Elit Site sakinlerinin çocuklarının bağışıklık sistemi çökmüştür. Güçlü kan vericiler gereklidir. Seçkin hastalarına hizmet veren klinik başkanı bu kanı nereden bulacağını öğrenir. Kentin çöpünü toplayan, çöplüğü ayıklayan çocukların kanını çalacaktır. Çünkü onlar sistemin ayakta kalması için yaşayan en güçlü halkalardır.
En tepedekilerle en aşağıdakilerin soluk kesen macerasını okumaya başladığınızda elinizden bırakamayacaksınız. Romanı bitirdiğinizde belki içinizdeki hüzün büyüyecek ama üzerinde yaşadığınız gezegenin kimler için döndüğünün farkına varacaksınız.
1963 yılında Ceyhan’da doğdu. Keloğlan, Jules Verne, Orhan Kemal ve Karabaşlarıyla büyüdü. Okula giderken hep karnı ağrıyordu. Yani o öyle zannediyordu... Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi, yine karnı ağrıyordu. Öğretmenlik yaptı, karnının ağrısı geçmiyordu. Yazmaya radyo tiyatroları ile başladı. Öykü, roman, masal türlerinde yapıtlar verdi. Karnının ağrısı geçti. Kitapların bütün ağrılara iyi geldiğini düşünüyor.
Miyase Sertbarut bu romanında çöp toplayıcıları ana kahramanı yapmış. Hemen yanıbaşındaki zengin -elit- sitenin dibinde, derme çatma evlerinden, çoğu zaman aç bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanları romanına taşımış. Tüm olumsuz koşullara rağmen birbirleriyle sevgi dolu bir bağ kurmuş olan beş kişilik bir aileye misafir oluyoruz. Zengin komşularının çöpleriyle geçinmek zorunda kalan, onların gözden çıkardıkları giysilerini giyen bu insanlar dışlanıyorlar. Yaptıkları iş nedeniyle baskı altında kalıyor, gerçek anlamda bir yaşam mücadelesi veriyorlar. Ama hayallerinden vazgeçmiyorlar. Elit Site’dekilerinse rahat, varlıklı ve korunaklı bir yaşamları olmasına rağmen hiç planlamadıkları büyük bir sorunları ortaya çıkıyor. Bu sorunun üstesinden gelmek içinse ÇÖP PLAZA ‘nın çocuklarına ihtiyaçları var. Maalesef yine kendi çıkarlarını gözeterek ve acımasız bir yolla bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Ancak planlarını bozacak cesur insanlar var. İşte romanın sürükleyici hikayesi böyle.Beni en çok etkileyen şeylerden biri yazarın romanı yazarken kendine oto sansür uygulamamış olmasıydı.
İşler öyle yürümüyor, bizler sorgusuz sualsiz kabullenen taraftayız. Biraz kafası çalışan herkes başına geleni sorgulamaz mı?
‘Soru yok! Soru yok!’ dedi Murat, sonra ekledi. ‘Okulda bize böyle öğrettiler.’ syf.80
Bir diğeri uzun zamandır içinde çırpınıp durduğumuz korona salgınını sanki önceden görmüş gibi kurgusuna bir ekleme yapmış:
Klinik şefi odasında internet başında Dünya Sağlık Örgütünün sayfasını okuyordu. İlgilendiği makale yeni ortaya çıkan NDM-1 virüsü hakkındaydı. Bu virüs, bakterilerin içine giriyor ve o bakteriyi antibiyotiklere karşı dirençli hale getiriyordu. syf. 86
Ayrıca roman sona gelirken şöyle bir mesajla bitiyordu:
Roman böyle ilerlesin isterdiniz değil mi sevgili okurlar? Mutlu bitsin bir masal gibi. Ama Pelin’in Murat’la sevgili olacağı masalını yutturamam size. syf.150
Bu romanda iyilerin kötüleri yendiği tozpembe bir masal dünyası yerine; direnişin olduğu, dostluğun olduğu ama aynı zamanda her zaman iyilerin kazanamadığını da göstermiş okuyucusuna. Yani gerçekleri. Çocuklar zaten gerçeklerle büyümeli. Öyle değil mi?
not: Bitirmeden bir not, bu romanı bence önce yetişkinler okumalı. Ders alacakları şeyler çok.
İlk baskısı 2012 yılında yapılmış. 2022 yılına geldiğimizde bolca tartıştığımız virüsler, aşılar, kan gibi konular etrafında bir kitap. Yazar kendi düşüncelerini yansıtmaya çalışmış. Türk Çocuk Edebiyatı’nda belli nesillerin kitaplarında görülen dramatik, Türk sineması tarzı bir atmosfer ve diyaloglar var. Hayvan isimleri hakaretvari kullanılıyor.
“Biriktirmek zenginlerin işi!…” (12)
“Doğa biçimlendirecekti onları, biz doğaya meydan okuduk.” (31)
“…bütün insanların birbirini görmesi, duyması, dinlemesi ve bir şeyler bulaştırması gerekli.’” (146)