Suya yazılan’ı su gibi akarcasına okudum, pek çok not aldım, okuyup izleyip dinleyeceklerime dair. Pek çok şey öğrendim bildiğim bestecilere dair, farklı kültürlere dair. Arka planda kah Nazım Oratoryosu kah İstanbul senfonisini kah en favorim Kumru‘yu dinledim. Tamam tamam Kumruyu daha çok dinlemiş olabilirim:) Fazıl Say’ı takdir etmemek mümkün değil. Bu kitabı yaşarken yazması bize onun dilinden onu daha iyi tanımamıza fırsat verirken pek çok konuda tecrübeleri ile bizi bilgilendiriyor, genç müzisyenlere de ışık tutuyor. Bu kitaptan bir kez daha gördüm ki Fazıl Say, müthiş üretken, yaratıcı, çalışkan, savaşçı, özgün, pozitif, iyimser, tutkulu, iyi niyetli, barışçıl, kültürlü, yüksek sesle düşünebilen, yaşadığı pek çok haksızlığa rağmen geleceğe dair hala umutlu. Yılda minimum 120 konserin arasına 85 müthiş eseri nasıl sığdırmış? Kendini güncel tutması- okumaya zaman yaratması da cabası. Okurken utandım vakitsizliğin arkasına sığınarak yeterince üretken olamamaktan. Kendisine hayat düsturu aldığı sözlerden biri Nazım Hikmet’in şiirinden : “sevmek, düşünmek, anlamak”. onun için yaptığını sevmek, bir şeyi anlamak ve üzerine düşünmek. Sevgide, müzikte, hayatta, herşeyde. Kitap okurken yeni bilgiler edinmeyi seviyorum. Bu da öyle oldu. Hem çok beğendiğim ve takdir ettiğim @fazilsay bir sanatçının anılarını, düşüncelerini, hislerini okudum hem de yeni bilgiler ve yeni bakış açıları edindim