Gılgamış’ın ölümsüzlük peşinde yaşadığı şiirsel yolculuğun anlatıldığı Gılgamış Destanı, bilinen en eski edebi metin. Kil tabletler üzerine çiviyazısıyla yazılmış/kazınmış bu destan neredeyse "yazı" kadar eski.
Ünlü Asurbilimci Jean Bottéro’nun, destanın yeni kazılarla gün ışığına çıkartılmış tüm parçalarını ilk kez bir araya getirerek Akkadcadan Fransızcaya aktardığı ve dipnotlarla zenginleştirdiği bu yapıt, Orhan Suda’nın usta çevirisiyle Türkçede.
Jean Bottéro (30 August 1914 – 15 December 2007) was a French historian born in Vallauris. He was a major Assyriologist and a renowned expert on the Ancient Near East.
L'epopea di Gilgames è una delle prime opere scritte dall'uomo o almeno tra le prime ritrovate. Purtroppo molte parti sono perdute nel corso dei millenni, ma una buona parte è stata ricostruita e qui trascritta dal cuneiforme incise su tavolette d'argilla. Più di 4000 anni son passati dalla stesura di quest'opera, ma l'uomo è pressochè lo stesso con le sue paure, le sue gioie, virtù e dolori. Cos'è la morte? C'è una "vita" dopo la morte? La ricerca dell'immortalità, che solo gli Dei hanno. Ci potrà mai essere la Vita senza la Morte?
Un'opera affascinante, che apre molti spunti per letture future sulla mitologia sumerica, accadica, babilonese, purtroppo non coinvolge totalmente, per colpa dei pezzi mancanti, che rendono la lettura spezzettata e singhiozzante. Però questa defezione, rende l'opera misteriosa, come soffusa da una nebbia ancestrale di ignoto errare, attraverso qualcosa di onirico, etereo!
Uygarlığın ilk edebi eseri olduğu bilinen Gılgamış Destanı -ben sıkıcı bir metin beklerken- diliyle anlatımıyla beni büyüledi. Dili, metaforları bu kadar etkili bir şekilde kullanması bu metni neden şimdiye dek okumadım pişmanlığını da uyandırdı içimde. Zaten bildiğimiz bir hikaye Gılgamış’ın ölümsüzlüğü ararken ve bulmuşken bunu bir yılana kaptırışı.. Ölüm karşısında insanın çaresizliği.. dostluğun gücü..
Jean Bottero’nun hazırladığı bu baskı gerçekten çok ama çok kapsamlı ve aydınlatıcı. Yer yer dipnotları okumak ve girişteki uzun tanıtım yazısı destanla aramıza girse de, bir kere dizelerin içime girince kaptırıp kayboluyorsun hikayede. Binyıllar öncesinde yaratılmış bir metnin Bugünün insanını bu kadar etkilemesi bana çok çarpıcı geldi. Burada iki nokta var sevdiğim, biri Gılgamış’ın karakter olarak tüm tanrısallık vurgusuna rağmen çok nesnel bir şekilde inşa edilmiş olması. Annesiyle olan ilişkisi ve görülen rüyalar, yapılan tekrarlar bu nesnelliği artırıyor üstelik çok abartılı insanüstü betimlemeler yer alsa da ben Gılgamış’ın mertliğinin içindeki o insanlığını çok sevdim. İkinci nokta ise Enkidu’nun hikayenin başından beri Gılgamış’ın bir yansıması olarak yaratılmış olması. İkisinin dostluğu ve birinin ölümünün diğerine kendi ölümünü anımsatması... Gılgamış’ın köyden kente geçişte de önemli bi yerde durduğunu yazar Mumford Tarih İçinde Kent kitabında. Çünkü Gılgamış geleneksel olana bir karşı çıkıştır, yeniyi arayandır. Bu anlamda da keyifli bi okuma oldu benim için. Mutlaka herkesin okuması gereken bir Metin olduğunu düşünüyorum.
Cinque stelline solo perché non posso darne dieci. Non so se L’Epopea di Gilgamesh sia l’opera più bella che abbia mai letto, ma è sicuramente quella che mi ha dato più gioia. Perché leggere questa storia significa leggere la prima storia. E lì dentro c’era già tutto: l’amicizia, la paura della morte e, soprattutto, il desiderio di lasciare un segno nel mondo. Gilgamesh è un re arrogante, irrequieto, che trova in Enkidu un amico vero, uno specchio di sé. Insieme affrontano mostri, sfidano gli dèi, e poi, quando arriva la perdita, Gilgamesh si ritrova solo con la domanda più antica di tutte: possiamo sfuggire alla morte? Più leggevo, più mi rendevo conto che, in un certo senso, tutto è iniziato da qui. L’idea stessa di raccontare storie, di metterle per iscritto, di usarle per dare un senso alla vita. E la cosa straordinaria è che, dopo millenni, funziona ancora. Gilgamesh è ancora vivo, e con lui la sua paura, il suo coraggio, la sua voglia di qualcosa di più. Se c’è un libro che mi ha reso felice leggere, è questo. Perché non è solo una grande storia: è LA prima grande storia. E sapere che tutto è partito da qui dà una gioia difficile da spiegare.
Indubbiamente, la migliore edizione in italiano dell'Epopea di Gilgames, in quanto è presente non solo la traduzione di J. Bottero, ma anche un accurato saggio nel quale viene illustrata con dovizia di particolari l'origine del mito sumero.
Al no tener ningún registro completo, sólo restos de tablillas mejor o peor conservadas, cada edición intenta resolver el problema de mejor o peor manera. Yo, que he leído bastantes ediciones, considero que esta de Jean Bottero es la mejor de las que me he encontrado.