Mehmet Güreli, Şehirli Karınca adlı bu öykü kitabında, bir karıncanın azmi ve dikkatiyle yaklaşıyor yazıya. Sinemanın, edebiyatın, müziğin ve resmin unutulmaz eserlerinin izinde, kurgunun yeniden kurgulandığı özgün anlatılar bunlar. Bir Truffaut filminin içinde başlayan yolculuk Truffaut'nun gerçek yaşamıyla iç içe girip Jean Vigo'ya, Joyce'a, Beckett'e, Zweig'a, haikunun ustası Başo'nun yalın, yalın olduğu ölçüde derin evrenine uzanıyor; oradan Bresson'un Balthazar'ına uğrayıp Fritz Lang'e, de Sica'ya, Rotko'ya, Walser'a uzun bir solukla bağlanıyor. Karanlığın gizli misafirlerinin tekinsizce dolaştığı film noir bir anlatının üzerine örtüsünü sererken, intihar etmiş, yaşamı deliler evinde b itmiş yaratıcılar satır aralarında canlanıyor.
"Durmadan, durmadan / Dönüyor düşlerim" diyen Başo'nun yanı başında, Güreli de, durmadan, durmadan, dönüyor dünya, sanatla, diyor bize âdeta...
"MEHMET GÜRELİ, yazar, müzisyen, yönetmen ve ressam. 1949’da İstanbul’da doğdu. Ortaokulu Avusturya Lisesi’nde, liseyi Hürriyet Koleji’nde okuduktan sonra iki yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne devam etti. Bedrufi’nin Nefesi, Alope'nin Odası ile Hayaller ve Sokaklar isimli kitapları yayınevimiz tarafından yayımlandı. Mehmet Güreli, Vapurlar/Blues (1988), Cihangir’de Bir Gece (1995), Yağmur (1999), Odamda Yolculuk (2002), İplerin Kopuşu (2007) albümlerinin yanı sıra; Vapurlar (1986), Bir Oyuncunun Portresi: Necdet Mahfi Ayral (Belgesel, 2003), İstanbul’a Yolculuk (Dünya Yazarlarının Gözüyle, Belgesel, 2006), Gölge (Peyami Safa’nın Selma ve Gölgesi kitabından, 2008) filmlerine de imza attı. Yazar halen İstanbul’da yaşıyor." (selyayincilik.com)
Bu kitabı sevmeyi çok istemiştim gerçekten. Mehmet Güreli hakkında ne duyduysam harika bir insan olduğu yönünde. Sinemadan edebiyata, müziğe her alanda eser verdiğini ve görece başarılı da olduğunu düşünürsek modern çağın Rönesans sanatçılarından biri bile diyebiliriz herhalde kendisine. Şehirli Karınca'ya da bu heyecanla başladım, bir noktaya kadar heyecanım sürdü de. Ancak kitap bittiğinde hissettiklerim maalesef bu kadar iyi değildi.
Şehirli Karınca bir öykü kitabı gibi başlamıyor bana göre. Kitabın ilk yarısındaki metinler daha çok deneme havasında yazılmış. Güreli ünlü sanatçıları merkeze aldığı bu yazılarda yer yer kurgusal bir dil kullanmış ama yine de öykü demek zor geliyor bana. Kitabın bu kısmını epey sevdim ben. Okuması kolay, merak uyandırıcı, iyi bir yazarın ve daha da önemlisi yazdıklarını önemseyen birinin elinden çıktığını belli eden metinlerdi bunlar.
Ancak bir yerden sonra metinler daha kurgusal bir hal aldı, sanatçılar merkezden uzaklaşıp ara sıra bahsedilen, atıfta bulunulan bir konuma geçti. Bu öykülerin dili daha soyut, anlatılanları kavraması -en azından benim için- daha güç. Belirgin bir olay örgüsü olmadan, soyut ifadelerle bir duyguyu anlatmaya çalışan metinleri sevemiyorum. Dolayısıyla kitabın ikinci yarısında yer alan bu öyküler bana hitap etmedi, keyif alamadım.
Sonuç olarak Şehirli Karınca'yı ne çok sevdim ne de hiç sevmedim, yapılmak istenileni takdir ettiğim ancak yapılma şeklini beğenmediğim bir kitap oldu benim için.
Öykü ile deneme arasında gidip gelen öykü okumak için okumaya başladığım için beni tatmin etmeyen kitap. Sevememin ana sebebi deneme - öyküler kolaj resimler gibi. Ama bu kolajlar insanın gözünü yoran başını döndüren cinsten. Yine de keyifli bir deneme.