12 Eylül 1980 darbesinin sözde "Atatürkçü" generalleri, yeterli fdin hizmeti verilemediğinden, şeriatçı tarikatların, cematlerin eline düştüğüne inandıkları Avrupa'daki Türklere,
Diyanet işleri'nin "memur" imamlarını göndermek ister ama döviz yoktur! Gizli bir anlaşmayla, imam maaşlarının, Suudi Arabistan'ın, yine şeriatçı Rabıtatül Alemül İslam (Dünya İslam Birliği ) örgütünce "karşılıksız" ödenmesi sağlanır! Gizli Kararname, hepsi de Atatürkçülük iddiasındaki devlet başkanı general Kenan Evren, başbakan amiral Bülend Ulusu ve bakanlarca imzalanmıştır.
1980 öncesinde Demirel ve Ecevit Hükümetleri de bu yöntemi kullanmıştır. Bu kirli çamaşırları sergilediği için öldürülen Uğur Mumcu, Rabıta'nın sonunda, Meclisi bombalanmış 2016 Türkiye tablosu için 30 yı için şöyle ıuyarmış: "Din ve inanç özgürlüğünün en sağlam güvencesi, laikliktir. Siyasal amaçlı dinsel akımların devlete egemen olmasını önlemek için getirilen nu ilkenin ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu, her gün yaşadığımız olaylarla çok daha iyi anlıyoruz.
Uğur Mumcu was an intrepid Turkish Kemalist intellectual, investigative journalist and columnist for the leading Kemalist broadsheet, Cumhuriyet who was known for indicating that Kemalism and Socialism aren't different ideologies and that imperialist nations had corrupted the Turkish state and army. He was killed by a bomb placed in his car, outside his home. Uğur Mumcu was born as the third of four siblings in Kırşehir, where his father was working. He went to school in Ankara and in 1961 attended School of Law at Ankara University. After graduation in 1965, he practiced law for a while. He then visited England to learn English and upon his return to Turkey worked as a teaching assistant at Ankara University from 1969 to 1972.
On the morning of 24 January 1993, he left his home and was killed by a C-4 plastic bomb as he started his car; a Renault 12, license numbered 06 YR 245.
There are numerous hypotheses over who was responsible for his murder.
Yazildigi donemde okumus olsa idim muhtemelen bambaska yorum yapiyor olurdum. Uzerinde cok konusulacak konular var; - arastirmaci gazetecilik yapilabildigi ve halkin bu bilgiere ulasilabildigi - Burokrasinin ne gibi hatalara gebe oldugu - 12 Eylul un Turkiyenin yokus asagi gitmesinde donum noktasi oldugu - Chp, shp yada dsp gibi sol partilerin akilci adimlar atamadiklarini ve cozum uretemediklerini - tarikat , cemaat yada derneklerin nasil iktidarlari besledikleri - ugur mumcu, bahriye ucok ve cetin emec gibi degerlerin ne yazikki yitirilisi - hep hasretini cektigimiz seffaf yonetim ve sorumluluk ilkesinin devlet yonetiminde olmayisi
Kotu araclar ile iyi amaclara varilmaz Kabahat samur kurk olsa kimse uzerine giymez
Isiklar icinde uyusun…muhtesem bir arastirma sonucu tum belgeleri ile ortaya cikiyor.
Yillar geciyor geciyor ve su anda neler oluyor neler! 40 yil oncenin hikayenin sonunda gibiyiz. Ugur Mumcu ulkenin bugunku gundemini, medyanin halini ve toplumun umarsizligini gorse ne hissederdi:(
Kitap bir döneme damgasını vuran olayları barındırıyor ancak hem çok dağınık hem de çok tekrara düşüyor. Aynı satırları tekrar tekrar okuyorsunuz. Editlense müthiş olur. Işıklar içinde uyusun.
Uğur Mumcu'nun hem içeride hem dışarıda aktif olan dönemin tüm önemli İslam cemaatlerinin yaptıkları, sakladıkları her şeyi gün yüzüne çıkardığı inanılmaz bilgilerle donatılmış edebi açıdan muntazam olmayan eseri. Kitabın düzeniyle, diliyle alakalı yorum yapmak gerekirse okuması zordu yani Mumcu'nun edebiyatçı olmadığını düşünecek olursak bu çok normal karşılıyorum. Fakat verdiği tüm bilgiler öylesine kıymetli ki kitapta dönemin sözde Atatürkçü darbecileri de dahil ederek çok fazla bilgiyi gün yüzüne çıkarıyor ve bize sunuyor. Üstelik bunu sadece iç kısmıyla bırakmıyor, dış mihraklara da değinerek yapıyor. Masonların Süleymancıların Türkiye dışındaki İslami örgütleri kontrol altına almaya çalışmasına Diyanet'e karşı yardım etmesi, Almanların Ülkücülere sahip çıkması, sık sık destek vermesi gibi birçok olayı da bize detaylıca açıklamıştır. Ülkenin içinde ise Süleymancıların, Milli Görüşçülerin, Ülkücülerin ve sözde(!) Türkiye'yi büyük sağ-sol buhranından kurtaran Atatürkçü(!) yönetimin aslında bu ülkeye ne kadar büyük zarar verdiklerini kitapta ayrıntılarıyla yer veriyor. Öyle ki şu anki ülkenin düzeniyle karşılaştırdığımızda geçen 40 yılda olayların AKP'nin başa gelmesiyle değil, bu darbecilerin zamanında yaptıkları hatalarının zincirlemesinin sonucu olarak başımıza geldiğini ve bunları çektiğimizi anlıyoruz. Türkiye'nin 80'leriyle şimdiyi kıyaslamak için okunması gereken önemli bir kaynak. Kendisinin Rabıta'sıyla ilk kitabını okumuş oldum, sonraki kitabı olarak Aybar ile söyleşisini okuyacağım.
Seksenli yılların başında Avrupa'ya gönderilen din görevlilerinin maaşlarının Suudi Arabistan merkezli şeriatçı bir örgüt tarafından ödenmiş olmasını zamanında Uğur Mumcu gündeme taşımış. Kitap, büyük ölçüde o dönem bu konuyla ilgili yazılmış köşe yazılarının bir derlemesi. Karşıt görüşlere de yer verilmiş olması takdir edilir. Ancak farklı yazarların aynı konuyu anlatması nedeniyle çok fazla kendini tekrar ediyor. O döneme, hatta bu konuya özel bir ilginiz yoksa okuyana fazla bir şey katan bir kitap değil ne yazık ki.
Çok özensiz yazılmış bir kitap. Örnek vermek gerekirse aynı bilgi 2-3 sayfa aralıklarla tekrar verilebiliyor. Konu akışı üzerine pek kafa yorulmamış, bilgiler ve röportajlar ortaya serpiştirilmiş durumda. Ayrıca, kitabın dijital hale geçirilmesi sırasında olduğunu tahmin ettiğim tonlarca (her cümlede mutlaka 1-2 adet) yazım yanlışı var.
Kitabın tek güzel tarafı yazarın Avrupa'daki İslami cemaatlerin ilk yapılanmalarını iyi araştırmış olması.
Bir döneme damga vuran olay; Araştırmacı Gazeteci Uğur Mumcu'nun ortaya çıkardığı Rabıta Örgütü ve onun yazı dizisinin sonrasından çalkalanan bir dönem.
Ülke ekonomik buhran krizinde ve üstüne üstük bir de 12 Eylül darbesi ile iyice paraya, dövize muhtaç durumda kalmış. Din hizmetlerinde ise yurt dışında muhteşem bir boşluk var. Diyanet'ten kimseler yok. Yani Türkiye Cumhuriyeti Avrupa'da din hizmetlerini yürütemiyor. İşte olayların asıl çıkış nedenlerinden birisi bu. İran ve Suudi Arabistan kaynaklı " Dünya İslam Örgütü " denilen yani asıl adı "RABITA" olan bu örgüt ile hükümet anlaşıyor. Ne bu anlaşma ? Parasını Rabıta ödemek şartıyla T.C. Devleti'nin imamlarını Diyanet'in belirlediği maaşını biz karşılamak şartıyla Avrupa'ya gönderelim. Hükümette de muhteşem mali kriz var, siyasi boşluk var. Tamam deniliyor. Diyanet'in önerisi, MGK onayı, Bakanlar Kurulu imzası ve Kenan Evren'in de imzasıyla bu anlaşmaya tamam deniyor.
Buraya kadar her şey güzel değil mi ? İşte bunu araştıran Mumcu kim bu Rabıta diyor ? Avrupa'ya gidiyor. Almanya'da söz sahibi Süleymancıları araştırıyor. İran bağlantısı ve Şeriatçı devlet kurmak isteyenleri buluyor. Oradan Rabıta örgütü'nün Atatürk düşmanı bir "Put Adam" kitabı bastığını ve ücretsiz dağıttığını öğreniyor. Hatta bizim ülkemizin imamlarının maaşlarını Rabıta'nın verdiğini öğreniyor. Sonra diyor ki; böylesine Atatürk düşmanı bir örgütün, şeriatçı örgütün nasıl Atatürkçü geçinen hükümet tarafından imamlarının maaşı nasıl verilir üzerine bir bomba patlıyor. Olay sadece bu 23 imam'ın maaşı üzerinden başlıyor. Devletimiz 23 kişiye maaş veremez mi ? diyerek. Sonrasına Meclis'in bakımından tutunda, ODTÜ'ye cami, ODTÜ'deki İlahiyat Hocalarının maaşları ortaya çıkıyor hatta çok çok fazla şeyler...
Yazı dizisi ortaya çıkınca hükümet muhteşem sarsılıyor. Kenan Evren haberim yok diyor. Sonra Dış İşleri bakanı ben bilmiyorum Diyanet'e sorun diyor. Diyanet de ben Dışişleri ve Bakanlar Kurulu ne dediyse onu yaptım diyor. Tekrar başa sarıyoruz. Kenan Evren evet imzaladım diyor. Sonra Dışİşleri Bakanı evet Rabıta'nın en başıyla yemek yedik ama anlaşma yapmadık diyor. Dönüyor dolaşıyor Süleyman Demirel'e geliyor. Önceki hükümet onda iken devarmış meğerse. Evet diyor paşalar gibi paramız yoktu böyle böyle ve yaptık. Kıvırmıyor ve aldık diyor. Maddi sıkıntılarımız vardı ve Dünya çapında müslüman devletlere maddi olarak yardım eden bir örgüt bizde aldık. Bizden önceki hükümet başlattı diyor. Kim o ? Ecevit evet Bülent Ecevit. Atatürkçü olarak bildiğimiz Ecevit başlatmış meğerse bu işi. Ama onunda görüşleri var kitapta. Ben parayı Belçika Hükümeti verecek diye anlaşmıştım diyor.
Rabıta örgütünün açıklamaları, yazı dizisi, yandaş basın, TRT'nin davranışı, Cumhuriyet Gazetesi, Milliyet, Hürriyet, Tercüman, Sabah gazetesinin yazarlarının tek tek yazıları eklenmiş ve objektif olarak yansıtılmış. Tek tek delillendirmiş Mumcu. Evet çok tekrara düşülmüş. Çünkü bu 1979-1984 arasında yaşanan bir olay. Ama 1987'de Mumcu ortaya çıkarmış. İnanın bugün neler yaşanıyorsa zamanında aynısı o zaman da yaşanmış. Gerçekten de tarih tekerrürden ibaret.
Yurt dışı kaynaklı Aramco ABD - Suud işbirliği ile ülkelerin içişlerine karışıyor. Farklı hükümet yandaşı gazeticiler gazetelerinde bunun normal olduğu ve Müslümanlığı yaymak adına Vatikan ile kıyaslanıyor ve Müslüman Misyonerliği diyerek Hristiyanlıktan dönmeleri için kurulan bir örgüt diyerek yaptıklarını hiçe sayanlar var okuyabilirsiniz. Basın gerilmiş, hükümet gerilmiş, Erdal İnönü ve SHP Genel Sekreteri Fikri Sağlar'ın istifa çağrıları bugün yine günümüze benzer şekilde gidiyor. O zamanda genel sekretere mükemmel bir baskı uygulanmış.
Ben size içinde olan isimler ve olaylar hakkında kısacık kelimeler bırakıyorum.
Rabıta, Al Baraka, Tarikatlar, Süleymancılar, Cemaat, Teşkilat, Kenan Evren, Darbe, Aramco, Suudi Arabistan, Put Adam, Odtü, Atatürk, Laiklik, Demirel, Ecevit, Diyanet, Trt, MGK, Bakanlar Kurulu, Yandaş Gazetecilik, Erdal İnönü, Erbakan, Kadir Mısırlıoğlu, İran, Humeyni, Vatikan,Korkut Özal, Topbaşlar, Hasan Celal Güzel...
Gazeteciler Oktay Akbal, İlhan Selçuk, Hasan Cemal, Ali Sirmen, Ergun Göze, Yavuz Donat, Rauf Tamer, Bahriye Üçok, Güngör Mengi, Enis Berberoğlu, Güneri Civaoğlu, Çetin Emeç, Mehmet Barlas, Fahmi Koru, Altemur Kılıç, Yılmaz Öztuna vb...
Atladığım bir çok konu ve isim var kesinlikle eminim. Not aldım ama artık alamadıklarımda var. Çünkü okuduğum kitap Tekin Yayınları ve punto çok küçük ayrıca matbaa'nın mürekkebi bitmek üzereymiş sanırım. PDF buldum netten o da sanırım 5 punto ile yazılmış.
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun ve Bahriye Üçok'un geleceği gören yazıları çok etkiledi. Söylemeden geçmeyeyim.
Bu kadar uzun bir inceleme ilk defa yapıyorum. Biraz da özet gibi oldu ama etkiledi gerçekten. Mumcu gerçekten tarafsız içinde kendi görüşleri olmadan, röportajlar ile yazı dizisi ve o günkü gazeteler ile koca kitap yapmış. Gerçekten yüreklice araştırmış ve konuya muhatap Kenan Evren dahi tebrik etmiş.
Hakikaten Türkiye’nin ne kadar değiştiğinin kanıtı niteliğinde bir kitap. Dili biraz dağınık ve yer yer appendix’e atılabilecek gereksiz detaylara kitabın içinde yer verilmiş. Örneğin, bir derneğin kuruluşundan bahsediyor olsun kurucuların isimleri tek tek listelenmiş gibi vs. Ama konu o kadar vurucu ki yine de kitap başına oturunca akıyor.
Biz bu kitapta vurucu olan şeylere şaşırmayı çoktan bırakmış, artık çok daha ötesi noktalara geçmişken bu kitabı neden hala okumalısınız? 12 Mart ve 12 Eylül’ün zulüm ve tahakküm için yalnızca bir maske olarak kullandığı Atatürkçülük’ün altında aslında gerçek değişimin ne kadar gerici olduğunu anlamak için okumalısınız. Paranın siyasette ne kadar etkili olduğunu anlamak için okumalısınız. Avrupa’daki Türklerin ortalamada neden bu kadar gerici olduğunu anlamak için okumalısınız (burada tabi göçmenlerin radikalleşmesi gibi kitapta geçmeyen sosyolojik etkileri göz ardı etmemek gerekiyor). Avrupa’nın bugün yaşamakta olduğu değişimi anlamak için okumalısınız. Ama bence en önemlisi laik ve demokratik bir düzenin aydınlık cam duvarlarındaki en küçük bir kırıktan içeri onu yıkacak kadar büyük bir cereyanın girebileceğini görmek için okumalısınız. Buradan devrimcilere çıkacak çok dersler vardır. Durursanız düşersiniz. Tavir verirseniz düşersiniz. Kemalist devrim durdu ve düştü. Geleceğin devrimcileri durduklarında ne olacağını buradan görebilirler.
70li yıllarda Süleymancılarla Diyanetçiler arasındaki kavgada, Süleymancılara ait yurt içindeki Kuran kurslarının kapatıldığını öğrendim. Bu yakın geçmişteki dersane kavgasına benziyor. Pek bir şey değişmemiş ülkede. Din son on yıllarda her zaman bir siyasette güç biriktirme aracı olmuş.
Avrupadaki camiler de birçok farklı grup tarafından paylaşılmış: Cemalettin Kaplan taraftarları, Süleymancılar, Erbakancılar, Diyanetçiler, Ülkücüler vs. Bunları para ve lojistik olarak desteklemiş olan da 2 güç odağı olmuş: İran (rejim ihracı çabaları) ve Suudi Arabistan (rabıta örgütü aracılığıyla).
Güzel bir araştırma ama dağınık bir kitap. Çok fazla ıvır zıvır detay var. Bunları ana hatlarıyla anlatıp detayları appendix gibi bir bölümde vermek daha iyi bir çözüm olabilirmiş.
Başı sonu belli klasik bir kitap gibi değil de Rabıta olayının ortaya çıkarılışı, siyaset ve basın dünyasındaki yansımalarının derlemesi gibi düşünmek lazım. Yine de bir olayı farklı gazetecilerin yazılarıyla defaten okumak bir noktadan sonra yorucu olabiliyor. Bugünden geriye bakarak dönemin kısa kesiti üzerinden çıkarımlar yapabilmek adına epey faydalı tabii ki.
İlk çıktığı zaman okumuş olduğum için izlenimlerimi hatırlayamıyorum elbette. Ancak bugün okusam ne düşünürdüm? Asıl soru bu! Aklımda kalan Uğur Mumu çok iyi bir araştırmacı gazeteci, ancak kitaplardaki toparlama ve yazı gücü vasat.
Her Türk gencinin mutlaka okuması gereken bir kitap. Çünkü Türk'e en çok zarar veren dış destekli grupları anlatıyor. Bunları tanımak ve bunların yöntemlerini bilmek çok hayatidir.
Beni araştırmacı gazeteciliğin hasıyla tanıştıran kitap. Bir insan bir şeylere bu kadar uzak olup nasıl bu kadar yakından yazabilir hayret etmiştim okurken.
"Din ve inanç özgürlüğünün en sağlam güvencesi laiklik ilkesidir. Bu ilke, siyasal amaçlı dinsel akımların devlet yönetimine egemen olmasını önlemek için getirilmiştir. Bu ilkenin, ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu, her gün yaşadığımız olaylarla çok daha iyi anlıyoruz." Demiş Uğur Mumcu 1987 yılında yazdığı bu kitabın sonuç bölümünde. Kitabın 30. Yıldönümü olan bu yıl laiklik ilkesine yani din işleri ile dünya işlerinin ayrılması gerekliliğini daha da yakıcı bir biçimde ihtiyaç duyuyoruz.