Jump to ratings and reviews

Fazlalıklar

Elindeki tek gözlü iğneyi göstererek “Dünya işte bu iğne deliğidir,” demiş. “Biz insanlarsa iplikler gibi geçip gideriz içinden. Kimimiz kısa, kimimiz uzun. Kimimiz ince, kimimiz kalın. Kimimiz ak, kimimiz kara... Fakat hiçbir önemi yoktur bunun. Asıl soru, geçip gittikten sonra ne kalacak bizden geriye. Başkasının yarasını mı dikeceğiz yoksa altın kaftanlar mı öreceğiz kendimize...”

Fazlalıklar, bu hayatın fazlalıkları olmanın ağır sancısını çeken, hayata eksiyle başlayan, başlangıç noktasına ulaşmak umuduyla mütemadiyen çaba gösteren insanların hikâyesi.

Sinan Sülün, eski zamanların hikâye anlatıcılığı geleneğini farklı ve yepyeni bir anlatım diliyle yaşatıyor. Öykü ve roman arasındaki sınırları zorlayan, özgün ve çarpıcı bir metin ortaya koyuyor.

105 pages, Paperback

First published August 1, 2020

Loading...
Loading...

About the author

Sinan Sülün

6 books20 followers
Sinan Sülün 1980 yılında İstanbul’da doğdu. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. 2002-2005 yılları arasında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İletişim Anabilim dalında okudu. Hayvan Kültür Sanat Dergisi’nde ve Zipİstanbul Dergisi'nde editör olarak çalıştı. Birikim, Atlas Tarih, İstanbulArt News, Psikeart, Notos, Egoistokur ve Ot Dergisi gibi birçok dergi, gazete, internet sitesinde yazıları yayınlandı. Yazarın ilk kitabı Karahindiba 2011 yılında Sel Yayınları'ndan çıktı. Karahindiba adlı öyküsü 2014 yılında Mask-Kara Tiyatrosu tarafından oyunlaştırılarak, sahneye taşındı. Sülün, çalışma hayatına eğitmen olarak devam etmekte ve başta hikaye anlatıcılığı olmak üzere pek çok farklı alanda eğitimler vermektedir.

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
11 (27%)
4 stars
12 (30%)
3 stars
8 (20%)
2 stars
7 (17%)
1 star
2 (5%)
Displaying 1 - 7 of 7 reviews
Profile Image for Busrauyarimsi.
44 reviews21 followers
Read
December 6, 2020
Bu kitap üzerine kaleme aldığım yazı 28.09.2020 tarihinde edebiyathaber.net'te yayınlanmıştır: https://www.edebiyathaber.net/zarif-v...

Zarif ve Tastamam: Fazlalıklar

Hayatın ne olduğu üzerine tartışmalara girmeyelim şimdi: Milyonlarca minik neden-sonuç zinciri yeni baştan dizmeyi gerektiren ve herkese dayatması fazla iddialı bir girişim olur bu. Ama hayatı keskin tanımlarla boğmak yerine onu, iki ucu oluşturan tezatların ortasında, dengede kalma “girişimi” olarak görürsek: Eh, belki şimdi ortak bir şeyler söyleyebiliriz.

Terazinin bir ucuna fazlalıkların, fazlalık olmanın yerleştiği yaşama girişimlerinden söz edebiliriz. Bu tarafın mensubu olmak çeşitli motivasyonlar sağlayabilir kişiye; kişi fazlalıklarından kurtulma ya da fazlaca var olma derdine düşebilir. Ancak terazinin bu ucu bir o kadar da değişken ve yönetilmeye müsait uçtur aynı zamanda. Bir sabah uyanıldığında fazlalıklar bir davanın çözülmesi gereken başlıca meselesi ya da bir devletin önemsememek, geçiştirmek için her yolu denediği bir gerçeklik haline gelebilir. Bu noktada hayatın -iddialı olmayan- bir tanımı kime göre ve ne zaman eksiltilmesi gereken bir fazlalık haline geldiğini sorgulamanın ya da bu baskın safların arasında orta yolu bulmanın, sıfır noktasına ulaşmanın bir çabası olamaz mı?

“Fazlalık” olma halinin her zaman politik, güçlü, derinlikli bir estetiği var. Ancak fazlalıkları ortadan kaldırmanın da karşı konulamaz, zarif ve keskin bir estetiği olduğunu söylemek mümkün. İletişim Yayınları’ndan çıkan Fazlalıklar, işte bu tezatın arasında gidip gelirken çarpıcı bir okuma deneyimi sunuyor okura. Sinan Sülün fazlalıkların hikayesini, fazlalıklardan arındırdığı bir dille, ince ince işliyor. Bunu yaparken de cesur ama bir o kadar da mütevazi şekilde, formlar arasında geziniyor.

Üç bölüm olarak kurgulanan Fazlalıklar’ın ilk bölümü “Zarif”. Sülün ilk bölümde, hızlıca unutulan, “silik” fazlalıkların oluşturduğu -doğası gereği- politik katmanı, son derece duru ve sarsıcı bir şekilde anlatısına yediriyor. Fazlalık olmanın sancısıyla boğuşan ve aynı sancıları çekenleri bilinçli olarak unutmak istemeyen, lakin bu gerçeklikle yaşamaya da göğüs geremeyenlerin hikayesini anlatıyor Sülün. Bunu yaparken de anlatı katmanına boyut kazandırmayı da ihmal etmiyor: Bireyin “kendine” eksikliği ve toplumda önemsenmeyen fazlalığı; ölüm ile hayat, hayal ile gerçek, ben ve onlar, -çabucak- unutulanla -daima- hatırlanan arasında bocalıyor.

“Kemal” bölümü ise ağırkanlı bir şekilde şiir formuna bürünerek, artık yapı olarak da “fazlalıklarından” arınarak, fazlalıkların hikayesini anlatmanın yollarını arıyor. Kimi zaman matematiksel düzlemde, kimi zaman soyut bir alemde gidip gelen fazlalık hali; “Hikaye Anlatıcısı” bölümüyle beraber geleneksel anlatımıza, kıssadan hisselerin katmanlı sadeliğine bırakıyor kendini. Bu açıdan Sülün fazlalıkları ardında bırakmış bir “fazlalık” hikayecisi olmayı, hem stil hem de içerik açısından dert ediniyor kendine. Ve tam da bu noktada, -özellikle- postmodernlerin kolayca düşebileceği bir tuzaktan kurtulmayı başarıyor Fazlalıklar: Bir şekilde, -belki de bir büyüyle- doğal kalmayı; ismine meydan okuyarak -ya da alçakgönüllü bir tavır sergileyerek- sıfır noktasına ulaşmayı başarıyor.

Fazlalıkların hikayesini bu şekilde anlatmak, aslında son derece iddialı bir estetik tercih. Zira anlatı kimi yerlerde fazlasıyla “gerçek”, anca fazlalık halini sorgulamadan ve şikayet etmeden tahammül edebileceğimiz kadar “gerçek” olabiliyor. Adeta okurun parmak uçlarını bile değdirmekten korktuğu, donuk, kaskatı bir deniz. Lakin anlatının sakin, zarif tavrı okuru bu fazlalıklar denizine girmeye ve bu denizdeki yerini sorgulamaya teşvik ediyor. Bu açıdan İletişim Yayınları’ndan çıkan Fazlalıklar, iddialı estetiğinin yanı sıra bir o kadar da akıldan çıkmayacak, tastamam bir okuma deneyimi bahşediyor.
Profile Image for Cem Yüksel.
436 reviews66 followers
August 14, 2021
Kimi zaman kurgu, kimi zaman gerçek. Hayat mı hikaye, hikayeler mi hayat? Her hikayede de bir ayna yok mu yüzleşecek ? “İnsan sözcüklerden ölüyor “ diyor Zarif , kitabın ilk bölümünde. Zarif, farkına varılmayanları, bir vesile bir arada olduktan bir süre sonra hatırlanmayanları, “neydi ismi” ile “öyle biri mi vardı” sınırında gidip gelenleri anlatıyor. Aslında bir anlamda herkesin Zarif olduğunu. İnsanların ölünce düşünceye döndüğünü öğrenen Zarif’in isteği, Gılgamış’tan bu yana her ölümlünün dileği değil mi ? “İnsanlar bu dünyada Zarif adında birisinin yaşadığını bilsinler.” Kim hatırlanmış ki? Bunu anlamak için “balığın suyun farkına varması için boğulması” gerektiği gibi, unutulmayı tecrübe etmek mi gerek ?
Sinan Sülün, kitabın diğer hikayelerindeki fazlalıklar ile muhtemelen bir çok insanın hikayesine dokunmuş. Hayata ekside başlayıp “ilk amacı sıfır olabilmek” olanların hikayesi. Bunun için verilen ve zamanın sonunda dönüp bakıldığında , geride bir ortaçağ savaşının akşamüstünde kargaların inip kalktığı yıkık dökük bir savaş meydanı görüntüsü veren bir mücadele. Adına hayat denir mi , bilinmez. Ne de olsa hayat, canlı olmak kökünden gelir. Oysa bu mücadele, canlı kalmaya çalışmak muhtemelen. Ve bir diğer hikayedeki gibi, bu mücadeleler , kişilerin kendi küçük evrenleri , yaşam balonları birbirinden farklı gözükse de, aslında muhtemelen herkesin hikayesi birbirine benzer. Ağaca bakan Dervişin soruya “ Derviş ve ağaç bana baktınız “ cevabındaki gibi. Hikayeler mi biziz, biz mi hikayeleriz?
Okurken , üzerinde düşünülecek bir kitap. Akla geleceklerin bir kısmı ile hikayelerde yüzyüze gelmek mümkün. Belki sadece düşünülüp unutulacak. “Sussak bize dert olacak” diyor hikayede Derviş . Bu düşünceler de öyle . Dert olacak ama herkes de neyzen değil ki üflesin kamışa , o söylesin söyleyeceklerini. Unutmak insana nimet.
Profile Image for sherlotte holmes.
172 reviews9 followers
July 8, 2022
Bazen bir yazarın bir kitabını çok sevince hevesimin coşturduğu heyecanı durduramıyorum ve beklentim çok artıyor. Sonra aynı yazarın sevmediğim bir kitabına denk gelince kalp kırılması gibi bir şey oluyor, adını bilmiyorum bu duygunun... Hiç tanımadığım birine, yazara küsesim geliyor.

Bu kitap sanki bir yerlerden kırpılmış bölümleri küçük bir küreğe toplayıp biriktirmişler gibi kopuk, anlamlı ve anlamsız, tatsız... Adı o yüzeen mi fazlalıklar diye düşündüm kitap boyu... Sevdiğim minik bölümleri oldu ama yetmedi... Sevemedim...
Profile Image for hasenecik.
110 reviews
January 30, 2021
3. bolume kadar kitabi neden aldigimi sorguladim. Ama 3. bolum, basli basina kitap. Umarim bastan sona boyle bir kitap da yazilir.
Profile Image for Acibademist.
86 reviews1 follower
May 11, 2021
Kırlangıç Dönümü ve Karahindiba’dan sonra farklı bir beklentiyle aldım. Onlar kadar sevemedim, tarzı farklı, yazım hataları da dikkatimi dağıttı sanırım.
Profile Image for Sena Dover.
62 reviews
December 10, 2021
Yazdığım yorum nereye gitti anlamadım…
Sinan hocadan bir hikayeleştirme eğitimi almıştım, kitabını da merak edip aldım ama hayal kırıklığı oldu..
İlk hikaye fena değildi, baz yönleriyle biraz Zebercet’i anımsattı Zarif karakteri. İkinci hikaye çok zorlamaydı, içine almadı beni. Üçüncü kısımdaki hikayeler çok alışılagelmiş, özgün olmayan “kıssadan hisse”lerdi - geleneksel öyküye selam falan mıydı artık bilmiyorum ama zevk almadım.
Redaksiyon ve editörlük hiç yapılmamış sanırım, imla hataları okumayı ve ciddiye almayı çok zorlaştırdı.
Özetle tavsiye etmem.
Displaying 1 - 7 of 7 reviews