Bu kitabı sevmeyi çok istemiştim gerçekten. Mehmet Güreli hakkında ne duyduysam harika bir insan olduğu yönünde. Sinemadan edebiyata, müziğe her alanda eser verdiğini ve görece başarılı da olduğunu düşünürsek modern çağın Rönesans sanatçılarından biri bile diyebiliriz herhalde kendisine. Şehirli Karınca'ya da bu heyecanla başladım, bir noktaya kadar heyecanım sürdü de. Ancak kitap bittiğinde hissettiklerim maalesef bu kadar iyi değildi.
Şehirli Karınca bir öykü kitabı gibi başlamıyor bana göre. Kitabın ilk yarısındaki metinler daha çok deneme havasında yazılmış. Güreli ünlü sanatçıları merkeze aldığı bu yazılarda yer yer kurgusal bir dil kullanmış ama yine de öykü demek zor geliyor bana. Kitabın bu kısmını epey sevdim ben. Okuması kolay, merak uyandırıcı, iyi bir yazarın ve daha da önemlisi yazdıklarını önemseyen birinin elinden çıktığını belli eden metinlerdi bunlar.
Ancak bir yerden sonra metinler daha kurgusal bir hal aldı, sanatçılar merkezden uzaklaşıp ara sıra bahsedilen, atıfta bulunulan bir konuma geçti. Bu öykülerin dili daha soyut, anlatılanları kavraması -en azından benim için- daha güç. Belirgin bir olay örgüsü olmadan, soyut ifadelerle bir duyguyu anlatmaya çalışan metinleri sevemiyorum. Dolayısıyla kitabın ikinci yarısında yer alan bu öyküler bana hitap etmedi, keyif alamadım.
Sonuç olarak Şehirli Karınca'yı ne çok sevdim ne de hiç sevmedim, yapılmak istenileni takdir ettiğim ancak yapılma şeklini beğenmediğim bir kitap oldu benim için.