Sakin kitabıyla bizi her anın içinde gizli sakinlik adalarına davet eden Ege Soley, şimdi de kendimize daha yakın hissetmenin yollarını açıyor bize. Dünyanın gürültüsünden, hayatın hızından uzun zamandır ihmal ettiğimiz kendi sesimizi duymak için...
Kitapları (eğer çok iddialı edebiyat eserleri degilseler ki bazen öyle olsalar bile...) genelde ağzımda bıraktıkları tada göre degerlendiriyorum. Tanınmış bir edebiyat eleştirmeni ya da dil bilgisi ve anlatım bozuklukları uzmanı bkz.edebiyat öğretmeni olmadığıma göre kendime bu özgürlüğü tanıyorum. Ben bu kitabın bende bıraktığı hissi çok sevdim, sadeligini sevdim, minik naif desenlerini sevdim, boyutunu sevdim, kağıdını sevdim, yazarının varoluşunu (sosyal medyadan takip ettiğim kadariyla) duruşunu sevdim, sevdim oğlu sevdim😄 Kitabı kendime en yakın olabildigim (2 veledimin uyku alemlerinde dolandigi) gece yarıları (sivri sineklere rağmen!) dalga sesleri eşliğinde, cep telefonumun el feneriyle okudum. Şehrin karmaşasından uzak iyot kokulu bol yıldızlı bu meteor yağmuru gecesinde de bitirdim. Ama eminim ki arada sırada geri döneceğim..çünkü üst satırlarda anlattığım bütün öğeleri animsatacak bana bu kitap bundan sonra...yıldızlı geceler, dalga sesleri, yalınlık, ve ruh okşayan cümleler, tespitler ve öneriler♥️
‘Sakin’ ve ‘Yakin’ her ikisi de hep yaninizda tasimak isteyeceginiz, biraz kotu hissettiginizde bi sayfa acip kendinizi cok daha iyi hissedeceginiz, ruhunuza iyi gelecek, yuzunuzu gulumsetecek iki kitap👏🏻👏🏻👏🏻
Benzetme kullanımını bu kadar yıpratmadan, seçilen referans kelimelerin anlamlarını ve anıları aktarmakla sınırlı kalsa da olurmuş sanki. Hah şimdi ilginç bir yansıma geliyor derken araya giren komünal narsisizm öğeleri maalesef yoruyor beni.
Sakince insanın içini ısıtan dalga sesleri; ayın parlak ışığı ile göz kırpışı ve koltuğunda sereserpe yayılan sen ve ‘Sakin’. Adeta bir ödül. Teşekkürler Ege Soley 🌸
Ege Soley’in okuduğum ikinci kitabı, akıcı ve sade bir dili var. “Duyman gereken tek ses kendi sesin” diyerek kendimize daha yakın hissetmenin önemini kendi yaşam hikayesinden yola çıkarak anlatıyor.
“İnsan özünden çok başkalarına yaklaşmaya çalıştıkça kendini o tül perdelerin arkasında unutuyor.” …. “ Fark edeceksin ki insanı fazlasıyla yorup kendinden uzak bir yerlere bırakan ne varsa hep başkalarından, hep dışarıdan. Ve kendine yaklamayan insan, hep biraz eksik, hep biraz yarım, hep biraz yavan.”
Bazı bölümlerin başında farklı dillerde geçen kalıplaşmış kelimelerin açıklaması var ki en keyif aldığım yerler bunları okuyup öğrenmek oldu.
Mahalo ke akua: Hawaii dilinde “Teşekkürlerim Tanrı’ya” anlamına geliyormuş. Bizim “çok şükür” ümüz gibi.
Mushin: Zihinsiz zihin.. Taocu meditasyonda kişinin zihin ve bilinç yolculuklarının sonunda bu noktaya varmaya çalıştığı söylenirmiş.
Ola kala: Yunancada her şey yolunda,iyi anlamında kullanılırmış. Rivayete göre İngilizce tamam anlamında kullanılan OK, Ola Kala’nın baş harflerinden geliyormuş.
Ubuntu: Afrika kültüründe bir insanın, diğer insanlar vasıtasıyla var olduğunu, “ben, biz olduğumuz için benim ve bize ait olduğum için insanım.” cümlesi üzerinden anlatan bir kelime olarak kullanılıyormuş.
Uzun zamandır ilk kez bir kitaba yorum yazıyorum. Ege sadece bir insan olarak değil yazar olarak da çok iyi. Kitabın pek çok sayfası içime dokundu. Belki de bunu yazarken benim yaşlarımdaydı ve benim fırtınalarımı yaşıyordu. Neyse. Altını çok çizdim ama en çok dokunan kısım şu oldu: “Her seyi tek başına yapmak zorunda degilsin. Tüm dünyayi tek basina sırtlamak, karsina çıkan bütün canavarlarla tek başına savasmak zorunda degilsin. Hayat sana yardım etmek için de var, bazen bunu da düşünebilirsin.” Canım Ege. İyi ki varsın.
Kafam hem Sakin hem de Yakın için karışık. Ama sanırım Yakın’da sevdiğim şey, Sakin’nin büyümüş hali gibi gelmesi. Daha tok cümleler, daha çok sorgulamalar. Bazı sorgulamalara katılırken, bazılarına başka yerden baktığınızı kendinize ifade edebilme özgürlüğünü hissedebilme hali. Bazen “hah tam işte bu!” derken, bazen hadi canım sende ordan diyebilmek gibi.
Rus Lokantası'na dair anılarını anlattığı bölümü beğendim. Gerisi pek bana göre değilmiş. Kişisel gelişim kitapları bana göre değil, bir kez daha anladım.
Türün daha iyi örneklerini okuduğum için sanırım biraz yavan geldi bana. Belki türe yabancı ya da önyargılı olanlar için daha güzel bir yolculuk vaadediyor olabilir.
Tıpkı bir önceki kitabı ‘Sakin’de olduğu gibi… Sürekli bir akıl vermenin, hep aynı şeylerin 160 sayfa boyunca zorlama süslü cümlelerle tekrarı. Tekrar Tekrar!
“Hiçbir insan ada değildir , bütün değildir tek başına ; Ana karanın bir parçasıdır , bir dalmadır okyanusta.” Derin bir nefes alıp sakinlemek için güzel bir kitap.