Nabizade Nazım'dan Recaizade Mahmut Ekrem'e, Ahmet Rasim'den Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Suat Derviş'e; Tanzimat'tan harf devrimine dek Türkçe edebiyatın zenginleşmesine katkı sunmuş isimlerin metinleri bu kez farklı bir bakış açısıyla derleniyor. Serdar Soydan, bu güçlü kalemlerin satırlarında kâh örtük kâh açıktan anlatılan "öteki" cinsellikleri Ah Bu Sevda!'da buluşturuyor.
Dönemin toplumsal ve sosyal hayatına ayna tutan, bir kısmı anonim hatta yasaklı, bazısıysa Latin alfabesine ilk kez aktarılan bu özgün ve sıradışı hikâyelerde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair terimler, göndermeler ve argo kullanımları cinsel ötekinin temsili, ötekiye bakış ve ötekiyi yansıtışın değişimini ve gelişimini de açık eden bir mahiyete bürünüyor.
Sadece Nabizade Nazım'ın ''Yadigarlarım'' öyküsü için bile okunur bu kitap... Derlemenin içerisinde cidden harika metinler var. Genel olarak dönemi anlamak, 'öteki'yi keşfetmek için de güzel bir çalışma.
"Aşk! İşte en manasız, işte en manalı kelime. Aşka mana verebilenlerce aşkın bir manası vardır. Mana veremeyenlere göre ise aşk manasızdır. Aşk Cennet sevinciymiş; cehennem azabıymış; hayatın ruhuymuş; ölümün kanadıymış… Aşk ayetinin dış görünüşe önem verenlerce başka, ruha önem verenlerce başka manaları var. halbuki bin türlü yorumun özeti şu: Aşk, ne olursa olsun, tabiidir. Ne olursa olsun! Sevmek! Neye değerler? Bunu katiyen tayin etmekten herkes acizdir. Aşkın mahiyeti henüz keşfedilmemiş. Yer altından çıkan ilk insanlarca neyse, bizce de aşk odur. Ben aşık mıyım? Kim bilir? Mazimi gözden geçiriyorum; bir çok aşk izleri buluyorum. İşte şu an dahi gönlümde bir aşk eseri hissediyorum. Fakat bir taraftan da gönlümü pek bomboş görüyorum. Eğer aşık olmak bir güzelliğe düşünceye bağlamak, daima onu hatırlamaksa, ben şu anda aşığım. Halbuki heyhat! Alemde var olduğumdan bile emin değilim, aşkımdan nasıl emin olabilirim?" . Harika bir seçki. Türk edebiyatının nadide romanlarından, öykülerinden özenle seçilmiş ötekilerin öyküleri. Çoğu erkek yazar olması azıcık moral bozsa da, yaşadığımız coğrafyada şehveti ve aşkı anlatan bu kesitleri okumak çok özeldi. Sadece Nabizade Nazım’ın “Yadigârlarım” için bile okunacak bir eser. Çıkardığım alıntıların neredeyse hepsi bu yapıttan. Bambaşka bir şey. Onun dışında beğendiğim diğer öyküler de şöyle: “Teyyarzade”, “Aşk, Bencillik”, “Ah Bu Sevda!”, “Orta Malı”. Kuir hikayeleri seviyorsanız, atalarımızın aşklarını okumak size dokunacaktır. . "Feda mı? Ne kadar uzak ! Can ki, hayat, yani varlık manasındadır, nasıl terk olunabilir? İnsan hayattan ne kadar bıksa, yine onsuz kalmak istemez. İnsanlık budur. İnsanı insan olarak anlatmak istersek, böyle tasvir etmeliyiz. Aşk ise tabiidir. Tabiat terk olunmayınca, aşk terk olunamaz. O halde canan da terk edilemez. Madem ki aşk, can, canan terk olunamaz, sevmeli, aşağılanmalı ama hep sevmeli. İşte aşkın özeti! İşte aşk, insanı böyle aşağılanmaya alıştırır." . Konu——————>20/20 İşleyiş—————->21/30 Okunabilirlik——->15/25 Sayfa Düzeni——>2/5 Kapak Tasarımı—>8/10 İsim——————-->10/10 . "Hayalim iki güneş doğurdu. Birisi doğudan doğdu, diğeri batıdan göründü. Birisi bilgilerimin membaıdır, diğeri ilhamımın. Birisi parıldayan güneştir, diğeri aydınlık aydır. Birisi gruba hazırlanıyor, diğeri doğmaya başlıyor. İkisinin de tabiatı, revnakı, sefası muhtelif. Göz alıcı renklerin kaynaşması öyle bir cenneti gösteriyor ki Firdevsi dahi tasvirinde aciz kalır. Birisi acı çeken parıltıdır ki elemli titreyişi gönüllere kaygı ve sıkıntıdır. Diğeri karanlık saçan bir nurdur ki, garip yankıları fikirlere bir azaptır. Birisi tutulmuş bir güneş gibi o donuk, o sarımtırak rengi ile hayale melal getirir. Diğeri karanlığı seven dolunay gibi karanlık, korkunç manzarası ile hafızaya inhilal verir. Birisi bir ejderdir, hürriyeti yutar, diğeri bir cehennemdir izzeti yakar. Biri bilgi ağacına sarılır, diğeri hayal ufkunu tutar. Ah! Önümde bir alev deryası dalgalanıyor. Arkamdan bir dev izliyor beni, yerler, gökler ateş içinde! Her yerde cehennem, her yerde cehennem. Milyonlarca zebani ellerinde azap kamçıları, her yerde üzerime saldırıyorlar. Kaçacak yer yok, her yerde ismimi işitiyorum. Her yerde aksimi görüyorum. Ah! Her yerde o iki afet, her yerde o iki ateş! Her yerde o iki ejder. Her yerde o iki ifrit. Aklımı perişan ediyorlar, sabrımı tutuşturuyorlar, beynimi sokuyorlar, beni dehşete salıyorlar!" . "Mazi ki, hiçliğin hazinesi / Pişmanlığın üzüntüsünün de sebebi / Saklar hayallerin definelerini / Değmez ona hilelerin eli." . "Eyvah! Her şey mahvoldu gitti! Benim için artık İstanbul bir ümitsizlik aleminden başka şey değildir. Firar, firar etmeli. Sen de beraber gel, ey duygularımın defteri!" . "Sevda cihanda neler yapmıyor? Güneşler mi parlatmıyor? Yıldızlar mı söndürmüyor? Âlemler mi icat etmiyor? Dünyalar mı yıkmıyor? Canlar mı yakmıyor? Kâh bir bakirenin her türlü kirden arınmış, tertemiz gönlüne giriyor, zavallıyı alçaltarak kirlenmiş kadınlar sırasına sokuyor. Kâh bir gencin henüz körpe vücuduna sokuluyor, boğa yılanları gibi sarılarak bu suretten zehirliyor ve öldürüyor. Bir akıllıya çatıyor, onu zincire vurulacak bir deli haline getiriyor. Bir bilgeye, felsefenin güzellikleri olarak görünüyor, onu dünyanın en saçma sapan konuşan insanı yapıp bırakıyor. Bir hâkimin huzuruna davacı şeklinde giriyor, onu bir zindan mahkumu haline getiriyor. Bir padişaha sırdaşı ve arkadaşı olarak dalkavukluklar gösteriyor, karşılığında emir ve fermanı ondan çekip alıyor. Bir mini mini çocuğun rüyasında valide gibi görünüyor, onu baba evinden mahrum edip uzaklaştırıyor. Bir müminin seccadesine baş koyuyor, onu şeytan postuna oturtuyor. İhtiyarlara kuvvet, gençlere neşe, ümitsizlere ümit, gariplere müjde, aileye hayırlı evlat, babalara şerefli damat şeklinde yaklaşıyor. Kâh entrikalar, zulümler, sitemler halinde görünüyor, kâh sadakat, adalet, yardım etme şeklini alıyor. Bir rengi bir rengine benzemiyor." . "Aşk bir ifrittir, ondan bir an evvel canını kurtarmayı kim arzu etmez? Siz şairlere bakmayınız… Onlar aşkı cennetten indirirler. Halbuki henüz içlerinde aşkın nereye mensup olduğunu hakkıyla bilenler yoktur" . "Muhabbet lazımsa sevelim, nefret lazımsa nefret edelim. Aşkımız için bir yer, bir yön ayırmayalım. Kimi seveceksek sevelim; neyi seveceksek sevelim; yalnız sevelim. Derler ki sevda insanın ahlakını düzeltir, bozsa da yine sevelim: Madem ki insanız!" . "İç bade güzel sev ne derlerse desinler / Alemde sen eğlen de ne derlerse desinler."
3.5/5 bizim edebiyatımızda özellikle o tarihlerde böyle öykülerin olduğunu düşünmezdim, kitap özellikle ön sözüyle aşırı bilgilendirici ama "öteki" cinselliğin sürekli cima ile ifade edilmesi bir tık üzdü. özellikle lezbiyen öykülerinde durum hep böyleydi. bu da bana bunları yazan erkek yazarların fantezilerini okuyorum gibi hissettirdi. özellikle lezbiyen öykülerdeki esas güzel kızların hep 10-14 yaşlarında olmaları beni üzdü ama bu da büyük ihtimalle zamanın dini etkilerindendir diye düşünüyorum.