Fena yıpratıyor insanı.
"... ben seni sevmek istiyorum, diyecektin, diyemedin. Güzellik tanrının değil, insanın insana bağışıdır diyemedin. Yalnızlık, taşa çevirir yüreği, diyemedin. İnsan sevmezse dünya bir yaşama cezasından başka nedir ki, diyemedin. Her vazgeçişte gövdemiz biraz daha uzaklaşır bizden, diyemedin. İnsan bütün acılardan sadece bir sevgi sözüyle döner dünyaya diyemedin." Geçmekte olduğumuz zor zamanlardan çıkış yolumuzun şiirden geçtiğini ben bildim, eller bilmedi. Teselli şairin dilinin ucundaymış, ben unuttum, şimdi hatırladım, eller de hatırlasın isterim.
Şükrü Erbaş okurken insanın içindeki isyan dizginleniyor. Gene kızıyorsun, gene öfke, gene bocalıyorsun ama aydınlık var gerisinde, görebiliyorsun. Aklın yolu bir, sevmek marifetmiş, herkes beceremez diyebiliyorsun.
Şairin marifeti sevgi sözcüklerine her zamankinden çok ihtiyacımız olduğu bu zor zamanlarda, bir unutuşu hatırlamak olarak çıkıyor karşımıza. O konuşuyor, biz dinliyoruz. Gözlerimiz yorgun, aklımız duru, yüreklerimiz coşkun.
"insanın kendinden başka kimseye gücünün yetmediği bir tuhaf incinme saatleri.." oldu bu kitabı okumak. "ırmakların sesini duymasaydık ne yapardık bilmiyorum, biliyor musun, yaşamanın dayanılmaz bir hal aldığı zamanlarda içimizden birisi hikaye anlatmaya başlar " işte şu sıralar o hikayeyi anlatan şükrü erbaş oldu..
“İnsan sevmezse dünya bir yaşama cezasından başka nedir ki, diyemedim.“ “Sevme korkusu öyle kötürüm etti ki herkesi, yalnızlıktan bunalan insan, dönüp yine kendi yalnızlığına sığınıyor.”
**Şükrü Erbaş, ortak yaşadığımız duyguları, eşsiz bir dille, içtenlik ve alçakgönüllülük ile harflere dökebilen, özendiğim, kıskandığım bir yazar. Hatice Hanım veya Ömür Hanım yerinde olup beraber zaman geçirmeyi, sevginden, insanlıktan, adaletten, acıdan, hüzünden, müzikten, tarihten, şiirden konuşmayı, insanlıkla dertlenmeyi istediğim sayılı insanlardan. *Sonra ‘Taşlara Vuran Acı’ adlı şiirinden birkaç mısra geliyor aklıma; “Ömür hanım, dedim. Benim dedi. Yalnızlık yıkıcı dedim. Bilmem mi, dedi. Hele geceleri, hele sen evdeyken.” *Tek başına yalnızlık mı? O’nla beraberken olan yalnızlık mı? “hem insan yaşarken sudan / severken yalnızlıktan başka nedir?“ *Yaşayarak seviyorum… payıma su gibi damla damla yalnızlık düşme pahasına…
“Ağaçlar çiçek açmasaydı. Kar, sonsuzluğun fotoğrafını avlularımızda sermeseydi. Rüzgâr dağları evlerin içine getirmeseydi. Yağmur sararan otları gökyüzüyle boyamasaydı. Bir başka yalnız olmasaydı yanımızda. Gece, üstümüzü merhametle örtmeseydi. Irmakların sesini duymasaydık ne yapardık bilmiyorum.”
“Biliyor musun, insan tanrısını içinde yaşıyor ama hep uzaklara dua ediyor.”
“Gönül yorgunlugu ne, biliyor musun? Gökte yıldızın kalmıyor. Gölgen bir yere sığmıyor. İçindeki şarkı içinde boğuluyor. Penceren sokağı bakmıyor…Dünyanın bütün cenazeleri evinin önünden kalkıyor. Her gün bir arkadaşın büyüdüğünüz zamanlarda kayboluyor. Girdiğin çıktığın bütün kapıların önünde yabancı, ardında yalnızlık olup kalıyorsun...”
Maalesef, hiç olmamış. Belki ilk birkaç denemesi fena değil ama geri kalanı aforizmaların derlemesi gibi. "Türkçe edebiyatı" fikrini savunmuş olması da üzerine tuz biber ekti.
Kitaba dair sevdiğim tek şey aldığım günü anımsatması oldu. Arkadaşımla Kırmızı Kedi'den alıp, Karaköy'e yürümüştük.
TAŞLARA VURAN ACI Hatice, dedim. Ben Leyla’yım, dedi. Ürperdim.Yol kayboldu.Ay sustu. Rüzgar bütün yapraklardan çekildi. Yalnızlık işte, dedim. Yok, dedi, sevmek arzusu. Bir tek ölüler yalnızdır. Bir daha ürperdim. Gülümsedi. Su gülümsedi.Kedi kalbime yürüdü. İnsanlar, dedim, konuşmuyor, dinlemiyor Herkes bir top pıtrak ötekinin ağzında. Korku, dedi. Bilmek korkusu Anlamak korkusu. Yaşamak korkusu.
Okuduğum yazarların özel günleri hakkında pek bir bilgim yoktur. Önemli mi? Emin değilim. Belki onları yeterince anlamak için evet. Bir kaç yıl önce vefat etmişti Şükrü Erbaş’ın eşi, anımsıyorum. Kitabı okurken ruhuna rahmet diledim. Gerçi kitabın sonlarında geçiyordu; “Başsağlığı dilemek/ Garibime gidiyor/ Ölen öldü, sen yaşa/ Küçültmeye benziyor.” Haklı da. O kadar kötü günlerden geçiyoruz ki insan illa ki yaşama dair çok daha fazla düşünüyor. Özellikle de evde karantinada olanlar için. Bir sağlık çalışanı olmama rağmen yani çalışıyor olmama rağmen, ben de sürekli hayat/ım üzerine düşünüyorum. Böyle bir zaman diliminde ‘yaşamak’ da -ölümün zıddı olarak- maharet olsa gerek. Kaybı olanlara baş sağlığı diliyorum. Dertlerle yoğrulmuş bir edebiyata hasret kalmışım. Esaslı dertler esaslı edebiyat…Gerçi bizimkisi dertsizliğin verdiği dertlenme hali; bunu hatırladım okudukça. İnsanlardan, kendinden soğumanın gönül yorgunluğu ve tabi ki yalnızlık. Bizi bitiren yalnızlık. İnsanları dertleri birleştirir, derler. Yalnızlıkla boğuşan onca insanın bir olamama hali. Necatigil’in dediği gibi; “Ama sıfır çarpı yalnızlık/ Toplasalar hepimizi”. Bir deneme kitabı; Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya. Çırpınmaya bile bir erinme hali benimkisi ama yazmak zorunda olduğumu hissettim. Çünkü tutku olmadan, yazma tutkusu olmadan yalnızlığın bile olmayacağını söylüyor Erbaş.
"Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya" Şükrü Erbaş'ın bazı mecralarda yayınlanmış yazılarından oluşan bir deneme kitabı.
Kitap Arthur Miller'ın “Bir zamanlar insanlar hayatlarından memnun değillerse devrim yaparlardı. Şimdi alışverişe çıkıyorlar. Tamamen bir hafıza kaybı dönemi yaşıyoruz.” sözüyle başlıyor.
Şükrü Erbaş'ın geçmişe olan özlemini çoğu denemesinde iliklerimizde hissediyoruz. Şiir yazmasaydı delireceğini söylüyor bize, her şair gibi. Gönül yorgunluğunun ne olduğunu tekrar tekrar okumamıza sebep olan en derin cümlelerle bize anlatıyor. Sosyal medyanın aslında nasıl bir veba olduğunu bize hatırlatıyor. Kendisiyle yapılan 1-2 söyleşiyi okuyoruz bir de , sorulara verdiği kısa ama öz cevaplarla bizi büyülüyor.
Şükrü erbaş beni asla hayal kırıklığına uğratmıyor…Yalnızca şiirleri degil aynı zamanda kısa düz yazıları bile muazzammış. Her konu hakkındaki düşünceleri sahip oldugumuz tüm bakış açılarına bir yenisini katıyor resmen. Gerçekten bir kitaptan alabileceğiniz duygu ve anlam dolu her beklentiyi karşılayabilir bana kalırsa. Sondaki röportajlar da ayrıca hoşuma gitti , beğendiğim bir kitap varsa yazarının nasıl biri olduğunu tanımak isterim şahsen. Çok çok güzeldi , muhtemelen baş ucu kitabım olacak uzun bir süreliğine…
"Ölüm yok. Ölüm korkusu da. Özgürlük saçma! Başkaları kalmadı. Onu göklere çıkaran, yerlere gömen aşkın deliliğinden de kurtuldu. Zaman sadece kendisi. Başka hayatlar kalmadığı için başka hayatlardan ara ara kalbine yürüyen o tuhaf endişe de, üzüntü de yok. Anlamanın azabından kurtuldu. Sadece inanıyor. Öyle bir hiza buldu ki kendine, o güzelim, biricik hikâyesi, önce tuhaf bir can sıkıntısına, sonra da yalnızlık korkusuyla herkesten yapılmış bir yalana döndü."
This entire review has been hidden because of spoilers.
Şükrü Erbaş'ın nahif dili, konulara bakış açısı, hayattan etkileniş biçimi hakkında altını çize çize okuyacağınız güzel bir kitap. Yazarın bir çok yazardan etkilendiği metinlerden parçaları da bulabilirsiniz.
Modern insanın anlamsızlığı ve kendisiyle beraber anlamsızlaştırdığı dünyaya bir sesleniş. Şükrü Erbaş'ın şiirlerini genel olarak çok sevsem de maalesef düz yazılarıyla aram iyi olmadı.
“.. sen geliyorsun. kalbim boğulacak. hasret sensin. bütün kapılar kavuşma. bütün sokaklar müjde geleceksin. yağmur yağacak. ben ağlayacağım bunu yazıyorum. bunu bin kez yazıyorum yoksa yalnızlık öldürecek. yoksa kimseyi sevmeyeceğim. ..”
Şiirden pek anlamayan biri olarak bir arkadaşımın hediye etmesi sonrası okudum bu kitabı. Çok etkilendim ve Şükrü Erbaş' ın yaklaşık 10 tane daha kitabını sipariş ettim bitirdikten sonra. Okuduğunuzda çok beğeneceğinizi düşündüğüm bir kitap, denemeden geçmeyin derim :)
“İnsanları yaraları da birleştirmezse daha ne birleştirir değil mi?”
Yazardan okuduğum bilmem kaçıncı kitap oldu Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya. Modern çağın en iyi yazarlarından. Kitabın içerisinde, gazete ve dergilerden derlenmiş yazıları ve üç şiiri var. Okuduğum eserlerinin içerisinde belki de ilk defa yazara ve dünyaya bakış açısına dair ipuçları bulduğum kitabı oldu. Deneme türü olduğundan olsa gerek. Diğer okuduklarım şiir kitaplarıydı genel olarak. Düz yazıda da harikalar yaratıyormuş anlamış oldum :) Şükrü Erbaş okumak benim için içime, kendime dönmek demek. Hayata dair uzun uzadıya düşünmek demek. Kendini aramak ve ararken de kaybolmak demek. Çok seviyorum, külliyatını da tamamlamak istediğim yazarlardan birisi. Aşağıya çok beğendiğim iki alıntısını bırakmak istiyorum. Belki yazarla hala tanışmayanlar varsa vesile olmuş olur, kim bilir 😌
#alıntı 🍃“Sevme korkusu öyle kötürüm etti ki herkesi, yalnızlıktan bunalan insan, dönüp yine kendi yalnızlığına sığınıyor.” 🍃 “Daha çok geçmişten konuşuruz. Gelecek bizim için acıklı bir zaman artık. Bugünü dersen yılgınlık gibi bir şey, neyini konuşacaksın. İçindesin işte!”
Şükrü Erbaş çok uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı, bu kitabını da "Ömür Hanımla Güz Konuşmaları" şiirini okuduktan sonra almıştım ancak şimdi okuyabildim.
İlk sayfaları keyifli gibi gelse de kitabın yarısına doğru iyice soğudum. Denemelerin neredeyse hiçbirinden duygu alamadım, samimiyetten uzak yazıldıklarını düşünüyorum. Cümleler var evet ama içleri boş kabuk gibi adeta. Okuyup geçiyordum sürekli, son denemelere doğru durum daha da saçmaladı çünkü gündeme dair yazılmış, bağlamı kopuk, politik denemeler eklenmişti. Başı, sonu belli olmayan bu eleştirel denemelerinden sonra çok şükür kitap bitti.
Gerçekten de hayal kırıklığıydı, sağlık olsun diyebiliyorum yalnızca.