Nell’era dell’iper-comunicazione, delle informazioni, delle pubbliche relazioni e dei social network, che alimentati dalla vanità sociale confondono pubblico e privato trasformando ogni persona in un potenziale personaggio pubblico, oggi più che mai la solitudine assume la portata del gesto politico, anarchico e ribelle, di un camussiano uomo in rivolta.
Considerato da William Faulkner il più importante scrittore del suo tempo, in questo monologo labirintico e al tempo stesso torrenziale e sepolcrale, Thomas Wolfe sviscera i confini della solitudine e dell’isolamento indicandoli come la via principale di cura per la vanità e quindi, in buona parte, per il nostro tempo.
People best know American writer Thomas Clayton Wolfe for his autobiographical novels, including Look Homeward, Angel (1929) and the posthumously published You Can't Go Home Again (1940).
Wolfe wrote four lengthy novels and many short stories, dramatic works and novellas. He mixed highly original, poetic, rhapsodic, and impressionistic prose with autobiographical writing. Wolfe wrote and published books that vividly reflect on American culture and the mores, filtered through his sensitive, sophisticated and hyper-analytical perspective. People widely knew him during his own lifetime.
Wolfe inspired the works of many other authors, including Betty Smith with A Tree Grows in Brooklyn, Robert Morgan with Gap Creek; Pat Conroy, author of Prince of Tides, said, "My writing career began the instant I finished Look Homeward, Angel." Jack Kerouac idolized Wolfe. Wolfe influenced Ray Bradbury, who included Wolfe as a character in his books.
Anatomia della solitudine è un racconto/saggio di psicologia dell'autore, che attraverso una scrittura molto coinvolgente e appassionante ci delinea cos'è la solitudine e dal titolo praticamente la esamina in tutte le sue sfaccettature, relazionandosi anche con scritti e soprattutto scrittori che hanno fatto della solitudine l'argomento fondante della loro bibliografia. Illuminante! Chi non ha mai conosciuto la solitudine?
Bazı kitaplarla isteseniz de olmuyor. Yalnızlığın Anatomisi benim için öyle bir derleme. Kitabın en kısa öyküsü olan “Uzak ve Yakın” çok iyi bir öykü bence ama diğerlerinin tadına varamadım. Kitabın arka tanıtım yazısında yazdığı gibi klasik kurmaca ögelerini kullanan bir yazar değil Thomas Wolfe. Belki bu yüzdendir bilmiyorum ama sevmedim, sevemedim.
Un monologo quasi filosofico e davvero significativo che – in una manciata di pagine - scandaglia a tutto tondo un sentimento universale: la solitudine. Essa è una costante della condizione umana ed equivale all’ultimo spettro del dolore. Detta così sembrerebbe proprio che non ci sia alcuna possibilità di salvezza... Invece esiste ma non sarò io a dirvi come, ci penserà Wolfe stesso. https://www.youtube.com/watch?v=DnGdo... Dal libro:
”Noi che ci agitiamo nella profondità della solitudine siamo sempre vittime delle nostre insicurezze.”
Holden bilinmeyen ve pek tanınmayan yazarları veya eserleri önümüze getirerek güzel bir iş yapıyor ancak bu kitapların bilinmemesinin bir nedeni olduğunu da anlıyorsunuz okudukça. Kitaba adını veren ilk öykü aslında çok güzel, hatta bir yalnızlık manifestosu bile olabilir. Uzak ve Yakin çok kısa ve vurucu bir hikaye ama diğerleri için okuyunca okumasanız da olurmuş hissi uyandırıyor. Yine de Holden’in çabasını ve Bülent Ayyıldız’ın güzel çevirisini alkışlarken keşke kitabın tanımında beklentimizi bu kadar yükseltmeselerdi demekten de kendimi alamadım.
asla hatırlamıyorum bile romanı. şaka gibi. o kadar değmemiş ki yazabileceğim bir şey bile kalmamış aklımda. üç yıldız olarak kalsın ama bence iki yıldız bile olur mesela şu anda.
"Ben insan hayatının değişmeyen, sonsuz yönünün sevgi değil, yalnızlık olduğunu buldum. Sevginin kendisi hayatımızın yönü değil, ender rastlanan, kıymetli bir çiçeğidir." Thomas Wolfe yaşadığı dönemde Amerika'nın güçlü kalemleri arasında anılan ve eserlerinde otobiyografik izlere yer veren bir yazar. Holden Kitap'in, #holdenkuytu etiketiyle çıkardığı ilk metinlerden biri. Kitabın genel olarak hüzünlü bir atmosferi olsa da, karanlık hissettirmemesini sevdim. Yalnızlığın Anatomisi ve Kaybolan Çocuk, dokuz öykü içerisinde en beğendiklerim oldu. Öykü okumayı sevenler için güzel bir öneri olacağını düşünüyorum, keyifli okumalar 🌿
Yaratıcı yalnızlık için kaynak arayışlarımda kitapçı tavsiyesi ile aldığım bir kitap. Yalnızlığın anatomisi ve devamındaki iki öyküyü okuyunca ah çok güzel bir kitap okuyacağım hissine kapılsam da ilerleyen öyküleri tekrar başa sararak belki üçer kez okudum son öyküde artık okumaya çalışmanın beni sinirlendirdigini farkettim.. kitapları yarım birakmayi hiç sevmeyen biri olarak son öyküyü yarım bıraktım kitap keyif vermeli sinir harbi yaşamak sağlıklı değil.. kopuk kopuk cümleler ve atlamalar mevcut bir bütünlük sağlamayan anlatım.. Ben zevk alamadım maalesef.
Sıradan yaşamlardan renkli karakterler ve sıra dışı öyküler çıkarıyor Thomas Wolfe. Henüz ülkemizde yayımlanmamış uzun ve zor romanlarının aksine kısa ve sade öyküler yazmayı başarabilmesi de başka bir ayrıcalık. Wolfe etkili öykülerinde yalnız kalabalıklardan çekip çıkardığı anlarla yalnızlığın anatomisini çiziyor.
"Then suddenly, one day, for no apparent reason, his faith and his belief in life will come back to him in a tidal flood. It will rise up in him with a jubilant and invincible power, bursting a window in the world’s great wall and restoring everything to shapes of deathless brightness. Made miraculously whole and secure in himself, he will plunge once more into the triumphant labor of creation. All his old strength is his again: he knows what he knows, he is what he is, he has found what he has found. And he will say the truth that is in him, speak it though the whole world deny it, affirm it though a million men cry it is false."
Kitabın kapağına, başlığına bakınca umut vadediyor, gel gör ki okurken inanılmaz zorlandım, oysaki incecik farklı farklı hikayelerden oluşan bir kitap… Bitmedi, bitemedi bir türlü başladığım işi bitireceğim dürtüsüyle sonunda bitirdim ama ben de tam da şöyle bir his oluştu “ eee ne oldu şimdi okudum da ne oldu” bana ne kattı, ismiyle içeriği arasında asla bağlantı olmayan gereksiz ilgisiz bir sürü hikaye karalamasından oluşan garip bir kitap… Bir tek -Uzak ve Yakın- bölümünü sevdim, onun dışında ben şu an bunu neden okuyorum hissiyatı yaşadım… Yazarla yeni tanışmıştım, üzdü gerçekten…
Finans rapolarını incelerken dinledim. Hayatıma birşey kattığını düşünemedim. Ayrıca akıcı da değildi. En beğendiğim öykü Güneş ve Yağmur, Avrupa seyahatinden bahsettiği için o da sanırım.
Thomas Wolfe’yi ilk kez okuyorum. Holden Kitap’ın #Kuytu etiketiyle, “kıyıda köşede kalmış” kitapları günyüzüne çıkarma gayesi güden bir seri. Açıkçası “Yalnızlığın Anatomisi”mi okumaya başlarken, arka kapak yazısını okumadan kitaba başladım ve öykü kitabı olduğunu o an fark ettim. Küçük çaplı bir şaşkınlıktan sonra -tamamen benim dağınıklığımdan kaynaklı- okumaya seri devam ettim.
Yalnızlığın Anatomisi, toplam 9 öyküden oluşuyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, ben sadece iki tanesini çok çok beğendim, zaten verdiğim puan, tamamen sadece iki öyküye ait. “İspanyol Mektubu ve Kayıp Çocuk.”
İspanyol Mektubu’nda, Hitler Almanyası’nın öngörüsü veya içinde yaşanılan çağı hissetmekle alakalı müthiş bir anlatı. Sanırım öykü demeye de dilim varmıyor, Wolfe’nin çatısını eleştiri üzerine kurduğu eleştiri ve analiz zemini, müthiş kuvvetli.Nasyonal Sosyalistler’in iktidara gelişine değin geçen olaylar, totaliter rejim yergisi, sanat, Almanya, demokrasinin ayaklar altına alışını ve en sonunda insan olmanın sefaleti üzerine çok ince yazılmış bir hiciv.
Kayıp Çocuk ise, çekirdek bir ailenin iki çocuğundan birinin (kız olan) ölümü üzerine abinin küçük kardeşine duyduğu özlem, beraber geçirdikleri anılar, her sokakta ondan kalan izler, aileyle yüzleşmeye çalışmak ve kayıp gidenin arkasından baka kalan, onu hatırladıkça daha çok üzülen, belki de her gün biraz daha ölen kalanın çok acı duygularının dile getirdiği iç yaralayan, yürek burkan bir kaybın türküsü adeta. Bu ezgiyi dinlemenizi tavsiye ederim. Yazarın son öykü olarak da Kayıp Çocuk’u seçmesi, çok mantıklı. Buruk bir tat ve kırık bir kalple sizi uğurluyor. En azından, sözünü iki öykü kesinlikle okunmalı derim. Keyifli okunmalar.
Kitaba adını veren ilk öykü ‘Yalnızlığın Anatomisi’ güzel, ‘Uzak ve Yakın’ ise insanı ‘anladığından daha fazlası var’ hissiyle huzursuz eden bir öykü ve çok güzel. Fakat diğerleri için aynısı söyleyemeyeceğim. Bazı manzaraların, portrelerin resmini çiziyor, ya da çizmeye çalışmış. Ama daha çok taslak gibiler. İlk öykü-denemenin başta yarattığı algı da olabilir; diğerleri öyle değil çünkü. Ki ilk metin de aslında bir anlatı romanın giriş bölümüymüş de devamını yazmamış gibi.
Ay söyleyecek başka hiçbir şeyim yok gerçekten. Bütün diğer öykülere ‘bu ne şimdi’ yazmışım asdfasfdasdf
Güneş ve Yağmur: Köylü insan çözümlemesi diyemezsiniz. İspanyol Mektubu: İspanyayı soran arkadaşına Nazi Almanyası anlatan bir mektup. Şaka bu kadar. Grubumuzdaki Kızlardan Biri: Avrupa turu yapan bir grup öğretmen ve gruptan bunları ne boklayan ne çözümleyen bir öğretmen. Öyle anlamsız. Saat Üç: 12 yaşında bir çocuğun kafasının nasıl olduğuyla alakalı diyeceğim ama değil. Kapıda Bir Melek: Sembol olarak kullanmak istediği bibloyu ve üzerinden yapmak istediği metaforu anlayabiliyorum istemekle kalmış. Kayıp Çocuk: Çok uzun bir öykü. Nispeten biraz daha okunabilir.
Ya hani insanın kafasında bir fikir/metin/imaj kesinleşmeden önce oturur düşünürsünüz, hatları belli olduğunda gerçek eser ortaya çıkar. Sanki Wolfe’nin bu öyküleri işte eser ortaya çıkana kadar karaladığı şeyler de asıl olanlar kayıp gibi. Acayip bir boş konuşma.
“Bazen sadece çıplak betonun yavan dehşeti [...]”
Kapak tasarımı inanılmaz güzel. Holden daha güzel kitaplar bassın ki ben de bağrıma basayım, “Kuytu” dizisinden çok umudum var çünkü.