Kürtaj, kadınların kendi hayatlarına sahip çıkma mücadelelerindeki zorlu konulardan biridir. Elinizdeki kitap, tarihsel bir perspektiften kürtaj politikalarını ele alıyor. Kürtaj ve doğum kontrolü ne zaman özel alanın kuytularından çıkıp devlet politikalarının konusu haline geldi? Kadınların bedenleri üzerindeki denetimlerinin karşısına “fetüsün yaşam hakkı”nın çıkarılmasının anlamı neydi? 20. yüzyıldaki nüfus politikaları ile günümüzün biyopolitikası arasında ne türden süreklilikler ve kopuşlar var? Feministler bu zorlu konuyu nasıl tartıştılar? Kadınların hayatlarına, bedenlerine, özgürlüklerine ve cinsiyet eşitliği fikrinin her türlü tezahürüne karşı saldırıların hız kazandığı bir dönemde, kürtajın feminist tartışmasına dair bu kapsamlı çalışma, zihin ve ufuk açıcı.
1987 yılında Diyarbakır’da doğdu. Sokullu Süper Lisesi’nin ardından, Ankara Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okudu. 2011 yılında yüksek lisansını Sussex Üniversitesi’nde, 2019 yılında doktorasını Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamladı. Karabük Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler kürsüsünde, doktor araştırma görevlisi olarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir.
Kürtaj tüm dünyada çok tartışmalı, hala da kadınlara tam anlamıyla sağlanamayan bir hak, özgürlük tartışmasının ana gündem maddelerinden birini oluşturan bir konu. Özellikle Türkiye’de muhafazakar duruş, milliyetçi tavır, islami veya diğer dini referanslar, neoliberal politikalar ve çok sert biçimde yaşanan ataerkil kültür kadınların bedenlerindeki tasarruf hakkına densizce müdahale edebilme hakkını kendilerinde çok rahat görüyorlar. Görüyorlar çünkü kadın bedeni yoluyla sadece nüfus politikalarını yönlendirmek, hangi hayatın yaşanabilir hangi hayatın sonlandırılabilir olma konusundaki öjenik politikaları oluşturmak kararı ve yetkisine sahip olmak çabası değil, aynı zamanda kadın bedeni müdahalesi yoluyla bu bedeni denetlemek, hizaya getirmek, “makbul kadın” “ideal anne” “ideal kadın vatandaş” yaratma kaygısı da taşımaktadırlar.Kürtaj biyopolitikasının çok tartışılması, karşıtlarının çok olması ve kürtaj yanlılarınında bazen kadın bedeni denetiminin yolunu açan argümanlara sahip olmasını tartışıyor yazar. Açıkçası ben kitabı derleme gibi görüyorum. Kaynak belirtmeleri çok yerinde. Özellikle Foucault’un biyoiktidar tartışmalarını anlatması açısından oldukça aydınlatıcı. Senelerdir sosyal bilimler alanında yer aldığım için benim için fazla bir yeni bir bilgi sunan bir kitap anlamı taşımıyor. Bilgilerimi tazeleyen, düşüncelerimi netleştiren, hatta düşüncelerimin gerçeklikteki karşılığını gösteren bir nevi ayna olduğunu belirtebilirim. Her gün her şekilde -kıyafetiyle, bedeniyle, yedikleriyle, yapıp ettikleriyle- tekrar tekrar yargılanan bir kadın olarak bir kadını kadınlığını ameliyat masasına yatırıp neşterle açıp didik didik eden politikalar, söylemler ve kültür biçimiyle inanılmaz bir öfkeyle mücadele ediyorum. Kürtaj tüm ahlaki, hukuki, dini, tıbbi etkilerinini tartışmanın ötesinde önemli bir gerçekliktir. Bu gerçekliği anlamaya çalışmak zorundayız. Kadınlar, doğurduğu ya da doğurmak zorunda kaldığı bebeği ile duygusal bağlılık kurması gibi yüksek beklentileri olan toplumda çepeçevre kuşatılmış durumda. Bunun anlaşılması açısından, bu kitap kesinlikle okunmalı. Tabi ki önyargılar, ahlaki ve dini duruşlarımızla zihnimizi fazla doldurmadan okumak kürtaj gerçeğini, toplumsal karşılığını anlamamızı daha kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum. Mesele benim bedenim benim kararım sloganının savunduğu hak politikası değil. Kadın ve kadınlığa yüklenen toplumsal, hukuki, tıbbi normlar, yaptırımlar ve alanı gittikçe daraltılan kendi olma kendi bedeni üzerinde söz sahibi olabilmesi üzerindeki denetimler...
söyleyecek çok şeyim var ama femoluğum izin vermiyor. verdiğim puan içerikten çok biçemin bir değerlendirmesini gösteriyor. alıntı cümleler kitap değildir iyi günler