“Biz onunla kimsesizliğimizi sırtlarımıza dişledik. Dört duvar arasında her şey olur. Utandırmayın beni. Aman!”
“Çok günlerimiz geçti beraber. Yedik, içtik, güldük, eğlendik, geldik, geçtik. Hayat ne tuhaf. Orda da yaşam akıyor. Burada da. Sen ordasın ben burada. Ama bize benzeyen kimse yok. Uzağında olmak, bir yumağa dolanmak. Dal serçesi. Artık günleri şöyle sayıyorum; sensiz öncesi, senli, senli ertesi, sensizlik öncesi, sensizlik öncesi ertesi, uzun sensizlik. Ve daha ötesi. Var mı ki?”
Esra Erdoğan’dan geniş bir duygu yelpazesine sahip, capcanlı bir ilk kitap. Kısa ve enerjik cümlelerle kurulmuş, incelikli ve derin öykülerin her bir cümlesi, hikâye kişisinin tuzla buz olmuş kalbinin bir parçası. Adeta.
İlklerin günahı olmaz derler, bence ilk kitap için oldukça başarılı. Ha daha da gayret daha da detaylı çalışmalarla Naçizane daha başarılı olacağına inanıyorum yazarın. Severek okudum, yeni bi kalemle tanışmak için şans verebilirsiniz. Türk öykücülerini özellikle son dönemdeki öyküleri takip etmekte fayda var diyor, keyifli okumalar diliyorum.
Kitapta 16 tane öykü var, öyküler 2 ila 7 sayfa arasında. Öyküler kısa ama çok vurucu..
Kitaptaki öyküler o kadar dolu ve yoğun ki, içinizde yazar ne yazdıysa tüm kitaplarını-öykülerini-hepsini okuma ihtiyacı hissediyorsunuz.. o kadar güçlü, harbi ve etkileyici öykülerle karşı karşıyayız.. kadının gücünü her cümlede hissediyor ve doğurganlığın verdiği üretici yoğunluğa karşı şapka çıkarmadan edemiyorsunuz..
Yazarın farklı bir üslubu var. Alışması kolay değil, hele bu hacimde bir eserde tam “galiba anlıyorum” derken kitap bitiveriyor. Bana doksanların edebiyatından adını koyamadığım bir şeyleri anımsattı. Yolu açık olsun.
Nahif bir kitap. Dil titizliği had safhada. Bu, elbette iyi bir şey. Ama fazlası? Bir yerden sonra “oyuna” dönmüyor diyemem açıkçası. O kadar ki öyküler kaybolmuş. Bu bana özellikle doksanlar öykücülüğünde yükselen “öyle bir şey yazayım ki geriye dil kalsın” bakışını anımsattı. Oysa öyküler, anlatının kendi güzel ayrıntılarla bezeli. Sanki anlatıcının biraz “dili sürtçseydi” daha iyi olurdu. Buradaki sürtçme, metaforik biraz da. Yani deneysel bir bakış bu dil özeniyle daha çok bakışırdı.
Tekerleme gibi kelime oyunları ve sembolik anlatımıyla kitapta neredeyse her cümle kendini tekrar tekrar okutuyor. Bir solukta okunup biten ama ara ara yeniden donup kelime oyunlarini hatirlatacak bir kitap.
Kitabın adını ve kapağını çok sevmiştim. Maalesef öyküler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitapta 16 öykü var, günlük hayatın, özellikle de kadınların sıkışmışlığı anlatılıyor, 3-4 tanesi ilgimi çekti. Sembolik ve çok kısa cümlelerle kurulu anlatım beni yordu.
Geleceğin iç acıtan öykü yazarlarından biri olacağından emin olduğum bir yazar Esra Erdoğan ama bu kitapta bir şey eksik , tam diyorsunuz ki evet yakaladı beni sonra bir bakıyorsunuz ki yine kopmuşsunuz o ruh halinden.
Yazarin kelimelerle arasinin iyi oldugu belli ama bazi oykulerin anlatimlari o kadar kapali ve sembolik geldi ki anlamakta zorlandim. Belki de ben kendimi yeterince veremedim, kim bilir...