Derinlerde bir yerde koca bir kaya vardı da, abilerim ablalarım şuna bir el atıverelim demek için çıkıyordum dışarı. Tesellisi, telafisi imkânsız bir arayıştı bu. Ne yapsam ne etsem bir milim bile yerinden oynatamadan o kayayı, aklımı oynatma noktasına gelmiştim sonunda. Ana-kız kendimizi kapattığımız bu evde bir canlı cenaze, bir ağır yaralı olarak yaşamayı maharet saymanın saçmalığına bir son vermek gerekiyordu artık.
Nohut oda bakla sofa evlerde birbirlerine tahammül etmek zorunda kalan ana-babalar ve evlatlar. Kuşak farkları. Hayalleriyle yaşamlarının arasından derin yarıklar geçen talihsizler. Sevdikleri adamları iki sabun bi lif yıkayıveren huysuz ve tatlı kadınlar. Bir yazgı gibi yaşadıkları yalnızlıklarından çıkış yolları arayan garipler. Başkalarının hayatını yaşayan kalbi kırıklar...
Figen Şakacı, Kesekli Tarla ’da, köksüzlüğü, aidiyetsizliği, iletişimsizliği, hızla akıp giden zamanı, nefreti ve aşkı aynı potada eriten marazi ilişkileri, kendi ücralarında bir parça mutluluk arayan insanların öykülerini mizahla örülü hünerli kaleminden anlatıyor. “Tarla mı kesekli yoksa biz mi yürümeyi bilemedik?”
1971 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. 1989 yılında gazeteciliğe başladı, çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik, köşe yazarlığı yaptı. Televizyona dizi senaryoları yazdı. İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Her Doğum Bir Mucizedir ve Mizah Zekânın Zekâtıdır adlı iki nehir söyleşi kitabı yayımlandı. Üçleme olarak tasarladığı roman serisinin ilk kitabı Bitirgen 2011’de (ilk baskısı Everest Yayınları’ndan), ikincisi Pala Hayriye 2013’te yayımlandı (İletişim Yayınları). Aynı kitaptaki “Pişti” hikâyesinden uyarladığı “Topuklu Terlik Süt Yapar” tiyatro oyunu, Aysa Prodüksiyon tarafından 2017’de sahnelendi.
Feraha ermek nedir bilir misiniz? Nasıl desem, içine güç bela sığdığınız pantolonu gün boyu üzerinizde zırhmışçasına taşıyıp gün sonunda çıkardığınızda verdiğiniz nefes gibi, öyle bir rahatlama..Suskunluğunda bile kavgalar ettiğiniz kişiyi aniden hiç görmemeye karar verip gitmeniz gibi.. Bu ferahlama, bu derinden oh çekiş, şöyle tüm kirinizden pasınızdan kova kova su döküp arınmak misali.. Velhasıl öyle bir feraha ermek ki yeni yıkanmış çarşaflara sarınıp uyumak hafif kalır yanında.. . Figen Şakacı, içi daralıp-o içinde ne var ne yoksa bir kutuya kaldıranları anlatıyor. Ben onları okudukça, her birini tek tek feraha erdirdim, Şakacı da yapardı eminim, elinde olsa anlattığı herkesi,yani bizi, kesekli tarlalarından sonu gelmez yeşilliklere koyardı. Yürütürdü yalınayak, derdi ki bak işte ‘her şey canlıdır ve bugündedir’ . Bitirgen-Pala Hayriye-Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı kitaplarından oluşan güzelim üçlemenin ardından Kesekli Tarla’yı da çok sevdim. Bilhassa ilk öyküyü, Rağmen-İlkler sayısında okumuş, etkilenmiştim; yeniden görmek ne iyi geldi! Dili bu eserinde daha kılçıksız Şakacı’nın, sanki daha rahat çıkıyor kelimeler ağzından. Daha da derinden hissediliyor karakterlerin hisleri. Kitaptaki her öykü aslında birbirine de değiyor, kimi dirsek teması kimi birbirinin içinden geçecek kadar yakın, hem de kanatarak.. . Figen Şakacı umarım arayı çok açmaz.. Karakterleriyle, kıvrak cümleleriyle edilecek nice sohbetler var daha..
Figen Şakacı’nın 2020 yılında çıkan, 22 öykülük kitabı. Keseklerle dolu öyküler, kesekleri olan karakterler. 2020 Türkiyesi belki de, karamsar, karanlık. Ben Figen Şakacı’nın dilini sevdim, yeni şeyler söylüyor ve okunmayı hakediyor. Okuma grubumuza katıldı sağolsun, anlattıklarını da ayrı sevdim. Kitapta Kesekli Tarla adı altında bir öykü yok- genel teması olduğunu düşündüğü için kitaba bu ismi vermek istemiş. Bitirgen’de de geçen Kesekli Tarla, kitabın sonunda karşımıza çıkıyor: “Tarla mı kesikli yoksa biz mi yürümeyi bilemedik?” Diyor annesi. Hayatta tutunamayan, sevilmeyen, olamayan karakterler öykülerde yer buluyor. Erilliğin yuttuğu, tahakkümü hissettiğimiz karakterler. Ayrılıklar, hastaneler, intihar sorunsalları ile sıkışanlar... Ben en çok “Başkalarının Hayatı”, “Babaannemin Kirli Çorapları” ve “İki Sabun Bi İlif” öykülerinden etkilendim, aklıma yer etti. Birbirinin devamı öykülerde var kitapta: Fidan’ın Boynu ve Bilmediğin Şeyler Var Şeyda / İki Sabun Bi İlif ve Süprem / Hal ve Gidiş ve Suat’ın Zekeri birbirini izliyor. Karakterlerin yeni bir öyküde yeniden sürprizli karşımıza çıkışı hoştu.
Dün de 50. Yaş doğumgünüydü Figen Şakacı’nın, mutlu yıllar olsun yeniden, uzuuun uzun yollara düşüp nice yazmalara devam olsun :) Seriyi de merak ettim okunulsun.
"Kız ulan, derdi Adem kendine, dünya yansa akşama ne yiyeceğiz diye düşünen babana kız, çat diye seni bırakıp giden anana kız, hayalinde bir gemi kaptanı olup açık denizlere seyre dalmak varken, karın buzun içinde helak oluşuna kız, bir gün bile yüreğini cız ettirecek güzel gözlü bir kızın karşına çıkmayışına kız, her sokakta perdesi aralık evleri dikizleyerek kendine en uygun aile arayışlarına kız... Kaderine kız lan Adem, seni sokaklara düşüren kaderin yedi sülalesine kız!"
Yaşamadığımız hayatlardaki, bazen bize uzak gibi görünen dünyalardaki insanların seslerini böyle gerçekçi, akıcı, okuması keyifli ve tabi sonra durup düşündürücü öykülerle duyuran Figen Şakacı gibi yazarlar iyi ki var!
yirmi iki öykülük kesekli tarla, mizahla örülü üslubuyla okurunu sarıp sarmalayan kitaplardan. çırpınmalar, suyu taşıran o son damla, zaman, kimsesizlik, marazi ilişkiler derken hayli zengin bir dünya sunuyor. bir çilingir sofrasını kurmuşuz da gelmiş anlatıyormuş gibi keyfekeder. "hem insandan geriye illa, iyi-kötü bir şey kalır. kahkahalar ve kahır misal." diyor bir öyküde. kesekli tarla işte o geriye kalanlar... ıskalamayın derim...
Gereksiz bir kitap olmuş. Yazarlık kursuna giden tecrübesiz yazarların ödev derlemesi gibi. Ünlü bir kitap okurunun tavsiyesi üzerine almış olduğum düşünülürse muhtemelen sorun kitapta değil bende.