Sağım Solum Önüm Arkam geniş bir karakter kadrosuyla yakın tarihimizi, geçtiğimiz kırk yılı kat eden bir roman. İki ailenin, Selen ile Ceren ve Eylem ile Devrim adlı kız kardeşlerin hikâyesine yoğunlaşıyor. Küçük bir Ege kasabasında yaşayan genç kızlar sağ sol saflaşmasına, mahalle çocuklarının çekişmesine tanık olurlar. Gelgelelim hiçbiri sadece seyircisi değil bizzat faili de oldukları bu gelişmelerden yara almadan kurtulamaz; günbegün şiddetin gemi azıya aldığı bir ortamda katledilen gençliği, darbe dönemini ve baskıyı yaşarlar.
Günümüzü de anlatan bu roman, başkarakterlerin büyükşehre göçlerini, kuşak çatışmasını, kardeş rekabetini, aile kurma çabaları ve aşklarını gözler önüne seriyor. Tacizlere, baskıya, haksızlıklara karşın hayata tutunan kadınlar bir yandan da hâkim eril kültürle hesaplaşıyorlar. Özellikle de tükenmeyen arayışları ve adalet duygusuyla gazeteci Selen… Ne var ki bu nitelikleri onu yıllar önce işlenen siyasi bir cinayetin ardındaki sır perdesini aralamaya, daha da ötesi, gerçeklerle duyguları arasında bir seçim yapmaya zorluyor.
İlk öykü kitabı Filedelfiya Hikayeleri’yle dikkatleri üzerine çeken Yeşim Erdem, bu ülkenin yakın tarihine ve gerçeklerine sakınmasız bir gözle baktığı Sağım Solum Önüm Arkam’la okurlara dolu dolu bir roman veriyor.
Yeşim Erdem'in ikinci kitabı Sağım Solum Önüm Arkam.
80 darbesi döneminde Filedelfiya Mahallesi olarak bilinen Manisa Alaşehir'de bir kasabada başlıyor, 2005 yılına kadar uzanıyor. Çok karakterli yapısına rağmen karakterlerin tek tek ayrışmasını epey güçlü buldum. Yazarın 500 sayfalık bir kitapta sonuna dek dil bütünlüğünü sağlaması, duru bir anlatımla ilgiyi merakı hiç kaybetmeden kurguyu devam ettirebilmesi harikaydı. Daha da önemlisi beni o kadar çok etkiledi ki, zaman zaman kitabı boğazımda koca bir düğümle kenara bıraktım.
Uzun zamandır bu kadar soluksuz okuduğum bir kitap olmamıştı. Sağım Solum Önüm Arkam temelde Manisa’nın Alaşehir ilçesinde yaşayan insanların 80 darbesinin hemen öncesinde başlayıp günümüze kadar uzanan hayatları üzerinden ülkenin yakın siyasi ve toplumsal tarihine ışık tutuyor. Tıpkı - bir önceki paylaşımda bahsettiğim- Berlin’de olduğu gibi büyük siyasi bir değişimi politikacıların perspektifi yerine halkın yaşamındaki değişiklikler üzerinden vermeyi tercih eden bir yapısı var ki her iki kitabı da bu kadar güzel yapan bu aslında. Hiçbir karakter okur sevsin ve kitabı taşısın diye düşünülerek kusursuz bir şekilde yaratılmamış. Aksine tam olarak o dönemleri yaşayan insanlar gibi kendilerine göre doğrularıyla, yanlışlarıyla gri bölgelerde dolaşıyorlar. Bu yüzden de bir hayranlık geliştirmekten, koşulsuz sevmekten ziyade her biriyle belli bir empati geliştirip anlayarak bağ kuruyorsunuz. Buna bir de Yeşim Erdem’in kullandığı dilin sadeliği eklendiğinde kitabı okurken hikayeye dahil olmanız kaçınılmaz oluyor. Özellikle de son yıllardaki siyasi tarihi ele alan kurgularda çok sık karşılaşılan eleştiriyi kör gözüne parmak sokar gibi yapılmasının karşısında bir şeyleri anlamayı okuruna bırakan tarzına bayıldım. Sayfa sayısından mı kaynaklı bilmiyorum çok fazla okunduğunu görmedim Ben de @hinoandthebooks ‘un katıldığı podcasti dinledikten sonra haberdar olmuştum ve onun önerisi ile okudum. Ülkenin yakın tarihine bir göz atmak ve bugün hala çözmeye ya da başa çıkmaya çalıştığımız bazı sorunların kaynağını görmek, bunu da çok iyi bir anlatıyı takip ederek yapmak isterseniz bu kitabı mutlaka okuyun.
Yine beni hayalkırıklığına uğratan çağdaş edebiyatımızdan bir dönem romanı (H.Hükümenoğlu’nun Körburun’u ya da A.Koç’un Sırlıçeşme’si gibi.) 510 sayfayı büyük bir sadakatle ve hastalık sebebiyle evden pek çıkamadığım üç günde okudum. Sonuçta kaybettiğim vaktime yandım. Öncelikle bu romanı okumak bende sanki karşımda çok geveze biri var hissiyatı uyandırdı. Tamam akıcı yazılmış, okuma kolaylığı var bu açıdan. Ama akıcılık tek başına yeterli değil tabii. Her şeyi kafamıza çakarcasına kurgulanmış bir roman, o onu dedi, bu bunu dedi, o öyledir, şu böyledir… vs. Adeta neyi nasıl düşüneceğinize kadar saydırıyor. Olay örgüsünün ikna ediciliği zaten tartışılır. Karakterler zorlama, sağ kanattakiler özellikle tam karton. Dönemsel sıçramalar (1980 öncesi, 1995 ve 2005 olarak üç bölüm) yerine pek oturtulmamış. Sonu da aceleye getirilerek bağlanmış, pedofiliden eşcinselliğe yerli yersiz her şey yedirilmeye çalışılmış romana. Bu mecrada iyi yorumlar almış ancak ben maalesef farklı düşünüyorum.
Hani bazen keşke bu romanı daha önce okumamış olsaydım da o okuma zevkini şimdi tatsam dersiniz ya, bu roman benim için kesinlikle o kategoride. Kolay kolay unutacağımı da sanmıyorum. 80 darbesi öncesi ve sonrası yaşanan olaylar, ilk aşkların asla unutulmaması,abla-kardeş ilişkileri, ilişkilerin yıllar sonra evrildiği haller, beklenmeyen olaylar ve yarattığı etkiler, yer yer gözyaşları... Hacimli olmasına bakmayın, sürükleyiciliğiyle elinizden bırakamıyorsunuz. Yazarın öykü kitabını da en kısa zamanda edinmek istiyorum, sonrasında çıkaracağı kitapların da sıkı takipçisi olacağım.
Yeşim hanımın hikaye anlatıcılığına hayran kaldım. 80 darbesi gibi bir konuyu hiçbir şekilde romantize ya da dramatize etmeden o kadar iyi anlatmış, karakterleri kitap boyunca ayırabilmeyi o kadar güzel kotarmış, hiçbir karakteri karikatürize etmemiş ki buna müsait karakter olmasına rağmen. bu hikaye anlatıcılığında benim en çok hoşuma giden şeylerden birisi edebiyat parçalamaya çalışmamış olması. durum değil bir olay hikayesi olduğu için olan biteni gözler önüne sermeye uğraşmış ve bunu da çok iyi başarmış. 510 sayfanın hiçbir satırında zorlama tek bir cümle yok. böyle bir kitabın yeterince duyulmamış olmasını neye yorayım bilemiyorum. belki yeni nesil için 80 darbesi ve etkileri güncelliğini yitirmiştir ve bu çağda yaşayanların hayatında bir etkisi olmadığını düşünüyorlardır fakat kitabı okuduğunuzda o dönemin insanları da betonlaşmadan, yozlaşmadan, eğitim sisteminin bozulmasından, işsizlikten ve alım gücünden şikayet ediyorlar. böyle iyi bir hikaye anlatıcısıyla karşılaştığım ve türkiye'deki bir dönemi türkçe okuyabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum.
Hatırla Sevgili dizisini sevenler bayılır bu romana. Seksen darbesi öncesinden günümüze Türkiye'nin başına gelenleri küçük kasaba insanları üzerinden anlatıyor. Sabaha kadar okuyup bitirdim, bırakamadım elimden. Gayet güzel.
Elimden bırakamadan okudum. Gerçekçi karakterler , sürükleyici bir olay örgüsü , üstten bakmayan empatik bir üslup… Türk romanının son yıllarda okuduğum en iyi örneklerinden biri .
Çok keyifle ve sayfa sayısına göre çok kısa bir sürede okudum. Yeşim Erdem’in ilk romanıymış. Sade-akıcı dili, kurgusu, olay örgüsü, zengin ve derinlemesine analiz ettiği karakterleriyle başarılı bir ilk roman. Yazarın yeni romanlarını heyecanla bekliyorum:)
Hikayede bazı yerler potluk yapsa da özellikle 70ler sonu 80ler başı Türkiyesine bir kasabanın içinden bakmak güzeldi. Özellikle ilk yarı oldukça akıcıydı. Ortalara doğru biraz durağanlaşsa da toparladı. Beğendim.
Gözlem gücü mükemmel bir yazar. Geçtiğimiz 40 yıllık sürecin siyasi hayatına gerçekçi bir bakışla yaklaşmış güçlü bir kalem. Kalabalık bir karakter kadrosunu usta bir anlatımla tek tek hafızalarıniza kazıyabilmeyi başarmış. Mutlaka okumalısınız 👍
Kitabın kurgusunu çok güçlü buldum. Tek bir kelimeden yola çıkıp harika bir paragrafa dönen cümleler zihninizi asla boş bırakmıyor. Hepimizin bir köşesinden veya tam ortasından yaşadıklarını müthiş detaylarla anlatmış Yeşim Erdem. Politikayla olduğu kadar günlük dertlerle dertleniyor ve gülüyorsun. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Üç bölümden oluşan kitap 70’lerde başlıyor 2005 yılına kadar geliyor. Bu uzun süreç zaman atlamalarıyla verilmiş. Kitapta en bağdaştıramadığım şey de bu oldu aslında. Geçen zaman çok uzun ikinci bölümde 15 yıl geçiyor üçüncü bölümde ise 10 yıl geçiyor. Gençlik dönemlerinde tanıştığımız kahramanlar 40’lı yaşlarına geliyor. Arada geçen zaman uzun fakat kahramanların dönüşümü derinleştirilememiş. Neyi niye yaptıklarını anlayamıyoruz. Kahramanların ağırlığı da bölümden bölüme değişiyor. Her konuya değinmek istemek ne yazık ki kahramanların gerçekçiliğini zedeliyor. Küçük bir kasabada başlayan romanın çevresi genişledikçe toparlamak da güçleşiyor. Bu kadar irdelemezseniz okunabilecek bir roman.
Çok sevdim, çok beğendim. Çok fazla yazım ve dizin hatası olduğu için 5 yıldız vermedim yoksa roman kendi başına kesinlikle 5 yıldızlık. O kadar etkilendim ki karakterlerden özellikle Selen ve Ceren bir süre daha kafamın içinde konuşmaya devam edecek. Sadece sonunun biraz aceleyle bağlandığını düşündüm. Selen’in kitabın sonlarına doğru yaşadığı yüzleşmeden sonra bunu nasıl atlattığını, öğrendiklerini nasıl kabullendiğini okumayı isterdim mesela. Yüzleşmenin diğer tarafının da yaptıklarının karşılığını bulmasını umardım ama elbette her zaman böyle ilerlemiyor ilahi adalet. Bir de Aslı’nın ağzından da bir şeyler okumak isterdim, o kısım geçiştirilmiş gibi geldi. Belki roman daha fazla uzamasın diye kesilmiştir, bilemiyorum. Yeşim Hanım’ın kurgusu ve insanı ilk sayfadan direkt içine alan yazımı çok güçlü. Kendisinin öykü kitabını da okuyacağım. Yeni romanını da merakla bekleyeceğim. Bu kitaptan ben de @hinoandthebooks hesabının sahibi Sinem Hanım’ın Okur Sohbetleri podcastini dinledikten sonra haberdar oldum, kendisine çok teşekkür ederim. Onun da belirttiği gibi bu kitabın bu kadar az bilinmesini ben de esefle karşılıyorum. Özellikle ilk 300 sayfayı anlatan 1979-1980 bölümü bence tek kelimeyle mükemmeldi. Yeşim Hanım’ın hikaye anlatıcılığını ve derdini hiç uzatmadan çok net cümlelerle anlatmasını çok sevdim.
Hikayesinden, coskusundan, meselesinden, dokunduğu her toplumsal ve kişisel travmadan çok etkilenerek, hayran kalarak okuduğum gayet başarılı bir roman. Ancak bir sorun vardı, temponun ritmin düştüğü, konuları birbirine bağlayan kısımlarda özellikle çok fazla yoğunlaşan anlatım bozuklukları, cümle anlamını aşırı bozan noktalama hataları, yanlış kullanılan tabir ve deyimler biraz okuma zevkini azalttı. Çok subjektif gozukmemesi için bir kaç örneği paylaşacağım.
"Yücel itiyle bir olup devrim yapan koylusunden zerre farkı vardı gözünde."
"Bunu onun gözünün içine baka baka, sırtındaki izler hâlâ geçmemiş ve muhtemelen ömür boyu hiç geçmeyecekken, bunu bilirken, bu zulmü edeni de bilirken nasıl kendi kızına böyle bir vicdansizlik yapabilirdi? "
"Ne ailesinden ailelik görmüş ne de Almanya'daki ailemsi oluşuma ailelik etmişti."
"Dünyanın en mutlu, en bebeğe özendiren yaratığı olduğunu düşünüyordu."
"Ceren'in görünüşü haricinde ilk dikkatini çeken şey, Selin'in kibarlığı oldu."
"Devrim'e bile kızından çok özel konuk muamelesi ediyor"
gibi gibi. Yine de güzeldi. Bunlara rağmen güzeldi:)
Nefis bir uzun roman. Bir suredir nedense hep kisa romanlar okuyormuşum, halbuki Rus, Fransız klasiklerinin derinlikli karakterlerini, bu karakterlerin geniş zaman dilimine yayılan hayat hikayelerini ve aslinda hayat hikayesi okurken bir donemi, donemin toplumsal olaylarını okumayi özlemişim. Yesim Erdem'in Sağım Solum Onum Arkam'i bana uzun roman okuma zevkini tekrar tattırdı. Kitabin ana karakterleri birbirlerine aile ve arkadaşlık bağlarıyla bağlı olan kadınlar. Bu kadinlar 20 yılı asan bir zaman dilimi boyunca ayri ayri varolma mucadelesi verirken, cevrelerindeki erkekler o kadınları çoğaltmaktan cok azaltan birer karakter. Anlaticinin kullandigi naif dil sadece anlatılan donemin agirligini hafifletmiyor, yer yer yasanan drama mizah da katıyor. Anlatim ayrica son derece sinematografik. Alasehir'in carsi caddesi, herkesin birbirini tanidigi esnafı, iki katli bahceli evlerinde büyüyen cocuklarin once Ege Üniversitesi ve sonrasında Istanbul yıllarıni okurken romani adeta izliyorsunuz.
Hakkında çok şey yazabileceğim ve konuşabileceğim bir kitap. Özenle tasarlanmış karakterler ve mekanlar, olayların geçtiği zaman dilimlerinin özel analizleri ve insana, insan olmaya ve kadın olmaya dair gerçekler. Sonuna dek giderek artarak süren bir heyecan ve mükemmel bir son. Bir kitapta aradığım herşeyi bulabildim diyebilirim rahatlıkla bu kitap için.
Küçük bir kasabada 1980 öncesi başlayıp 2005 Türkiyesi'nde son bulan Selen ve Ceren ile Eylem ve Devrim adlı kızkardeşlerin bu kasabada başlayıp çok farklı yerlere giden hikayesi temelde. Ancak kitabı özel kılan yazarın yarattığı yan karakterlerin de ana karakterler kadar önemli ve özel olması. Her karakterin getirdiği farklı konular ve bu konuların işlenişi çok güzeldi. Ruhuma işleyen bir kitap oldu.
Yeşim Erdem'i bu özel hikaye için tebrik etmek isterim. Son dönem Türk Edebiyatı içerisinde yakından takip edeceğim bir yazar oldu kendisi.
Su gibi akan yer yer karanlık yer yer aydınlık bir roman. Kimi yerde söz fazla uzatılmış gibi geldi bana. Belki 60-70 sayfa daha az olabilirdi sanki sayfa sayısı. Kendimden çok şey bulduğum için belki objektif yaklaşamayabilirim. Ama güzel sağlam bir kurgusu var kitabın. Hani yarattığı kurgu atmosferi etrafınızı öyle bir sarar ki gerçek dünyadan biri seslense duymazsınız. Bu da öyle bir kitap. Kitaba dair ikinci eleştirim ise çok kalabalık olması. Bazı karakterleri bilmesek de kitap ritmini bulmuş gidiyordu aslında diye sık sık düşündüm okurken.
Bu kitap için ne söylesem az. 1970'li yıllardan günümüze kadar gelen kapsayıcı bir roman. Küçük bir kasabada geçse de siyasetin etkisi herkes üzerinde varlık gösteriyor. Aynı kasabada yaşayan çocukluk arkadaşlarının hayatlarını okuyoruz aslında roman boyunca. Romanın nabzını tutan tabi ki hayatın onları nerelere sürükleyecek olmasıydı. Bir yandan çok heyecanlı ve sürükleyici diğer yandan da bir o kadar sarsıcı bir romandı.
Böyle romanlar okurken yakın Türkiye siyasi tarihini hiç bilmediğimi fark ediyorum. Roman olmasına rağmen bazı olaylara çok güzel bir iç bakış sağlıyor kesinlikle. Yeşim Erdem in kalemini ayrıca beğendim. Okurken hiç yormuyor ve devam etme istegi uyandırıyor. Kitabın sonunda biraz aceleye gelmiş gibi hissettim ama bazı karakterlerin kimlikleri güzel açıklanmıştı.
Çok karakterli dolayısıyla çok hikayeli kitapları seviyorum. Bu nedenle kitap beklentimi karşıladı. Konu güzel, anlatım güzel, kitabın hiçbir yerinde sıkılmadım,hatta beklemediğim ,çok şaşırdığım anlar oldu. Yani, güzel kitap.