Yarın babamın cenazesini kaldıracağım. Deli babam ölmüş çünkü. Üç kere ölmüş, dört kere ölmüş. Elimde, babamdan geri kalan değersiz eşyalar. Değersiz mi? Eve gitmek gelmiyor içimden. Komiserin anlattığı, babamın deliren aklını dolaştırdığı yerlere gidiyor adımlarım. Belki Ziya Amca'ya da rastlarım bir yerlerde. Geçmişime yürüyorum. Benim bir babam varmış. Bir varmış, bir yokmuş.
Fuat Sevimay'ın öyküleri içimizdeki bir el gibi geziniyor adeta. Kapılarını çaldığı hayatlar, kapılarından girdiğimiz, çıktığımız, döndüğümüz bizim hayatlarımız. Ustaca kurgulanmış atmosferleri, özenli dili ve öykücülüğümüze kattığı yepyeni bakış açısıyla genç öykücülüğümüzde şimdiden kendine has bir yer açıyor.
Fuat Sevimay’ın sade ve espirili dilini, derinlikli anlatımını çok seviyorum. Kapalıçarşı romanına ilham olan öykünün de yer aldığı bu kitaptaki öyküleri okurken bazen çok gülecek bazen de hüzünleneceksiniz.
Her yerinden vıcık vıcık acı akan bu kitabı beğenmedim. Özel olarak kötüyü görmek ve göstermek amaçlı olmadığını düşündüğüm halde her öykünün merkezinde ve ulaşabildiği tüm uçlarında acı ve üzüntü karışımı bir kötülük sunulmuştu ve hatırlayabildiğim kadarıyla sadece bu sunulmuştu. Bundan başka herhangi bir duygu ya da durum aklımda kalmadı. İçimi bu derece daralttığı ve beni bu kadar bunalttığı için bile yazarın anlatımını kolayca başarılı bulabilirim. Ama bu dil becerisine ek olarak, konularında ya da anlatımında yeni, heyecan verici herhangi bir şey de bulamadım maalesef. Duygu sömürüsü olarak algılanabilecek (yazarın böyle bir amaçlı olmadığına eminim) seviyede, mutlak bir şekilde kötü durumlara odaklanmış bir eserden, edebi olarak ne kadar yetkin olursa olsun, keyif alabileceğimi düşünmüyorum. Ara Nağme de bu düşüncemin güçlü bir örneği oldu.
İçinde farklı konuları ele alan ve bazıları birbirine bağlı 17 öykü bulunan kitap, 2014 Orhan Kemal Öykü Ödülü'ne değer görülmüş. Öykülerden birinde yer alan Aras ile Meriç karakterleri öyküden romana geçerek Kapalıçarşı kitabına dönüşmüş. Önce öykü kitabını sonra da romanı okumanızı tavsiye ederim.
Fuat Sevimay, bir olay üzerine başka bakış açılarından ele aldığı farklı karakterleri içeren öyküleri ustalıkla yazıyor. Kapalıçarşı'da rastladığımız durum, bu kitaptaki öykülerde de zaman zaman yer alıyor. Kimi zaman bir köpek, kimi zaman ise bir semt dile geliyor. Üstelik en olmadık anlarda kahkaha da peşi sıra ulaşıyor. Bir müzik eseri okur gibi ilerleyebilirsiniz, sözler o kadar uyumlu şekilde cümlelere oturuyor ki dinlene dinlene eşlik ediyorsunuz resmen. Bu anlamda çok sade fakat anlam olarak yüklü bir kitap okuyacağınızdan emin olabilirsiniz.
Neden ödül aldığını asla anlamadım. Tasvir yoğunluğu, zaman kopukluğu,kurgusal eksiklik ne ararsan var. 2022 yılında açık ara en zorlandığım, en tatminsiz okuduğum kitap. Bitirmek için o kadar zorlandım ki, araya birkaç eski kelime serpiştirmek ya da cansız şeylerin dilineden hikaye anlatacılığını herkes yapamıyor. Keşke okuyan bir arkadaşım olsaydı da birlikte üzerinden geçseydik ben de mi bir şeyleri atladım diye 😮💨
Anarşik kitabından sonra bu okuduğum ikinci kitabı oldu. 17 tane öyküden oluşmakta,bazıları çok kısa bazıları uzun... Her öyküde ayrı bir tat alıyorsunuz. Benim en sevdiklerim; Evlat,Havariler,Sen Bana Kapalıçarşı,Çiğ börek,Son Dragonun Maceraları,Cin Ali,Fotograftaki Yeşil inci ve Emeli beklerken oldu. Son öyküsü de muhteşemdi hikaye içinde hikaye gibiydi. Kesinlikle şans verin derim.
İlk anarşık kitabını okumuştum ve çok sevmiştim burda dili biraz daha temiz diğerinde argo daha çoktu . Bu kitaptaki öyküleri daha çok sevdim sanırım, her biri ayrı güzeldi bazıları nostaljik baZıları gerçeküstü bazıları gerçekçi, etkileyici hepsi bir iz bırakıyor. Fuat Sevimay ile tanışmalısınız üslubu sade ve anlaşılır, dilden yana.
Yazarın kitaplarına üst üste iyi sardım. Önce tanışma kitabım Anarşik, ardından Aynalı ve Kapalıçarşı derken bu yazarın üst üste okuduğum 4. kitabı. Çok keyifli hikayeler var. Kapalıçarşı kitabını okuduktan sonra bu kitabı okuduğuma sevindim. Bir de... #satınalmasahiplen #terketme
fuat sevimay’ın ilk okuduğum kitabı. öykülerinin düz ve akıcı bir anlatım tarzı var. ancak bende bir değil birkaç öykücüyü okumuşum gibi bir tat bıraktı. daha yeni olan diğer kitaplarında da aynı his olacak mı bakalım.
Anarşık'ın tadı ağzımda kaldı diye okudum hemen ama, çok içine alamadı nedense... Sadece şu çay ocağında sevdiğini bekleyen adam.... O çok dokundu yahu, oturdum ağladım o hikayeye...... Alıntılar: "Yüzüne, ta gözlerinin içine bakıp, "Beki de haklısın ama pekiyi sen neden çekip gitmiyorsun?" diyorum. "Baksana, kendini bildin bileli burada yaşamışsın." Yüzündeki umarsızlık olduğu gibi duruyor. Yine gülerek, "Ben her an, her dakika çekip gidiyor, yine geri dönüyorum" diyor." "Tuhaf. Benden öncesi ve benden sonrası varmış bu hikayenin."
Fuat Sevimay’ın tarzını seviyorum. Benim kitaptaki favori öyküm İsa ve havarileri ile ilgili olan ama kitabın belkemiği olan öykü Kapalıçarşı. Öykü yeterince merak uyandırdığı için şimdi mecburen yazarın Kapalıçarşı romanını da okuyacağım. :)