Kara Bibik, eleştirmenler tarafından daha çok 30-40 sayfalık kısa bir öykü olarak görüldüğünden Küçük Paşa edebiyatımızdaki ilk köy romanı olarak kabul ediliyor.
Fethi Naci, kitabın teknik olarak romandan çok belgesel nitelikli betimlemelerden oluşan bir eser olduğunu söylüyor. Hatta yazarın yer yer romancılık hevesleri göstermiş olmasını ilginç bir şekilde hor görüyor. 100 yılın 100 romanı listesinde ikinci sırada incelemiş.
Bana göre de kitap öykü ile roman arasında bir konumda yer alıyor. Bunu bana düşündüren şey kitabın finali oldu. Kitabın kötü başlayan ilk bölümlerini aştıktan sonra aslında iyi bir ritm kazanıyor. Küçük Paşa'nın takma ismini hak etmesi ve doğduğu köye dönüşüyle bu takma ismin kötü bir şaka, bir çeşit aşağılamaya dönüşmesi gayet başarılı anlatılıyor. Ama her nedense olayların gelişimi bir öyküde doğal gözükecek ama bir romanda zayıflık olarak kabul edilecek şekilde hızlı oluyor. Hele finalin bağlanması apar topar olmuş. "Ebubekir Nazım Bey, kitabınızı çabuk tamamlayın da bir an önce baskıya verelim," diyen birinin yüzünden oldu muhtemelen(böyle olmadığı kitabın başında yazarın torunu olan Oktay Akbal tarafından anlatılıyor). Yine de, kitabın sonuna vardığımda okuduklarımdan etkilendiğimi hissettim. Kim bilir, belki yazar bir meslek olarak romancılığı seçmiş olsaydı bu kitabı teknik olarak çok daha iyi romanlar takip edebilirdi. Yazık ki, tek romanı bu olmuş.