Aklın amel defteri bir hayli kabarık. Sevabı mı yoksa günahı mı daha çok, söylemek zor. İnsanların hayatını kolaylaştıran icatları yapan da Elhamra Sarayı’nı ve Selimiye’yi inşa eden de akıl, milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaşları yöneten de kitlesel imha silahlarını yapan da akıl. Elbette farklı akıllar bunlar. Dolayısıyla temel soru şu: Bu fark nereden geliyor? Akıl, kendi özündeki iyiliği unutup neden kötülüğe râm oluyor? Kötüyü kutsayan ve meşrulaştıran akıl nasıl bir varlıktır? Kendi tabiatına ihanet eden bir akılla nasıl mücadele edilir?
Elinizdeki kitap bu sorulara cevap ararken akıl, kalp, ruh, mânâ, hakikat ve varlık kavramlarını yerli yerine oturtmayı ve aralarındaki bütünleyici ilişkiyi ortaya koymayı hedefliyor.
"Bir vahiy ve hidayet kitabı olarak Kur'an, insan aklını ve düşüncesini yaratılmış varlık düzeninin bu geniş bağlamında ele alır. Kur'an, bozulmamış akla tam bir güven sergilerken bizi ontolojik indirgemecilik, epistemolojik kibir ve ahlakî egoizme karşı uyarır. Akıl, sayesinde varlığın hakikatine eriştiğimiz Allah vergisi bir lütuftur. Ancak tek başına aklın bize anlam ve özgürlük verebileceğini iddia etmek makul değildir. Aklının aydınlatılması için insanın manevî bir rehbere ihtiyacı vardır. ... Felsefî açıdan rasyonalizmin ana çelişkisi, kendi ontolojik zeminini mutlak kabul etmesi ve gerçekliği, sadece insan aklına atıfta bulunarak temellendirmeye çalışmasıdır. Halbuki ne gerçeklik ne de akıl, kendi kendini temellendiren bir aklı garanti edebilir. ... Kendi kendini temellendiren bir ilke olarak akıl, bizi, insanlığın şu anki durumunun ötesine taşıyamaz; sadece metafizik hatalarını çoğaltır. Kendini evrenin efendisi olarak görecek kadar derin bir tekebbüre kapılmış olan insanlık, böyle bir iddianın gerektirdiği sorumluluğu üstlenmezken, akıl ilkesini ortadan kaldırır, öznel bilinci mutlaklaştırır ve evrene yabancılaşır. Her şeyi faydaya indirgedikçe ve etrafımızdaki her şeyin kullanım değerini yegâne kıstas hâline getirdikçe, farklı gerçeklik düzeylerini birleştiren ve bizi hatadan koruyan logos'un anlamına dönme şansımızı kaybederiz. ... Akıl, bizi özümüze bağlayan ve koruyan bir işlev görmeye başladığında hemcinslerimizle, varlık âlemiyle ve Yaratıcı'yla uyum ve ahenk içinde yaşamak da mümkün hâle gelecektir."
"De ki: 'Öyleyse [bilin ki tüm hakikatin] kesin/son delili yalnızca Allah'ındır.'" (En'âm, 6:149)
Hezarfen İbrahim Kalın'ın başka bir kitabını okurken yine aynı hisleri, aynı saygıyı duydum. Müthiş bir entelektüel birikim, dili ve aktarışına hayranım. Son derece üst düzey ilmi bir sohbet içerisindeymiş gibi hissettirmediği tek bir sayfa yok. Yine kattıkları çok büyük. Allah razı olsun.
"Akıl, sayesinde varlığın hakikatine eriştiğimiz Allah vergisi bir lütuftur. Ancak tek başına aklın bize anlam ve özgürlük verebileceğini iddia etmek makul değildir. Aklının aydınlatması için insanın manevi bir rehbere ihtiyacı vardır. Deruni vicdanımız olarak kalp, günlük ilişkilerimizde kullandığımız prosedürel rasyonelliğin, diğer akıl yürütme ve düşünme tarzlarımızı gölgelemesine engel olur. İnanç ve erdemle beslenen akıl, varlığın hakikatine dair daha derin bir iç görü kazanır, zira böyle bir akıl kendi sınırlarını belirleyebilir ve "varlık dairesi" (dâiretü'l-vücud) içinde kendi yerini bulabilir. Akıl tarafından ifade edilen ve dil yoluyla iletilen iman, Kur'an'ın akli ve ruhi bütünlüğümüz adına gerekli gördüğü kesinliği (yakîn) sağlayabilir."
Felsefe sevenlerin okuması gereken bir eser. İbrahim Kalın'ın entelektüel derinliğini bu kitapta çok net görebilirsiniz. İnceliğine sizi aldatmasın. Anlaya anlaya okumak istiyorsanız yavaş ilerlemelisiniz. Kitabı bitirmek de yetmiyor. Öğrendiklerimi toparlamak için özetini çıkardım. Bu bile saatlerimi aldı. Fakat değdi mi? Evet. Aklın yeri kafamda oturdu.
İsmiyle müsemma, İbrahim Kalın “akıl” kavramı üzerinde çalışmış. Bu kitap pandemi döneminde ve esas itibariyle İngilizce olarak kaleme alınmış.
Okurken bazı noktalara, örnek ve alıntılara hayret ettim. Burada sosyal bilimci olmamamın şöyle bir etkisi var diye düşünüyorum. Sosyal bilimci olsaydım bazı temel felsefe ve düşünce kavram/kişi/örneklere daha hakim olurdum. Daha az hayret ederdim; ki bundan çok hoşlanmazdım, çünkü hayret ve yeni bir şeyler öğrenme duygusu çok güzeldir :) Ve yine sosyal bilimci olsaydım temel hakimiyetten ötürü daha çok istifade ederdim diye düşünüyorum. Bu sebeple gelecekte şöyle ara ara karıştırabilirim bu kitabı.
İbrahim Kalın hem doğu hem batı felsefesine dair yetkinliğiyle, bir Müslüman akademik olarak Kur’an-i bilgi ve referansları harmanlayarak özdeşlik kuracak modern dönem okuruna uygun bir düşünce yolculuğu kurguluyor. Akıl nedir? Hangi dönemde, kimler ne anlamıştır? Neyi ifade etmiştir? Ve aslında bu bağımlı değişkenlerden arındırıldığında “nedir elimizde kalan”?
Karbon ve atomik temelli evrenin orta yerinde bu varoluşu kafaya takan, aslında ayrıcalığı da bu olan insan ve aklı ve etrafındakiler üzerine bir ontolojik deneme. İlgilisine net önerilir.