„Mehmed Uzun bär alla sina minnen hit till oss. Granatäpplets röda färg och snöflingorna som faller i exilen delar inte hans värld i två för varandra främmande halvor. De smälter ihop. Främlingsfientlighet brukar debatteras på normalprosa. Detta är egensinnliga och konstrika essayer. De hör lika mycket hemma här som snöflingor och lika lite som granatäppelblom. De är berättelser och tal mot det han kallar för vi-pesten.“ Ur Kerstin Ekmans förord
Mehmed Uzun har lovprisats för sitt sätt att gestalta det starkt poetiska och politiska i at minnas, i att tala och föra berättelserna vidare. Idag är han en av de viktigaxte förkämperna för sitt spräk och sin kultur. Samtidigt som han är en hängiven förespräkare för gränslösa kulturutbyten. Han reser världen över, han låter oss möta kurdiska trubadurer och sjungande armeniska skomakare och visar på vad som förenar människor, inte vad som skiljer dem åt.
Mehmed Uzun (1953 – October 10, 2007) was a contemporary Zaza-Kurdish writer and novelist. He was born in Siverek, Şanlıurfa Province, Turkey. Although the Kurdish language was outlawed in Turkey from 1920 to 1990, he started to write in his mother tongue. As a writer, he achieved a great deal towards shaping a modern Kurdish literary language and reviving the Kurdish tradition of storytelling. From 1977 to 2005 he lived in exile in Sweden as a political refugee. During his time in Scandinavia, he became a prolific writer, author of a dozen Kurdish language novels and essays, which have made him a founding member of modern Kurdish literature in Kurmanji dialect. In June 2005 he returned to Istanbul, Turkey. He was a member of the PEN club and the Swedish writers association. On May 29, 2006, it was revealed that Uzun had been diagnosed with cancer.[1] Following treatment at the Karolinska University Hospital of Stockholm, in Sweden he returned to Diyarbakir, Turkey, where he died, aged 54. (Wikipedia)
"Adım Mehmed, Soyadım Uzun. Aslında ne adım Mehmed, ne de soyadım Uzun. Gerçek ismim yasak olduğu için Mehmed oldum. Gerçek soyadım yasak olduğu için Uzun oldum. İnsan olarak hiçbir değerim olmadığı ve ehlileştirilmesi gereken bir sürü'nün mensûbu olarak görüldüğüm için de künyeme kolaydan 1.1.1953 yazıldı"
Böyle tanıtır Mehmed Amcamız kendisini ve gıyabında aslında tüm "ötekileri".
Nar Çiçekleri ile ilk tanıştığımda o Gavur Mahallesi'ni görmek istedim. Nar Çiçeklerinin olduğu o güzel mahalleyi. Eski Diyarbakır'ın en güzel yüzü. Tabi ki artık öyle bir mahalle bulunmuyor lakin hayallerinizde kurduğunuz o güzel mekân öylesine büyülü kalıyor ki Mehmed Uzun sayesinde.
Nar Çiçekleri Kürtlerin hikâyesi değildir yalnızca, yeryüzünün her bucağında ezilmiş ve hor görülmüş olanlar ile karşılarındaki zalimlerin hikâyesidir.
Gerek Türkiye'ye, Türkiye'nin nazarında da dünyanın son 100 senelik politikasına ışık tutuyor, 9 farklı deneme üzerinden. Ötekileştirmenin, çok kültürlülüğün, sürgünlerin, asimilasyonun üzerinden birer birer söylüyor stranlarını, akıp gidiyor içimizden her bir cümlesi.
Peki ya onlar? Bizim gibi olmadıkları için kendimizden kabul etmediklerimiz? Kimi yerde bizden olmasını arzuladıklarımız, kimi yerde çeşitli biçimlerde asimile etmek istediklerimiz, kimi yerde de etnik temizlik zor ve şiddetle "biz" haline getirmeye çalıştıklarımız? Ya onların "biz"i?
"Yaşam buydu işte, çatlayan olgun narlar, bembeyaz tüller ve kan kırmızısı damlalar."
Dırêj Meheme Kürdlerin ve dünyadaki diğer halkların sorunları ele alıp bunları nasıl insancıl, demokratik ve birlik bereberlik içinde çözülebileceğini çok güzel bir şekilde anlatıp, çok güzel önerilerde bulunmuş ve bundan dolayı bu kitabı çok sevdim.
Yazarın daha önce bir romanını okumuşum üzerine bu denemesi daha farklı geldi. Roman çok sarmamıştı ama denemede meramını daha net anlatmış. Bir de olayı çok yönlü ele almış ve daha çok kendi müzdaribi olduğu kısmının üstünde yoğunlaşmış fakat bunu yaparken belirli bir düzen izlememiş gibi geldi. Yani yazarken farklı milletlerden farklı örnekleri de ön plana çıkarıyor fakat genel olarak biraz ortaya karışık geldi, bir de tek yönlü anlatmış. Tabii ki insan bu şekilde okuyunca çok daha farklı hissediyor, ben de bu kültürle yetişmemiş biri olsam ve bu denemeyi okumuş olsam mesela çok ayrı hislere bürünürüm. Yani binlerce insanın yaşamını uğrunda feda etmiş olduğu yıllardır süren ve sürmeye devam eden iç savaş bu kadar romantize edilmemeli.