Tülay German çocukluğundan başlayarak şarkıcılık yaşamına adım atışını, karşılaştığı güçlükleri, hayatına girenleri, Erdem Buri ile tanışmasını, kariyerindeki yükselişi, Burçak Tarlası'nı, Fransa'da geçen günlerini ve Erdem Buri'yi içtenlikle anlatmış. Okunası bir yaşamöyküsü olmuş, "Burçak Tarlası", "Kumbaya", "Ave Maria" ve diğer şarkıları eşliğinde okunması önerilir :)
patti smith'in just kids'i tadında çok güzel bir kitap. türkiyenin 60lı yıllarını 1. ağızdan okumak açısından değerli. harika bir insanın çok içten yazılmış iyi bir biyografisi.
Yıllardır Tülay German dinlerim sesin arkasındaki öykünün bu denli zengin olduğunu yeni öğrendim. Bir hayata 3 5 belki 10 hayat sığdırmış. Aşkı ile cesareti ile ilham verdi bana. O dönemlerde başkaldırmak, anaya aileye, hiyerarşiye, adaletsizliğe laf etmek ne denli zor ama o ne büyük bir zerafetle yapmış. En tepeye çıkıp çıkıp yeniden başlamış her defasında da samimiyetini gönlünü yaptığı işe koyarak, kitlelere değil içine kulak vermiş iyi ki de öyle yapmış. Çok seviyordum onu, şimdi hayranlıkla seviyorum.. Türkiye tarihi açısından da okunulası bir kitap, kitap bitti ben hala içinde yaşıyorum..
Yapıtlarıyla zaten hayran olduğumuz Tülay German'a bir kez daha hayran olmak istiyorsanız, mutlaka okuyun. Çok samimi bir şekilde döneme dair tanıklıklarını, yaşadıkları zorlukları, aşklarını, başarılarını, korkularını ve cesaretini anlatıyor German. Kitapta Erdem Buri ve kendisinin gitmek zorunda kalışlarının memleket için ne kadar büyük bir kayıp olduğunu, gitmelerine rağmen burayla olan sıkı bağlarını nasıl koruduklarını da görüyoruz. Bir yandan da o 60'lardaki umut, mücadele ve üretkenlikten geldiğimiz nokta insanı hüzünlendiriyor, kim bilir bütün bu olanları uzaktan izleyen German neler hissediyordur...
Tülay German özgür bir kadın. Özgürlüğünde 50'ler gibi bir tarihte ısrarcı olmuş. Evlilikten vazgeçtiğinde "içim Yeşilköy havalimanı gibi ferahladı" diyor. O zaman üst sınıf bir genç kadından da beklenen okumuş bir görgülü anne olması. Annesi ve anneannesi German'ı hep buna zorluyor.
Kendi ağzından hayatını, partneri Erdem Buri'nin ölümüne kadar olan süre için okuyoruz. Erdem Buri'yle tanışınca 60'ların entellektüel sosyal ortamına giriyor, solcu oluyor ve Buri'nin telkiniyle Türkçe söylemeye başlıyor. Ruhi Su'nun öğrencisi oluyor. Türküleri seslendiriyor.
Kitap sanat üzerinden Türkiye'nin özellikle 60'lı yıllarını koklamak için fırsat veriyor.
Yaşamanın hakkını vermiş, samimi yaşamış, kendi değerini piyasanın değerine göre belirlememiş. Buri bir mektubunda Tülay German'a şöyle diyor "Sen deldin artık kendini. Sendeki fışkırmayı kimse durduramaz."
Çağının çok ötesinde, inatçı, prensipleri olan, sanatçı, solcu ve aşık... Tülay German'ın hayatını kendi dilinden, kendi sözlerinden okurken gülmek, ağlamak ve evrim yapmak isteyeceksiniz.
Mısranın rafında tesadüfen görüp okudum, çok huzurlu bi akşam, pek tatlı bi okumaydı. Yalın, samimi yazılmış hatırat okumayı seviyorum. Kadının burjuvalığına kuruldum, beyaz Türklerin yaşantısını yakınen okumaya yer yer katlanamadım o ayrı.