“Aşk belki de durmaktı. Bir insanda, bir işte, bir kara parçasında, bir metreküp hücrede veya her neredeyse, frene basılı halde durmaktı.” Gül Ersoy, karakterlerini metropollerin o baş döndürücü hızında dolaştırıyor. Helsinki’den Paris’e, Amsterdam’dan İstanbul’a metro istasyonlarında, tekinsiz sokaklarda, aşina olmayan kalabalıklarda birbirini bulan, birbirini tanıyan insanların öyküsünü anlatıyor. Uzak kentlerde anlık deneyimlerin, anlık karşılaşmaların hatırlattığı insanlık halleri... İstanbul’da bir mahallede umutsuz eviçlerinde aşkı arayan kadınların hüznü... Gül Ersoy, kimliklerin değil, insanın temasını anlatıyor Sahilden Bostancı’da…
Genel olarak çok başarılı öyküler değildi fakat Kuzey Helsinki, Sahilden Bostancı,Bizim Oğlan,Honfleur,Underground Kitchen ve 220 Voltluk Adam öyküleri betimleme açısından güçlüydü.
yeni dönem yazarlarda kronik olarak rastladığımız sorun bu kitapta da var. sabırsız neslin sabırsızlık edip sonunu getiremediği şeyleri mini öykü olarak adlandırması. amaçsız metinleri öykü yazdım diyip, kenara koymak. kitabı bir daha okuyacak olsam 3-4 öykü dışında diğerlerine bakmazdım. şayet bu amaçsız öykü olayı yeni bir akım ise ben hiç beğenmedim. post-modernist öykü akımı desek olmaz çünkü post-modernizm için fazla düz bu yazılar.
umarım sonraki kitapları daha iyi öykülerden oluşur.
Gül Ersoy'un Sahilden Bostancı kitabındaki öyküler, derinlikli bir duyuşun ve dikkatli bir bakışın ürünü. Temalar, mekânlar, anlayışlar, dil her öyküde öyle farklı ki birkaç öyküyü bitirdikten sonra her başlıktan sonra bambaşka bir evrene gireceğinizi biliyorsunuz. Yazarın açtığı kapılardan tek tek geçerken bir süre sonra biten öykülere veda etmek istemiyor, her birinin dünyasında daha uzun kalmak istediğinizi fark ediyorsunuz. Kısa ve yoğun anlatımıyla insanı düşündüren, zekice bağlantılar bulacağınız öyküler, hayal dünyanızı ziyaret eden gezgin bir ruhun izleri olarak kalıyor belleğinizde. Her birini çok sevdim ama kitaba adını veren Sahilden Bostancı, Kıyıdan, Kule, Sifon Tamircisi, Mösyö, Meydan en beğendiğim öyküler oldu. Yazarın yaratıcı dehasına ve dili kullanma biçimine hayran kaldım. Harika bir okuma deneyimiydi.
Aslında bir haftadır elimde olmasına rağmen bir aydır sürüklüyormuşum hissi veren; lanet olsun buna verdiğim paraya diye kendime kızmama sebep olan kitap.
O kadar gereksiz ve saçma sapan ki... Allahım...
Öyküler fazlasıyla kısa ve çok fazla. 'Ben bissürü hikaye yazdım bi okusanıza' diyip derletmiş sanki. Hepsi başka bir hikayenin başlangıcı olabilirdi belki. Ama bu şekilde hiçbir yere varamayan, bol gereksiz tasvirli anlamsız hikayeleri bir araya toplamış.