Bu satırları, “deli” diyerek küçümsediğiniz Sultan İbrahim’in saltanatında yaşayan bir ihtiyara yazıyorum.
Sahip olduğun hüner, insanlara bir lütuf gibi gelecek. Avlayacağı geyiğin ne düşündüğünü anlamaya çalışan bir avcı çalacak kapını mesela. Define sandığının anahtarını yutan bir maymunu ikna etmeni isteyecekler. Kuşlardan uçmanın sırrını öğrenmen için zorlayacaklar seni. Tilkileri kendilerine hoca olarak tutup çakallara savaş açacaklar. Ayılarla raks ederek keyif çatmanın hayalini kuracaklar.
Hiçbirine istediğini verme. Herkesin kendine has bir lisanı olduğunu unutma.
Ey hayvanları konuşturabilen ihtiyar! Şimdi anladın mı beni?
Kuyruklular dile gelirse şayet, kuyruksuzlar susmak zorunda kalacak.
İlk kitabı Büyülü Eşyalar Koleksiyoncusu ile yazarlık macerasına başlayan Peren Ercan, ikinci kitabı Kuyrukname ile yeniden aramızda.
Ben sevgili Peren’in ilk kitabını incelerken yine bol övgülü bir giriş yapmıştım ama şu an o zamanki kelimelerin aynısının onlarca katını kullansam dahi yetmeyeceğini biliyorum. İlk kitabı Büyülü Eşyalar Koleksiyoncusu’yla edebiyat camiasına başarılı bir başlangıç yapmıştı Peren Ercan ama ikinci romanı Kuyrukname bambaşka. Havasını atmak gibi olmasın ama bu muhteşem eserin ilk taslaklarını okuma şerefine erişmiş, kapağı ilk görenlerden biri olmuştum. Tabii o zamandan beri kitabı bütünüyle okumak için heyecan içindeydim, öyle ki o taslaklara bile sayfalar dolusu hayranlığımı belirtiyor ve alıntıları panoma inelemekten geri durmuyordum. Ama bugün bir bütün olarak Kuyrukname’yi inceleyeceğim ayrıca mutluyum!
Kitabın konusunu ve yorumumu yazmadan önce kitabın türü olan fabl'dan size bahsetmek istiyorum. Fabl türü ı ağırlıklı çocuk masallarında karşımıza çıkan insanlara ders vermek amaçlı ağırlıklı olarak hayvanlar, bitkiler veya cansız varlıklar üzerinden anlatılan hikayelerdir. Mevlana'nın mesnevisi veya La Fontaine fabl türünün en çok bilinen eserleridir.
Kitap 6 kısa hikayeden oluşuyor, her hikayede en bir hayvan ve Agop Efendi'i okuyoruz ve tanıyoruz. Hikaye Mısırlı Beşir'in üzerine atılan bir iftira ile hikayemiz başlıyor ve Agop Efendi ile tanışıyoruz. Agop Efendi'nin ilmi ve bununla il neden hayvanları konuşturduğunu, bu ilimi neden öğrendiğini ve hikayelerin sonunda gerçekten hayvanların konuşmasını isteyip istemediğimizi sorguluyoruz. Hikayeler birbiri ile bağımsız değil mutlaka bir ucu diğerine dokunuyor. Ayrıca Yazarın diğer kitabı olan Büyülü Eşyalar Koleksiyoncusu'dan karakter ile karşılaşmak çok hoşuma gitti. Fabl türünü sevenler yazarın akıcı kalemi ile severek okuyacağını düşünüyorum.
Kitapta en sevdiğim karakter Turco Rico oldu ve bir gün karşıma Turco Rico çıksa acaba hangi hayalimi ona verirdim diye düşünmeden edemedim