Kitap kulübü sayesinde tanıştığım bir kitap daha… Nasıl değerlendireceğimi uzun süre düşündüm; sanırım 3,5 yıldız benim için en doğru karşılık olurdu. Bir sahafın yaşadığı maceraları ve sıkça karşılaştığı okurlarla kurduğu temasları anlatan, kısa hikâyelerden oluşan bir kitap. Zaten sonunda da okur için küçük bir okuma listesi bırakıyor. İlk kez bir kitabı, daha önce bir başkası tarafından okunmuş, notlar alınmış hâliyle; sayfalar arasında durup o izlerin üzerinde mola vererek okudum. Bu deneyim kitabın kendisi kadar anlamlıydı.
Anlatıcımızı biraz hayalperest olarak tanımlayabiliriz; ancak benim bazı bölümlerde gördüğüm, iç dünyasını dışa çok fazla yansıtmayan, daha çok kendi içinde yaşayan biri olduğu. Özellikle Brusto hikâyesinde Gaston’la yaşadıklarına baktığımızda, anlatıcının karşısındaki kişiyle yüzleşmek, öfkesini ya da hayal kırıklığını açıkça ifade etmek yerine, yaşadıklarını öz düzenleme yoluyla kendi içinde anlamlandırmaya çalıştığını görüyoruz. Gerçekleri bilmeden, boşlukları varsayımlarla doldurarak iç dünyasında bir anlatı kuruyor.
Yaşadığı hayal kırıklığını ve öfkeyi, “Kimse kimseyi sevmek ya da yakınlığına karşılık vermek zorunda değil,” diyerek içsel bir kabullenişe dönüştürüyor. Bu, dış dünyadan ziyade kendi içinde atılmış bir adım gibi duruyor. Gaston’un daha sonra yeniden iletişime geçmesine rağmen, “Cevap da vermedim, gitmedim de,” demesi ise bana tüm bu hikâyenin aslında büyük ölçüde bir iç dünyanın yansıması olduğunu fısıldıyor.
Belki de bu kitapta asıl anlatılan, yaşananlardan çok, yaşananların zihinde nasıl şekillendiği.