Tanrı sanki yazgımız sadece bizim elimizden çıkmış gibi sokağımızın yaslandığı cümlelere şöyle bir bakmış, edebî olmadığına kanaat getirip okumadan kapatıvermişti “Gecikmiş Adalet” kitabını üzerimize. Artık tek kelime düşmeyecek sanırken payımıza, sokak kendi kalemini demirden yontmuş, son satırı yazsın diye, güvercin besleyen, mobileti ile kulak zarlarımızı baştan sona çizen Çorumlu Ekrem’in ortanca oğlunun eline vermişti. O da; bir akşamüstü, sırf güvercinler bahçesine pisliyor diye ağzını açan Kemal amcaya şöyle bir bakıp, elindekini cevap niyetine indirivermişti tepesine.
Delinmiş parmak uçlarına bakıyor şimdi. Kırılmış tırnaklarına. Küskün bir ifadeyle kıvrılmış dudakları. Eskiden dalağının olduğu yeri yokluyor durmadan. Keşke örtebilse içini yakan her şeyi böyle bir sargı beziyle. Ama olmuyor. Elinden diline, dilinden yüzüne bulaşıp duran acısı, gözlerinde tünüyor şimdi. “Geçmiş olsun,” diyen kadınlara bakıyor yattığı yerden, geçip gidemiyor. Çıkış yok. Bu odadan, bu acıdan.
Bu kitabı okumaya yazarla yapılan bir söyleşinin ardından* karar verdim. Yerli yazarlarla aram pek iyi sayılmaz, ilk kitaplarıyla sevdiğim ve takip ettiğim yeni kuşak öykücüler var elbette - Sine Ergün, Ferhat Özkan, Ömür İklim Demir, Engin Türkgeldi vb.- ama genelde yerli edebiyata dair okuduğum eleştirilerin çoğunlukla abartılı ve yersiz övgülerden başka bir şey içermemesinden sıkıldığım için el yordamı ile ilerliyorum. Bir de son zamanlarda başa bela taşraya özlem içeren yapış yapış, ağlak öykülerden sıkıldım, her yerinden aforizma taşan ama hiçbir şey anlatmayan kitaplar okumaktan da. Öyle işte.
Hasibe Özdemir'in öyküleri benim bağ kurabileceğim türden, ne hiçbir şey anlatmayan bir muğlaklık içeriyor ne de sadece duygulara hitap eden bir basitlik. Yazarın bir derdi var, öykülerinin konularını buna göre seçmiş, çoğunda da anlatımı güçlendirecek farklı yolları bulmuş. Dile hakimiyeti üst düzeyde, betimlemeleri çok iyi, gözlem gücü kuvvetli. Bazı öykülerde finallerin yeterince vurucu olamaması sorunu olsa da (Kuşlar ve Küpeler, ahh) kitabın geneli etkileyici bir konuya/ana odaklanan iyi kurgulanmış öykülerden oluşuyor.
Fareler İçin Kek Tarifi, Oraya Bir Cümle Sakladım Ben, Öyle Olsun İstiyorduk, Çuvalın Dibinde Kalan öykülerini çok beğendim. Bu Kardan Adam Olmaz'ı bir ilk kitap olarak gayet başarılı buldum, yazarın yeni öykülerini de takip edeceğim. 3.5/5
‘Adam kabalığına tezat nasıl da incelmiş görünüyor gözüne. İp gibi. İğne gibi. Boyuna çizgili bir gömlek. Boyuna çizgili kaslar. Uzun. Gidebilir. Yürüyebilir uzun süre. Bavul taşıyabilir. Adamın yanında enine bir dünyada Aysel. Enine dilimlenmiş. Her dilimin arasına yapılacaklar yerleştirilmiş. Hazmedilip sabredilecekler.’ . Kapısını açtığınız an arkanıza bakmadan kapatacağınız haneler vardır. İçi küf kokan, duvarı acıyla yoğrulmuş haneler. Sadece orada yaşayanlar bilir. Bir de biz, şans eseri o da.. Dayağı bol, tacizi eksiksiz hani üçüncü sayfalarda okuyup ‘aman neleri var’ dediğimiz.. Aslında yanıbaşımızda olanları.. Kanı emilen, bir deri bir kemik değil de bin dert bin keder yüklü olanları.. Hasibe Özdemir o hanelerin kapısını açıyor, fotoğrafını çekiyor ve o fotoğrafların arkasına notlar düşüyor sanki.. “Umutsuz, yorgun, kızgın, tükenmiş” yüzleri anlatıyor. Acımıyor onlara, acımamızı da istemiyor belli ki.. İstediği şey duyurmak, gözlerimizin önündekine uyandırmak.. Hasibe Özdemir acıtıyor ama. Hatırlatarak.. . Umarım kaleminden nice kitaplar dökülür. Bir roman örneğin.. . En sevdiğim öyküler de (ki seçmek zordu inanın) Fareler İçin Kek Tarifi ve Bütün Sesler oldu🌿 . Kapak tasarımı ise Sancar Dalman çalışması🌿
bu kitap diğerinden önce basılmış ama bence diğerindeki ilk öyküler bunlardan önce yazılmış
bu kitaptaki her öykü güzeldi, tekrar okumaya değerdi, yazarın anlatımında çok hoşa giden minik edebi parçalar, tanımlar, gözlemler var, zihninin çalışma biçimi ilginç...
öykülerin isimlendirmesi konusunda daha yaratıcı olmaya çalışılmalı, neredeyse hepsi için daha vurucu isimler aklıma geldi...
"öyle olsun istiyorduk", "buruşturulmuş yol haritaları" ve "bütün sesler" güzeldi ama en güzeli "kuşlar ve küpeler"di onun için düşündüğüm ad ise "zeliha'nın küpeleri"...
Turkce yazildigi ve guzel yazildigi belli kitap okumak gercek bir keyif. Dilin kulturun bir parcasi oldugunu guzel bir sekilde gosteren iyi oykuler... o kadar cok ceviri eser okuyoruz ki yazarlar bile kacamiyor sanirim cogu zaman. Yili keyifle kapatiyorum.
Genç ya da yeni yazarları kendimce keşfetme denemelerimde yeni bir tökezleme oldu bu güzel isimli öykü kitabı. Geçenlerde okuduğum başka bir yeni yazarımızın (İlay Bilgili) kitabı için yazdıklarım bu kitap için de geçerli. Tema ve anlatım bakımından tekrarlardan kaçınsa iyi olur potansiyeli olan bu yazarlarımız. Özellikle öykü yazarlarımızda bu eğilim baskın sanırım, yazdıkları birbirine benziyor. Bu tekdüzelik iyi değil derim.
Hayatın içinden karakterlerin öykülerini okumaya alıştık son yıllarda. Derdi olan, derdi içinden taşan, derman ararken sessizliğin güvenli gölgesine sığınan çok karakter okuduk. '' Bu Kardan Adam Olmaz'' da da benzer bir mahalle var. Ama her hanenin hayata karşı savunması farklı. Kimi çaresizliğini bir eyleme dönüştürüp kendisine biçilmiş kader elbisesini yırtıp atıyor üzerinden. Kimi küçük zaferlerle tatmin olarak yola devam ediyor. Bir bakmışsınız yan komşunuz öykülerden birinde görünüyor. Ya da uzaktaki bir akrabanız. Hasibe Özdemir'in özenli ve samimi anlatımı öyküleri kurgularından bağımsız bir noktaya çıkarıyor. Kimi yerlerde kullandığı betimlemeler öyle güzel ki zihnimde kurguladığım filme tam uyuyor. Yirmi öykü var kitapta ve ben en çok ''Buruşturulmuş Yol Haritaları''nı sevdim. Çok güzel bir öykü.
“Küçük çocuk bir yara bandıymış. Bazen anneye bazen abiye iyi gelmiş. Bazen kimse görmemiş onu, soluk resimler gibi üzerine ışığın başka açıdan düşmesi gerekmiş''
İlk kez Hasibe Özdemir okudum ve çok beğendim. Sıkıntının öyküsünü yazmış. Mutlaka bir yerden yakalıyor her öyküsü sizi. Özellikle çocukların dilinden ve aklından yazdığı öykülerde can yakma potansiyeli çok yüksek.
Okuduğum en güzel öykü kitaplarından biri. 3 sayfada içine alıp savuruyor, nerede okumaya başladıysam bittiğinde başka bir yerde buldum kendimi. Keşke ilk kitabı olmasaydı, ben geç tanışsaydım da okuyacak çokça kitabı olsaydı.
Hasibe Özdemir ilk öykü kitabıyla bizleri güzel bir yolculuğa çıkarıyor. Bizden hikâyeleri bize samimiyetle anlatan ve 20 kısa öyküden oluşan Bu Kardan Adam Olmaz Monokl'da.
Aile ve ilişkiler çevresinde şekillenen öykülerden oluşan bir kitap. Yazardan okuduğum ilk kitap, diğer kitaplarını da merak ettim. Bıkkınlığı iyi gözlemlediğini düşünüyorum.