“Peter’le el ele tutuşmuş, Kadife Sokak’ın biradan ve kahkahadan mürekkep şehvetli curcunasını yel gibi yarıp geçerek, ikindi vaktinin kalbine doğru çılgınlar gibi koşuyoruz. Ceplerimiz tıka basa altın paralarla, yorgun damatların, gerdeğin ertesi günü bir umut bozdurduğu, on dört ayar ince bileziklerle dolu. Barlar sokağının çakırkeyif yarı bakire genç kızları, bana gıptayla bakıyorlar. Hangi genç kız Kadıköy sokaklarında bir doksan boyunda bir zenciyle el ele koşmak istemez ki! Ama benim umurumda değil. Ben sadece on altı yaşındayım ve benden bir yaş büyük sevgilimle otuz bin euro’yu toparlamak için altı günümüz kaldı.”
Onur Ünlü’nün ilk romanı doludizgin, vurucu ve tavizsiz.
Sevgili Onur Ünlü. Bak kitabını goodreads te ilk okuyanlardanım. Düşük puan verdiğimi kabul ediyorum. Ama yinede bir anlamı olmalı senin için😊 Chuck palahniuk olmaya çalışıp olamamışsın galiba😊
"Bir kere düşmeye başlayıp bir yere tutunamazsanız, düşmenin kendisi bilinçli tercihinize dönüşür. Bu bilinç durumu, sizde sevinçli bir yaşama biçimi haline gelir ve bir süre sonra da düşmenin bizzat kendisi olursunuz. Artık düşmüyor, dünyaya düşmekle meydan okuyorsunuzdur." syf.138
Hayatın sillesini 12 yaşında yiyen bir kız çocuğunun trajikomik intikam hikâyesi. Bol afili sözlü, ters köşeli, mide bulandırıcı ama dil ve üslubuyla kendini bir çırpıda okutan iyi bir metin.
Onur Ünlü ilk romanı Kızçocuğu’nda her ilk roman yazarının düştüğü hatanın kurbanı olmuş ve dimağındaki güzellikleri cümle aralarına sıkıştırarak akışı ve okuru bilgi bombardımanına tutmuş. Bu romandan üç-beş roman çıkar. Yeniden ve birden fazla yazar tarafından yazılsa sonsuz son çıkar. (Bu her kitap için geçerli.) Kitabın içindeki referans kitaplar, filmler, yönetmenler çok iyi. Buradan ayrı bir okuma, izleme listesi çıkar. İlk yarısını “vay be, adamın kafa zehir gibi, ne kullanmış da yazmış bunları” dediğim kitabın ikinci yarısı zorladı beni. 227. sayfada kendisinin de yazdığı gibi: “Ama buna katlanacaksınız sevgili okur. Çünkü beni siz yarattınız.” Bir sonraki romanda beş yıldızı alacaktır kesinlikle.
Buna gerçekten gerek var mıydı sevgili Onur Ünlü Bey?
Başı sonundan bihaber upuzun ağdalı cümleler, sürekli şekil değiştiren gerçeklikten uzak özenti bir hikaye, sanki ardından zorla silah dayanmışçasına seri çıkılan tespitler -ve neredeyse hepsini daha önce okuduğum ''klişe'' tespitler- En nihayetinde şak diye bitiveren yazmak için yazılmış ya da tamamen duygusal sebeplerden yazılmış olduğuna ikna olduğum karman çorman bir metin. Üstelik kadın karakteri merkeze alan hatta ''kız'' ''çocuk'' ve hatta ''trans bireyleri'' okuduğumuz bu kitaptan fışkıran Onur Bey'in korkunç eril dili.
Tekrar soruyorum buna ne gerek vardı? Hadi kendisine yazar diyen Onur Bey yazmış, kitabı basan yayın evinin hiç mi şöyle sağlam bir duruşu olmaz. Elimde büyüdükçe büyüdü kah tutarsız ve saçma kısımlarına güldüm kah az önce bahsettiğim eril dile sinirlendim kah okuduğum şeyin ne olduğunu defalarca kez anlamaya çalıştım derken sancı çekerek bitirdim.
Onur Ünlü farklı alanlarda üretmekten kaçınmayan biri. Anlattığı şeyin uygun olduğu formu -mümkün olduğunca- benimseyip kullanmaktan çekinmiyor. Geçtiğimiz aylarda onu daha yakından tanımak isteyenlere önerebileceğimiz “Onur Ünlü: Bir Sürü Endişe’’ adında bir söyleşi kitabı yayımlandı Sel Yayıncılık tarafından. Ünlü’nün yeni filmi Topal Şükran’ın Maceraları ise 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarıştı. Kısa bir süre önceyse Onur Ünlü, stand-up gösterilerine başladı. Senede senaryosunu yazdığı ya da yönettiği birkaç film vizyona giriyor. Haliyle kendisi, son zamanlarda karşımıza çıkan en aktif sanatçılardan biri. Tüm bunların yanında bir de ilk romanı “Kızçocuğu“nu yazdı.
Hürriyet’te Ayşe Arman’a verdiği röportajda, aşağı yukarı 1000 saatte yazdığını söylediği roman, 1-2 haftada yazdığı senaryolarının yanında epey bir zaman ve emekle oluşturulmuş gibi görünüyor.
Onur Ünlü, müthiş bir zeka ve kaleme sahip değil yalnızca; 12 yaşında tecavüze uğrayan bir kızın ağzından acıyı, çaresizliği, intikamı, unutamamayı, affedememeyi, şiddetin o hiç geçmeyen halini böyle güzel anlatabilmek için gerçekten bambaşka bir vicdan ve duyarlılığa da sahip olmak gerek.
Çoğu zaman, ölümle sonuçlanmayan tecavüzlerle ilgili yaşamanın şans sayıldığı ülkemde; tecavüzün hiç de öyle eften püften trajik bir olay gibi olmadığı; yaşayanın içindeki acının, dramın vb. duyguların geçtiği ama şiddetin o hep taşınan balta gibi kişinin aklının bir köşesinde asılı kaldığı gerçeğini nasıl anlatmış, nasıl güzel anlatmış.
Sen çok yaşa Onur Ünlü! Ve artık filmi boşver, hep kitap yaz! Lütfen.😬
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitabı okurken benim çektiğim sancıyı zannediyorum ki yazarımız kitabı yazarken çekmemiştir. Sıra dışı, başı sonu belli olmayan, uzun ve gereksiz bilgi bolluğunun boğuculuğuyla bunaldım. Şimdi bağlayacak konuyu beklentisiyle sona geldim ama yok olmadı/olamadı… Seveni bol olan bu kitabı hiçbir şekilde sevemedim :/
Hikayesi fena değil ama Onur Ünlü, hayatı boyunca okuduğu tüm kitaplardan, izlediği tüm fimlerden, ilgilendiği tüm filozoflardan kitapta bahsetmek istediği için üstümüze isimler, aforizmalar, anektodlar boca ediyor. Bu da kitabı yorucu hale getiriyor. Ünlü keşke bu hikayeyi film olarak çekmeyi düşünseydi.
Kitabı okuyalı ve kitap hakkında düşünmeye başlayalı uzun bir zaman oldu fakat hala tam olarak yorumlayabileceğimi düşünmüyorum. Dahice. Hem çok fantastik hem çok gerçekçi. Yönetmen gözünden romanlar her zaman bir başka oluyor. Onur Ünlü’ye hayran olmamak mümkün değil bence kitabı okuyup, doğru yorumlayabilirsek. Okumaya ilk başladığımda çeviri okuyorum sandım. Fantastik bir giriş yapılmış. Dile alışmak biraz zaman alabiliyor fakat her romanda olduğu gibi 20. Sayfaları aştığınızda alışıyorsunuz. “Trigger” edebilme potansiyeli taşıyan bir çok olay var içinde o yüzden bir oturuşta değil de yavaş yavaş okumanızı tavsiye ediyorum. Dünya bu kadar kötü bir yer mi diyebilirsiniz. Gerçeği ve kurguyu birbirinden ayırt edemeyebilirsiniz. İlk dikkatimi çeken ve sonrasında da hep varlığını koruyan doğu batı sentezi hakimliğini sürdürdü. Kahramanın İslam altyapısı bence okuyucuyu biraz daha ılımlaştıracaktır kitaba. En azından bir köprü sağladığını düşünüyorum. Bir miktar genel kültür olmadan anlaşılabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Felsefe olsun edebiyat olsun bir sürü referanslar içeriyor ve kesinlikle notlar alırsanız çok güzel bir kitap listeniz ve araştırma konularınız olacaktır. Klasik bir roman beklemeyin. Kitabı herkese hitap ettiğini ve okuyan herkesin de kavrayabileceğini de düşünmüyorum. Türkiye’nin bir çok sorununu 16 yaşında bir kızçocuğunun ağzından trajikomik şekilde ortaya koymuş. Yüzünüze çok sert çarpıyor. Mideniz bulanıyor. Bu arada bir sayfada 110 kelimelik bir cümle var. Üşenmedim saydım. Benim uzun zamandır okuduğum en farklı Türkçe romandı. Hayal dünyasına sağlık. İyi okumalar.
Sarsıcı, aykırı, kibirli, can acıtıcı, şaşırtıcı aynı zamanda hep gözümüzün önünde olan can kesiklerini içimize batıracak kadar cesur bir kitap Kızçocuğu. Hiperaktif kurgusu bazı okuyucularca eleştirilebilir fakat bana göre bu kitaba böyle kurgu yazılır! Bu kitap baş döndürür, can sıkar, "Ne pis bir dünyada yaşıyoruz be!" hissini yaşatır. Romantik mi, hayır. Arabesk mi, asla. Etrafımızı çepeçevre sarmış her şeyle ilgili bu kitap. Aslında bizlerle ilgili, gerçeklerle ilgili. Yokmuş gibi davranılan, böyle davranıldıkça içimize daha çok giren o yıkıcı gerçeklerle ilgili. Böyle yazdığıma bakıp kitabın karamsar, lirik, ağlak bir kitap olduğunu sanmayın. Bu bir Onur Ünlü kitabı; yani mizahın yılan misali kıvrıldığı cümlelerle dolu ve zeki. Anlayana.
Herkes beğenmeyebilir ama ben sevdim. Bir seferde oturup bitirmesi bence mümkün olmayan kitap. 1 haftaya yaymaya rağmen sonuna doğru araç tutmuş gibi bi hisle bitirdim. Güzeldi. Atıfları çoktu çoğunu bilmiyorum bile. Cümleleri başlarken hah şundan bahsediyor diyorsun eklenen her kelimeyle hayır bundan bahsediyormuş diyorsun. Almanca öğrenen bir arkadaşımın dediği gibi cümlenin sonuna kadar neden bahsettiğini anlamıyorsun bile. Böyle bir şey yapabilmek bence büyük bir yetenek. Etkilendim.
"Gerçek bir şeyin inandırıcı olmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Hayatta bir şey olur. İster inanırsınız ister inanmazsınız."
Kızçocuğu zehir gibi akıllı, yerinde duramayan bir kızın, 16 yaşındaki Ayşe'nin sıra dışı, sert hikayesini anlatıyor. Ayşe'nin başından geçen neredeyse fantastik, onca macera ve zorluğa rağmen, alayına isyan diyerek her düştüğünde ayağa kalkması beni çok etkiledi. Onur Ünlü sıradan bir hikaye yazmamış, bize büyük bir maskeli baloyu ya da karnavalı, belki de bir korku tünelini tasvir etmiş. İçinden sayısız düşünürün, yazarın, sanatçının ve sanat eserinin geçtiği, felsefe, din, edebiyat, psikoloji, tarih, sanat, sosyoloji üzerine referanslarla dolu bir anlatı olmuş. Ben sevdim, ancak çok sayıda isim ve düşünce yüzünden kitabı kalabalık bulanlar olabilir.
Kitap ilgi cekici, sarsici bir o kadar da gerçek. Bu yönleriyle hem hizli tüketiliyor hem de son sayfayi kapattiginizda tüm vücudunuza yayilan bir ürperme birakiyor. Bunlar pozitif taraflari. Bunlarin yaninda romanin cogu yerinde karsimiza cikan çok uzun ve baglanmamis cümlelerden olusan paragraflar biraz yorucu. Ayrica roman icinde bilgi bombardimanini sevsem de yazarin biraz abartiya kactigini ve bu bilgi yumaklarini romanin kurgusu icine tam yediremedigini dusunuyorum Özetle Onur Unlu ilk romaninda etkili bir is cikarmis ama roman teknigi olarak gelismeye ihtiyaci var. bundan sonraki calismalarini merakla takip edecegim
Onikisinde tecavüze uğrayıp onüçünde anne olan Katolik Ermeni hafız 16 yaşındaki Ayşe Şekeryan’ın oğlu Hasan’ı arama hikayesine tanık olacaksınız. Onur Ünlü, İtirazım Var filminden sonra bu romanla da pek çok şeye itirazını dile getirmiş sanki. Hem de sözünü hiç sakınmadan, imalarla değil, haykırırcasına... Din, felsefe, edebiyat, ahlak, adalet, siyaset, psikoloji hepsinden bir şeyler bulacağınız; zaman zaman canınızın acıdığını, boğazınızın düğüm düğüm olduğunu hissedeceğiniz muhakkak. Baş döndürücü, can sıkıcı şizofrenik anlatımını ayrıca sevdim.
Özetle ve spoiler vermeden; Karakterlerin fantastik yönleri çok sakil, göze batıyor adeta. Onur Ünlü bu konuda iyidir normalde. Ve hatta kitaptaki karakterler çoğu hikayesine kıyasla daha ayakları yere basar niyelikte. Bundan dolayı başarısızlık daha büyük. Ayrıca ana karakter, ancak çok akıllı çocuklara has bir ukalalık/iticilikle tüm bilgi dağarcığını alakalı alakasız önümüze serecek şekilde çirkin ve korkarım ana karakter Onur Ünlü’nün yansıması olabilir. Bu alakasız bilgi gösterisi, kitabı zor okunur kılıyor...
Onur Ünlü'nün filmlerini severim ama üzgünüm roman bana göre olmamış. Aklından geçen her şeyi yazmış, serpiştirmiş gibi duruyor. Lakin kitapta geçen bir cümlesini eklemeden geçemeyeceğim: " Allah'ın erkek çıkma ihtimali, sevgili okur, sizi de ürkütmüyor mu?"
Ayşe Şekeryan nam-ı diğer “kızçocuğu” 12 yaşında bir tanıdığı tarafından tecavüze uğrayıp hamile kaldıktan sonra, ailesi tarafından öldürülmemek için abisi ile İstanbul’a kaçarlar. Buraya kadar hikaye ne kadar tanıdık değil mi? Neredeyse her gün karşımıza çıkan haberlerden biri. Fakat bu sefer tecavüze uğrayan kız çocuğu intikam peşinde koşuyor, izini Viyana’da bulduğu tecavüzcüsünden intikam almak için her şeyi yapıyor. Bazen gerçeküstü olaylarla karşılaştığımız, bazen ülke gerçeklerin yüzümüze vurulduğu, sık sık bilgiye boğulduğumuz Ayşe’nin hikayesine biraz dehşetle, biraz da gülümseyerek tanıklık ediyoruz.
Yani bu kitabı keyif alarak okuyabilecek birisi var mı? Olmuş mudur diye meraklanarak girdim... Yani Onur Ünlü'yü tanımıyorum ama iyiki de tanımıyorum. Çok sinirlendim adama....
Bu ne süslü cümleler, bu ne uzatılmış sündürülmüş duygular...Konuşan yaşlı başlı bir adam, ama güyya genç bir kız konuşuyor...Yememedim.
April çakması kapağı geç, 16 yaşında bir genç kız nasıl böyle tumturaklı laflar ediyor diyeceğiniz, Murat Menteş okuduk okumasaydık severdik diye de ekleyeceğiniz, Onur Ünlü sineması bitti diyenlerinizinse bu roman da olmamış diyeceği hızlı bir kitap, heyecan verici bir kitap.
Absürt, keyifli ama oldukça karamsar. "18.yy Prusya taşrasında Hegel'i önceleyen ve patates tarımıyla uğraşan çaresiz bir Alman köylüsü olsaydım daha mutsuz olamazdım."
Onur Ünlü bir yönetmen. Onur Ünlü -Ah Muhsin Ünlü- müstearıyla bir şair. Ve Onur Ünlü, artık bir yazar. Bu romanı bir yönetmenin yazdığı anlaşılıyor. Görkemli sahneleri bu sefer kelimelerle resmetmiş Ünlü. Hikayesi anlatılan karakter Ayşe Şekeryan, nam-ı diğer "Kız Çocuğu". Hikayesini kendisi anlatıyor. Üstün zekalı bir bibliyofil ve hafız olmasından dolayı da oldukça ağdalı anlatmış. Bazı okurlar bu durumu "Sonu gelmeyen ağdalı cümleler..." şeklinde eleştirmiş. Bence yersiz bir eleştiri, kısa ve sıradan cümleler arıyorsak niçin kurgu edebiyat okuyoruz, dahası neden Onur Ünlü okuyoruz? Tarantino ve Onur Ünlü sinemasını sevenler, "Afili Filintalar"ı bilenler, Murat Menteş'i sevenler bu kitaptan da tat alacaktır.