Jump to ratings and reviews
Rate this book

Kağnı

Rate this book
Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi yeni Anadoluculuk anlayışının hikâyede ilk örneklerini veren bir yazardır. Kuşağını ve kendinden sonraki kuşakları etkiler. Modern Türk hikâyesine yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde yoksul, kimsesiz, gariban, hasta, suçlu, mahkûm; küçük insanların, yani toplumun “öteki” ve çevrede kalmışlarının hayatlarını anlatır. Olayların geçtiği yeri; köy, kasaba veya Anadolu’nun bir şehri, mekânı, eşya ve nesneleri olanca yalınlığıyla tasvir eder. Dili sadedir; hiçbir fikrin ön kabulleriyle hareket etmez. Anlattığı olayları zamanın ve kahramanlarının doğal diliyle anlatır. Esasında o, anlattıklarıyla çağının sosyal hayatına tam bir ayna tutmuş olur. İnsanların ruh dünyasını; acımasızlık ve merhametini, hayalleri ve korkularını, yalnızlık ve çaresizliğini en ince ayrıntısına kadar dile getirir. Onun sosyal gerçekçiliği, çektiği insan ve toplum fotoğrafı kurulu düzene ve statükoya karşı derin bir tepkidir. Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi. (Tanıtım Bülteninden)

152 pages, Paperback

First published January 1, 1936

14 people are currently reading
215 people want to read

About the author

Sabahattin Ali

221 books2,404 followers
Sabahattin Ali (February 25, 1907 – April 2, 1948) was a Turkish novelist, short-story writer, poet, and journalist.

He was born in 1907 in Eğridere township (now Ardino in southern Bulgaria) of the Sanjak of Gümülcine (now Komotini in northern Greece), in the Ottoman Empire. He lived in Istanbul, Çanakkale and Edremit before he entered the School of Education in Balıkesir. Then, he was transferred to the School of Education in Istanbul, where he graduated in 1926. After serving as a teacher in Yozgat for one year, he earned a fellowship from the Ministry of National Education and studied in Germany from 1928 to 1930. When he returned to Turkey, he taught German language in high schools at Aydın and Konya.

While he was serving as a teacher in Konya, he was arrested for a poem he wrote criticizing Atatürk's policies, and accused of libelling two other journalists. Having served his sentence for several months in Konya and then in the Sinop Fortress Prison, he was released in 1933 in an amnesty granted to mark the 10th anniversary of the declaration of the Republic of Turkey. He then applied to the Ministry of National Education for permission to teach again. After proving his allegiance to Atatürk by writing the poem "Benim Aşkım" (literally: My Love or My Passion), he was assigned to the publications division at the Ministry of National Education. Sabahattin Ali married on May 16, 1935 and did his military service in 1936. He was imprisoned again and released in 1944. He also owned and edited a popular weekly newspaper called "Marko Paşa" (pronounced "Marco Pasha"), together with Aziz Nesin.

Upon his release from prison, he suffered financial troubles. His application for a passport was denied. He was killed at the Bulgarian border, probably on 1 or 2 April 1948. His body was found on June 16, 1948. It is generally believed that he was killed by Ali Ertekin, a smuggler with connections to the National Security Service, who had been paid to help him pass the border.[2] Another hypothesis is that Ertekin handed him over to the security services, and he was killed during interrogation. It is believed he was killed because of his political opinions.

Sabahattin Ali's 100th birth anniversary was celebrated in Bulgarian city Ardino in March 31, 2007. Ali is a well-known author in this country because his books have been read in schools in Bulgaria since 1950s.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
89 (33%)
4 stars
125 (47%)
3 stars
42 (15%)
2 stars
7 (2%)
1 star
2 (<1%)
Displaying 1 - 18 of 18 reviews
Profile Image for Kübra Ataay.
182 reviews3 followers
June 30, 2022
Eleştiri kabul edemeyecek kadar müthiş.


“Erkekler belki mühendis, belki doktor, belki avukat veya muallim olmuşlardı, fakat bunu bir fikir ihtiyacı olarak değil, iyi karnını doyurmak, iyi giyinmek, güzel karı alabilmek için yapmışlardı. Yani dimağ gibi en asil bir uzuvlarını midelerine ve tenasül cihazlarına uşak olarak kullanıyorlardı. Yalnız ekmek parası düşünen ve asıl vazifelerini, tefekkür kabiliyetini tamamen unutarak basit bi rer makine haline giren bu kafalarda akıl, saf ve maddiyatın dışına çıkabilmiş akıl, artık lüzumsuz bir şeydi. Münevverlerimizde dimağların rolü körbağırsağınkinden daha fazla değildi.”
Profile Image for Onur Y.
185 reviews10 followers
December 2, 2019
Arabalar Beş Kuruşa ve Skandal, en sevdiğim iki hikaye oldu.
Profile Image for Metin Yılmaz.
1,074 reviews131 followers
July 7, 2021
Etkileyici ve sarsıcı öyküler. Ülkemizin gerçeklerini gösteren ve hala aynı gerçeklerin içinde olduğumuzu anlamamıza olanak sağlayan öyküler.
Profile Image for Berk Çetin.
39 reviews10 followers
January 6, 2023
Öykülerini okuyana kadar Sabahattin Ali nezdimde edebiyatımızın en büyüklerinden biri değildi, hatta İçimizdeki Şeytan haricinde biraz şişirildiğini bile düşündüğüm olmuştu. Ama "Ses" ile "Kağnı" derlemelerini okuduktan sonra fikrim odur ki modern Türk öykücülüğünün kurucusu Ömer Seyfettin'se bir sonraki meşale taşıyıcısı ve o meşaleyi en yükseklere çıkaranı Sabahattin Ali'dir.

"Ses"i de katarak söylüyorum: Sınıf içi ayrımlara, eşitsizliklere bakış açısı çok samimi ve siyaseten hem doğru hem gerekli, çoğu öyküsünde şehirli okumuşlarla köylü garibanlar arasında kurduğu karşılaşmalar ve beraberinde sunduğu çatışmalarsa bence Türk edebiyatında eşsiz nitelikte. Bu bakımdan aydın sorumluluğunu da en iyi öykülerinde var etmiş diyebilirim.
Profile Image for Alphan Lodi.
330 reviews1 follower
October 9, 2021
Kağnı, Sabahattin Ali’nin 28 yaşında kaleme aldığı kısa hikayelerini topladığı ikinci kitabı. İlk romanı Kuyucaklı Yusuf’u yazmasına 8 sene var daha. Ama nasıl bir dehanın gelmekte olduğu belli oluyor. Yayınevi 30 lu yılların günlük konuşma dilinde kullanılan kelimeleri değiştirmeden, dipnotlarla güncel karşılıklarını vermiş. Küçük ama hoş bir detay. #kağnı #sabahattinali
Profile Image for Ulaş Gezgin.
Author 41 books13 followers
December 20, 2020
‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü


Sabahattin Ali’nin (1907-1948) ‘Kağnı’ (1936) adlı öykü kitabının ilk öyküsü, aynı adı taşıyor. ‘Kağnı’ (1935) adlı öyküde, köyde bir cinayet işlenir. Öldürülenin yaşlı anası dava açmasın diye, imam, arabuluculuk yapar. Ağa, kadına sus payı olarak keçi ve yiyecek gönderir. Açık uçlu biten bir öykü; hatta “ortasında bitmiş” bile diyebiliriz.

‘Kamyon’ (1935) adlı öyküde, beş parası olmayan bir köylü genç, kamyon arkasında İzmir’e gidecektir. Peki ama yol parası sorununu nasıl çözecektir? Önceki öyküdeki gibi üçüncü tekilden anlatılan ‘Kamyon’da, yine “ortasında bitmiş” havası var. Ali’nin kronolojik olarak önce gelen ‘Değirmen’ adlı öykü kitabında olay bütünlüğü vardı; bu kitabın ilk iki öyküsünde ise, başka bir tarz denediği anlaşılıyor.

‘Kafakağıdı’ (1936) adlı öyküde, başkişi, mahkum. Hapishaneye ‘bir sürü adam’ın getirilmesini anlatıyor. Onların yol parası borcu için hapse atıldığı tahmin ediliyor. Başkişi, bunlardan en yaşlı olanına yanaşır; neden burada olduklarının öyküsünü dinler…


Gramofon Avrat

‘Gramofon Avrat’ (1935) adlı öykünün daha sonra filmi de çekilmişti (1987). Yusuf Kurçenli’nin yönettiği filmde, Türkan Şoray başroldeydi. Bu öykü, gerçekte, bir romanın öğelerini taşıyor. ‘Gramofon Avrat’ bir seks işçisini konu alıyor. Faytoncu ona aşık oluyor. Ancak bu aşkın sonu nereye varacaktır? Benzer bir izleği ilerleyen yıllarda Füruzan’ın yine filme çekilen ‘Ah Güzel İstanbul’ adlı yapıtında da görüyoruz.

‘Arap Hayri’ (1935) adlı öyküde, girişte, Anadolu’da birbirine benzemez birçok insanın yaşadığı ve taşrada yaşanmadan, yalnızca birkaç gün kalarak taşra yaşamının anlaşılamayacağı ustaca bir biçimde dile getirilir ve böylece asıl öyküye geçilir. Boyacı olan Arap Hayri, tozlu kasabada hep aranan bir isim. Tiyatro kumpanyası geldiğinde ise, onlardan biri gibi oluyor, perdecilik yapıyor. Öykü, bir aşk anlatısına dönüşecektir. Fakat bu öykü de, “ortasında bitmiş” havası veriyor.

‘Bir Şaka’ (1935) adlı öykü, hapishanede geçiyor. Bacanağını vurmuş olan 35 yaşlarındaki Cavit Bey’in hapishane yaşamı betimleniyor… Birinci tekilden anlatılan öyküde başkişinin (büyük olasılıkla Sabahattin Ali’nin ta kendisi) Cavit Bey’e daha sonra çok utanacağı bir şaka yaptığını görürüz. Öykünün sonunda bu şakanın karşılığını bulacak; İstanbul diye Sinop’a nakledilecektir.


Duvar

‘Duvar’ (1936) adlı öykü, ‘Bir Şaka’nın devamı izlenimi veriyor. Başkişi, ‘Bir Şaka’nın sonunda Sinop’a gönderilmiştir. Bu öykü de, Sinop’ta geçiyor. Yazar, Sinop Hapishanesi’nin zorluğunu anlatır: Deniz kıyısı, bol martılı, güzel manzaralı bu kale-hapishane, özgürlüğe bu kadar yakın hissederken özgür olamama hissini getirmekte; yazara azap vermektedir. Kır saçlı bir mahkumdan yarı-başarılı yarı-başarısız bir firar öyküsü dinler. Yıllar önce, 2 kafadardan biri, jandarma kurşunundan korkup koğuşa dönmüştür; arkadaşı ise firarda ısrar etmiş; herhalde çoktan ailesini kurup çoluğa çocuğa karışmıştır. Sürprizli bir son bizi bekler.

‘Pazarcı’ (1935) adlı öyküde, bir yüzbaşının emeklilikten sonra esnaflık yapması konu edilir. Yıllar geçip çocuklar büyüyünce, iki yakasını bir araya getiremez duruma gelecek ve iflas ederek dükkanı kapatıp pazarcılık yapacaktır. Bir gün pazarcıların yolunu eşkıyalar kesecektir. Yine bizi sürprizli bir son bekleyecektir. Bu öykü de, herhalde, Ali’nin hapishane günlerinden esinlenen bir öykü…

‘Apartman’ (1935) adlı öyküde, çatı aktaran bir emekçi ile hamallık yapan oğlu konu ediliyor. Öyküde, sınıfsal farklar keskin bir biçimde gözlemleniyor.


Arabalar Beş Kuruşa

‘Arabalar Beş Kuruşa’ (1936) adlı öyküde, seyyar satıcı çarşaflı anne ile 8 yaşındaki çocuğu, sokakta oyuncak satarlar. Okuldan arkadaşı olan zengin çocuğunun gelişiyle sınıfsal farklar belirir. İki çocuğun arkadaşlığını zengin çocuğun annesi elbette hoş karşılamayacaktır. Bu, bir çocuk öyküsü olarak da okunabilir.

‘Fikir Arkadaşı’ (1935) adlı öyküde, halkı aşağılayan bir sözde ‘aydın’ın konuşmalarını dinleriz. Bir arkadaşlarının nasıl hapse atıldığını öğreniriz. Karşısındaki ise, arkadaşının avukatıdır. Tekli konuşmadan (monolog) oluşan öyküde, aslında arkadaşlık namına nasıl kötülük yapılabileceği gözler önüne seriliyor.

‘Düşman’ (1936) adlı öyküde, yalnız yaşayan bir adam, bir gün evine girerken eski bir dostunu görecektir. Düşünce suçlusu olan bu eski dost, aranmaktadır. Adam, evde bu eski dostu saklayıp uyuturken, kendini rahatsız edici düşüncelerden alamayacaktır. Sonunda bir karar verir.


Bir Skandal

‘Bir Skandal’ (1932) adlı öyküde, başkişi, başka Sabahattin Ali öykülerinde olduğu gibi, taşraya atanmış ‘Nurullah’ adlı bir öğretmendir. İstanbul’da çektiği aşk acısı, onu taşraya sürükleyecektir. Taşrada, çeşitli mesleklerden gelme okumuş yazmış insanlarla sohbetlerini dinleriz. Ali, bunların sert bir eleştirisini sunar:
“Erkekler belki mühendis, belki doktor, belki avukat veya muallim olmuşlardı, fakat bunu bir fikir ihtiyacı olarak değil, iyi karnını doyurmak, iyi giyinmek, güzel karı alabilmek için yapmışlardı. Yani dimağ gibi en asil bir uzuvlarını midelerine ve tenasül cihazlarına uşak olarak kullanıyorlardı. Yalnız ekmek parası düşünen ve asıl vazifelerini, tefekkür (düşünme) kabiliyetlerini tamamıyla unutarak basit birer makine haline giren bu kafalarda akıl, saf ve maddiyatın dışına çıkabilmiş akıl, artık lüzumsuz bir şeydi. Münevverlerimizde dimağların rolü körbağırsağınkinden daha fazla değildi.
Dünyaya, millete, devlete, vatana dair muayyen ve ezberlenmiş fikirleri vardı ve bunların suya sabuna dokunmamasına azami derecede dikkat ediliyordu.” (Ali, 2002, s.161-162)

Birinci tekilden anlatılan ‘Bir Skandal’da başkişi, orada tanıştığı Beria ile evlenmeye karar verir; fakat planları, İstanbul’dan bir resim öğretmeninin (Şükufe) gelişiyle değişir. Dedikoduyla yatıp kalkan taşraya gelen yeni öğretmen de adeta bir dedikodu makinesi olunca, beklenmedik olaylar gelişecektir. Bu, önceki öykülerin tersine uzun bir öykü…


Sonuç

Görüldüğü gibi, ‘Kağnı’daki öykülerin çoğu ya hapishanede geçiyor ya da hapishaneyle ilintili bir olay örgüsüne sahip. Ali’nin hapislik döneminden verim aldığını söyleyebiliriz. Belki onu doğrudan toplumsal gerçekçiliğe yönelten de, hapislik döneminde geliştirdiği insan ilişkileri olabilir.


Kaynak

Sabahattin Ali (2002). Bütün Öyküleri 1: Değirmen, Kağnı, Ses. İstanbul: YKY.
Profile Image for Yeşim .
133 reviews1 follower
August 31, 2021
Düşün, dünyada birbirini sevmek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa yaşamanın manası kalır mı?
Syf.67 (Fikir Arkadaşı)

"Hayat bu rugan iskarpinlere ne kadar benziyor." dedi, "Tıpkı bunlar gibi bizde günler geçtikçe aşınmaya, bir tarafa kaykılmaya, çirkinleşmeye ve nihayet işe yaramamaya başlayacağız... "
Syf. 71(Düşman)

.. İnsan acayip mahluk... Kafası bir kere bir şeye saplanıverince en akıllısından böyle bir mecnun doğuyor!..
Syf. 78(Düşman)

Zekayı ve aklı en büyük kuvvet farz ediyoruz. Fakat bakalım bazı akıllıların kendilerine göre verdikleri bu kıymet hükümleri doğru mu?
Eşyaya kendi dimağımızın mikyasları*ile kıymetler veriyor, bunlara körü körüne inanıyoruz. Halbuki tabiatın, asıl idare eden kuvvetin verdiği kıymet hükümleri bizimkilerden kim bilir ne kadar ayrıdır.
*mikyas=kıyas edecek alet, ölçek
Syf. 97(Bir Skandal)

Dünyada hiçbir aşkın ebedi, hatta uzun ömürlü olmadığı muhakkaktır. Bunun aksini düşünenler başkalarını veya kendilerini aldatmaya çalışan divanelerdir.
Syf.107(Bir Skandal)
Profile Image for İnci.
4 reviews
May 15, 2020
Küçük şehir insanı olarak özellikle Bir Skandal isimli hikayeye bayıldım. Bir Şaka ve Sabahattin Ali’nin de tutulduğu Sinop Cezaevi’nde geçen Duvar hikayeleri de eğlenceli ve etkileyiciydi. Tüm hikayeler tekrar okunabilecek kadar değerli.
Profile Image for Carduelis.
218 reviews
December 31, 2025
Şiddetle âşıktım ve bana âşık olmayı aklından bile geçirmeyen sevgilimi İstanbul'da bırakmıştım.
Yakıcı, kavurucu bir aşktı bu; beni deliye çeviren, geceleri sabahlara kadar sokaklarda dolaştıran bir aşk. Fakat onu bu hale sokan biraz da bendim.syf83

...kalbim aklımın itaatli bir uşağıydı. Eğer istediği gibi at oynatıyorsa bu, kafamın bu işte bir mahzur görmeyerek bunlara müsaade etmesiyle oluyordu.
Zekânın bazen kendisinde söz söylemek iktidarı görmeyerek susabileceğinden ve dünyanın en kuvvetli adamının bile bazen eli ayağı bağlanmış gibi acze düşebilece-ğinden habersizdim. İrademizin ve dimağımızın karışamadığı meçhul kuvvetlere dair, içimizdeki namütenahi¹ gizli yanardağlara dair bir fikrim bile yoktu. Etrafımda yalnız aciz ve hamakat² gördüğüm için kendimi olduğumdan çok kuvvetli sanıyordum. "Budala"lar beni haddinden fazla şımartmışlardı.syf85

Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş odalarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasından yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak ba-karlar ve hemen uzaklaşırlardı.

Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulun-mak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmek-tir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi din-lemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dike-rek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede¹ görmeye mecbur kalmak az azap mıdır? Bahçede insanın ayakucuna inerek ekmek kırıntılarını toplayan ve aynı hürriyetsiz topraklar-da sağa sola adım atan bir kuşun bir kanat vuruşuyla bu duvarları aşarak serbestliklerle kucaklaşmaya gittiğini gör-mektense, nefes almaktan başka hürriyeti hatırlatacak hiçbir şey bulunmayan bir yerde kapanmak daha iyi değil midir?syf39

Otur iki gözüm. Seninle ahbaplığımız o kadar eski değil, ama nedense pek sevindim. Ben arkadaş canlısıyım. Bilhassa fikir arkadaşı olabilecek insanlara bayılırım. Değil mi karde-şim, şu memlekette beş on entelektüeliz, birbirimizi tanıyıp tutmazsak halimiz ne olur? "Şimdi menfaat dünyası, hasbi¹ arkadaşlık yok!.." diyorlar, ama ben bu fikirde değilim. Biz adi halk gibi düşünebilir miyiz hiç? Ne tahsilimiz, ne karak-terimiz, ne de fikirlerimiz buna müsait değildir. Seni bilmem, fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi bağa, insanları birbirine yaklaştıran bir hisse inanıyorum. Düşün, dünyada birbirini sevmek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa ya-şamanın manası kalır mı? Bizi kütlenin fevkine yükselten yal-nız bunlardır.syf67

Okur okur, kitaplarda yazılan şeyleri hakikat zannederek kafasına yerleştirirdi. Hayata bakmalı, hayata; kitaplarda bir şey yok... Kim bilir, belki biz de evimizde okuyoruz... Fakat hayat büsbütün başka... Etrafı ve zamanı kollamalı... Vakti geldiği zaman ben ondan daha fedakârca ortaya atı-lırım... Kafamdaki bir fikir uğruna kanımı son damlasına kadar akıtmazsam namerdim. Ama dedim ya, zamanı var.
Ah, ah... Yaktı kendisini oğlan, yaktı... Burası ufak yer... Her şey hemen büyütülür... Sessiz sedasız bir köşeye çekilip yaşamak lazım. syf68

Dünyada hiçbir aşkın ebedi, hatta uzun ömürlü olmadı-ğı muhakkaktır. Bunun aksini düşünenler başkalarını veya kendilerini aldatmaya çalışan divanelerdir.
Dünyada en tahammül edilemeyecek şey de artık âşık olmadığımız birisiyle beraber yaşamak mecburiyetidır. Şu halde âşık olduğumuz birisiyle hayatımızı birleştirmek, en hafif tabiriyle, düşüncesizliktir.syf107

O zamanlar insanların çok cahiliydim ve bazı adamların dimağlarında, sırf fenalık yapmak için konulmuş, hususi bir cihaz bulunduğunu bilmiyordum. O zamana kadar bi-risine fenalık yapmak için muhakkak bir sebep lazım gel-diği kanaatindeydim. Fisebilillah' kötülük yapan adamlar bulunacağını, kötülüğün bazı insanlara hususi zevkler verebileceğini tasavvur edemiyordum.
Güliver'in cüceler memleketine düştüğü zamankinden daha çok hayret içindeydim. Ve bana tiksinti veren bu ruh cüceleri beni de her tarafımdan sımsıkı bağlamışlardı. Kıpırdanmaya imkân yoktu.
Niçin bu adamlara mağlup oluyordum? Gayet basit.
İlk zamanlarda onların silahlarını bilmiyordum. Bana o zamana kadar bilmediğim şekillerde hücum ediyorlardı. Mesela ben aklıselimi en büyük hakem tanıdığım halde, onlar bunu herhangi bir dalavereye feda etmekte tered-düt etmiyorlardı. Ve ancak menfaatlerini haleldar etmedi-ği müddetçe namusluydular. İcap ettiği zaman yüzünüze karşı en hayâsızca yalanları söylemekten, en namussuzca hareketleri yapmaktan çekinmeyen bu adamlar, on daki-ka sonra size akılların almadığı bir küstahlık ve pişkinlikle namustan, faziletten bahsederlerdi. Ve bunu gayet samimi ve tabii olarak yaparlardı. Ben bu hareketler karşısında eli kolu bağlı, hayret ve dehşetten ağzı açık bir vaziyette bakakalıyordum.syf112
3 reviews
Read
May 31, 2020
Köysoylu insan ve onun küçük yaşamındaki dramlar, mahpusluk erkeğin yaşadığı dört duvarın ayrı bir evren olması ve her hikayede gerçek Anadolu'yu bulmanın içten bile olmadığı başka bir Sabahattin Ali eseri. Tıpkı Fakir Baykurt ve Yaşar Kemal gibi köyü, ağayı, düşmüş ve zavallıyı, tabiatı, "hökümeti" tüm yalınlık ve edebiliğiyle sunan bir eser.
Profile Image for Sudefteri.
467 reviews9 followers
June 15, 2020
Kağnı, Kamyon, Kafa Kağıdı, Gramofon Avrat, Arap Hayri, Bir Şaka, Duvar, Pazarcı, Apartman, Arabalar Beş Kuruşa, Fikir Arkadaşı, Düşman, Bir Skandal
isimli öyküleri barındırıyor.

En sevdiğim 'Duvar' idi, keşke kitaba ismini veren bu olsaydı.
Bu güzel öykülerin kendi hayatından da izler taşıyor oluşu beni etkiledi.
Tekrar tekrar okunur.
Profile Image for Eren Arslan.
48 reviews1 follower
July 5, 2021
Sabahattin Ali’e kronolojik sıra ile başladığım maceramda 2. durağım “Kağnı” idi. İlk eserine göre artık kalitesini ve etkili hikayelerini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Hiç tatmayanlar için de rahatlıkla okunacak çıtır çerez bir kitap.
İş Bankası Yayınlarının orijinal metine sadık kalıp, günümüzde kullanılmayan kelimeleri aşağıya açıklamaları hoş bir davranış olmuş. Zira 30-40’lı yıllarda konuşulan Türkçeyi tamamiyle anlamak olanaksız olurdu kendi adıma.
Profile Image for Ülkü.
396 reviews8 followers
March 27, 2022
i think this short story collection was better than his first one i'm really impressed with his writing ability
Profile Image for Seren.
59 reviews
June 18, 2024
Kesinlikle okunması gereken, kitaplığınızda bulunması gereken bir eser Sabahattin Ali zaten Türkiye'nin en büyük değerlerinden bir tanesidir
Profile Image for acellyyaa.
26 reviews
October 29, 2024
güzeldi ama sonlara doğru okurken biraz bunaldım normalde pek bu tarz aralıksız okumadığım için sanırım
Profile Image for Ataberk.
52 reviews
January 22, 2024
Sabahattin Ali’nin harika hikayeler yazdığını bu eseri okuyarak bir kez daha tatmış oldum. Kamyon ve Pazarcı hikayelerini benim yaşımda olanlar lise ikinci sınıf edebiyat kitabından hatırlayabilir, denk gelince çok mutlu oldum. Sabahattin Ali’nin bu eseri çok yerinde eleştiri içeriyor, genel olarak eserleri zaten cumhuriyetin ilk yıllarına dair harika bir ayna. Hikayeleri okurken anlatılana ek olarak Sabahattin Ali’nin kendi hayatını da okuyormuş gibi hissettim. Kitapta hapishane, kaçış, söylediklerinden dolayı yargılanmak, fikirlerinden dolayı cezalandırılmak, mahkemelik olmak, mahalle/çevre/toplum baskısı gibi hala günümüzde de varolan ifade özgürlüğünün (aslında olmaması gereken) sonuçları, fakirlik, köylülük gibi temalar ele alınmış. Arabalar Beş Kuruşa, Apartman, Gramofon Avrat ve Pazarcı en beğendiğim hikayelerdi. Herkes kesinlikle okumalı.
Displaying 1 - 18 of 18 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.