What do you think?
Rate this book


216 pages, Hardcover
First published January 1, 1993
Yolcular, yalnızca yeni manzaralar ve olaylarla karşılaştıkları için değil, aynı zamanda kendileri için de geçilen bir manzaraya dönüştükleri, kendilerine uzaktan ve yatıştırıcı bir mesafeden bakabildikleri için daha bilge hale gelirler. O zaman sadece ayrıntılar değil, daha fazlası fark edilir. Bu ayrıntıların düzeni artık kesin ve tek anlamlı görünmez. Bakış açısına göre değişir.
“Mucizenin özü, mucizeyi beklemektir ve bu da Veronika için doğal bir haldi: Yalnızlık ve umut. Umut dolu bir yalnızlık…”
“Her kitap, Kitap’ın bir yansımasıdır ve onun akislerinden biridir…”
“Her kitap biraz insan gibidir İçinde bağımsız, canlı ve trajik biçimde tekil bir hakikat parçası taşır; hakikatin bir versiyonudur, ortaya çıkması, kendini göstermesi ve bizim de artık bütünüyle kavranmış bir bilginin huzuruyla yaşamamıza izin vermesi için hakikate karşı yöneltilmiş kahramanca bir meydan okumadır. Aynı zamanda, insan tarafından yazılmış her kitap, insanın kendini aşar. Kİtap yazan kişi kendini aşar, çünkü kendini tanımlamaya ve adlandırmaya cesurca kalkışmıştır. İnsan yalnızca bir eylem ve kaotik bir hareket iken, kitap bu eylemi ve hareketi tanımlar, adlandırır, ona anlam verir ve onun özünü bulur. Kitap, eylemin taçlanmış halidir.”
“Eğer açılan yalnızca içimizdeki yetişkinse, gerçek bir açılma yoktur. Yetişkin olmak, daima bir maskenin ardında kalmaktır. Gerçek anlamda olgunlaşmış insan, başladığı yere yani çocuğa geri döner. Çünkü tüm hakikatimiz yalnızca o çocukta saklıdır; zira tüm hakikatimiz, yalnızlıkta, terk edilmişlikte, yitirilen hayallerde, dünyanın tamamından beklediğimiz çocukça ilgide gizlidir. Bilge, büyük siyasetçi, sıradan insan ve herkes olmak burada başlar. Yaşam boyu daha sonra yapılan her şey, o çocukla sürdürülen kesintisiz bir iç diyaloğun devamıdır.”
“Her insan, içinde farklı kişiliklerin tohumlarını taşır; bunlar, başka başka insanlara ait, henüz filizlenmemiş potansiyel çekirdekler gibidir. İnsan yaşamı, sadece içlerinden birini geliştirir ve o, baskın kişilik haline gelir. Ancak diğerleri de hala içimizde varlıklarını sürdürür. Olgunlaşmamış, eksik, henüz tam biçim kazanmamış olsalar da yine de oldukça somut ve gerçektirler. Baskın kişilik, herhangi bir nedenle zayıfladığında, içimizdeki diğer kişilikler seslerini duyurmaya başlar. Delilik, kötü güçlerin eline düşme durumu, içsel parçalanmışlık işte buradan kaynaklanır. Aynı şekilde, aşk da buradan doğar, çünkü bazen, hayatımızda rastlantısal olarak karşılaştığımız insanlar, şaşırtıcı biçimde bize benzer; içimizde taşıdığımız o tohumlara akraba olan kişilerdir. Bu insanları tanımak ve onları kendi yörüngemize çekme arzusu, işte aşk denilen şeyin ta kendisidir.”
“Kendin tanıyan, dış dünyayı da tanır. Ve bunun tersi de geçerlidir.”
”Eğer gece ölüme benzeyen bir hal ise, alacakaranlık onun her gün tekrarlanan can çekişmesidir.”
“Derler ki kaçış yoktur, sen olduğun şeysin, olmak istediğin şey değil.”
“Orada olmak isteyip orada olmamak, burada olup aslında burada olmamak. Yapmak isteyip yapamamak, yapmak zorunda olup yapmak istememek. Sahip olup istememek, istemek ama sahip olamamak. Bu sınırlılık ve kapanmışlık bilinci, zamanla ya da mekanla ilgili değildir. Tüm dünyaya kapatılmış, bize adaletle tanınmış bir ömürlük zamanın içine hapsolmuş olarak mümkün hale gelir ancak.”
“Hayal kırıklığına uğramış bir aşkın acısı da en az aşk kadar kısıtlayıcıdır.”
“Ve artık giderek daha açık bir biçimde görüyordu ki, bilgi özgürlük getirir ama güvenlik getirmez…”
“Yalnızca kendimizi ve çevremizdeki dünyayı gözlemlemek gerçek bir tatmin sağlayabilir.”