“Tek bir hakkın olsa, unutmayı mı yoksa hatırlamayı mı seçerdin?”
“Bir hayatım vardı, çıplak biçimde görmek istiyorum onu, hangi gölgelerin geçmişimde gezindiğini, nereden kopup geldiğimi bilmek istiyorum. Rüyanda gördüğün kişinin kim olduğunu bilmiyorsun, düşünsene. Kimi niye özlediğini anlamıyorsun. Kendin değilsin. Hem aslında çıplak olmasan da biliyorsun. En çok unutmak istediğin, en çok hatırladığın olmuyor mu hep? Hatırlamak gerekiyor. Yoksa her şey birbirine benzer. Dünya zaten bir benzerlikten ibaret.”
Unutmak için önce hatırlamak gerekiyor; insan, yaşatılan acıları hatırlamalı ve onlarla yüzleşmeli ki geçmişi geride bırakabilsin... Hivda ve Deniz, Korsakoff sendromlu iki genç. Zorla unutturulan geçmişlerinin, zamanın donduğu o karanlık günden saatin yeniden işlemeye başladığı güne kadar geçen sürenin, bireysel ve toplumsal belleklerinin peşine düşüyorlar.
Gökçer Tahincioğlu, ikinci romanı Kiraz Ağacı’nda yakın tarihimizde açılmış, kapanmayan ağır bir yaranın izlerini sürüyor. Genç yaşta ölenlerin ruhlarını taşıyan kiraz ağacının altında daha adil bir dünya düzeni hayali kuran iki dava insanının, her şeye rağmen tükenmeyen aşkını ve mücadelesini bir belgesel romancı titizliğiyle anlatıyor.
1977 Diyarbakır doğumlu. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalı’nda, “Askeri Darbeler Öncesi ve Sonrası Medya Özgürlüğü” konulu teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1997’de çalışmaya başladığı Milliyet gazetesinde halen Ankara Haber Müdürü olarak görev yapmaktadır. Çağdaş Gazeteciler Derneği İzzet Kezer Fotoğraf Ödülü, Musa Anter Basın Şehitleri Yılın Haberi Ödülü, Abdi İpekçi Yılın Haberi Ödülü, Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Rafet Genç Haber Ödülü sahibidir. İki dönemdir Çağdaş Gazeteciler Derneği yönetim kurulu üyesidir.
Gökçer Tahincioğlu’nun romanları olduğunu bilmiyordum. Yazarın 2021 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü alması, romancı yönünü de tanımamı sağladı. Kiraz Ağacı güzel bir roman olmuş. Haklı saygı duruşlarıyla, gerçek hayatta karşılaşma olasılığı çok yüksek olan insan hikayeleri, acıları ve aşklarıyla, okunası bir roman.
Sürükleyen, merak duygusunu son sayfaya kadar taşıyan, akıcı, duygusal, hüzünlü, sevgi dolu bir hikaye, sıcak bir roman dili.
"Çiçeğin rengi soldu, bitti şarkısı kuşun... Yol tenha, dal mecalsiz, su durgun... Tabut yapılan tahta, ev ev taşınan odun; bahar, ümit yerine; ey kış, içimde korkun..." Ziya Osman Saba
Sırrı kiraz ağacı; ağaç sırdaşı, ağaçla sırdaşlığı ise sırrı bir adam. Kış kendini güneşin ardına saklayıp börtü böceği kandırdığında gidip ağacının kanıp kanmadığına bakar, fısıldardı yapraklarına; yalancı baharın aniden kara kışa dönebileceğini. Hivda; ayın her hâli, aydınlattığı için değil, uzun yollarını bildiği için şarkısını aya söyleyen, sırrını aya fısıldayan kadın. Ay denize vurmuş ışıklarını; dolunay, ayın denize düştüğü en güzel an.
Söylediklerinle duydukları arasındaki mesafe uzaklaştığında başlıyor susmak; kendiyle konuşmak, azını söylemek. Dünyanın durmasını istiyor insan; ölüm huzurlu uyku, hayatı sürdürme mutsuzluğu. Durmak, bir milim bile kıpırdamadan öylece bitmesini dileme hâli.
İnsan en çok unutmak istediğini anımsıyor. Unutma kuyusu... Kırgınlıklar, acı yaşanmışlıklar, ruhuna gerçeği üfleyen ses, hafıza, mahcubiyet, her şeye rağmen tükenmeyen aşk, geçip giden ömür.
Hatırlamak ve unutmak üzerine bir kitap. Tahincioğlu’ndan okuduğum ikinci roman; ilkine- Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm- göre daha çok beğendim. Yakın dönemin acı yaşanmışlıklarıyla bir aşk hikâyesi harmanlanmış. Metnin havasına yakın yazmaya çalıştım yorumumu. Herkese keyifli okumalar.
"Yıldızlı bir gece, ay da vardı; sen gülümseyince yüreğimde bir balık oynadı... Kapıda sen ve tekir kedi; sabah kederle çıkarken evden, bugünden öptüm yarın için seni." Metin Altıok /şiirler kitaptan
Sırlarını verdikleri ağaçtan bir kiraz çiçeği düştü önlerine. "Bazen dünya unutsa da, akıl unutsa da kalp hatırlıyor demek ki. Kalp gerçekten çarptığı hiçbir şeyi unutmuyor." (s. 292)
Bir solukta bitirdim romanı. Gece elime aldım, gün aydınlandığında bitmişti. Ağır bir kalp ve baş ağrısıyla uykuya dalmaya çalıştım sonra. 90’lar sonu hücre tipi cezaevleri projesi etrafında dönen karşıt grupların, ölüm oruçlarının, işkencenin, hapishanelerde mahkumları yakıp da sonra kendilerini yaktılar diye haberini yapanların ve tüm bunların ortasında geçen çok hüzünlü bir aşk hikayesi. Hatırlamak istiyorsanız okuyun, ama hatırlayıp da üzülmek ve öfkeyle dolmak istemiyorsanız elinize almayın romanı.
Gökçer Tahincioğlu'nun okuduğum ve kendisinin de ikinci romanı. Hayata dönüş operasyonlarına, ölüm oruçlarına değinen o yılların politik havasına bizi sokan bir roman. Ölüm orucu sonrası Korsakoff sendromlu iki gencin unutulanları hatırlama çabaları, gerçeğe ulaşma, tekrar kendilerini bulma mücadelesini anlatıyor. Akıcı dili ve duygu yoğunluğunu yansıtmadaki başarısı ile ilk romanını aşmış Gökçer Tahincioğlu. Bir solukta okunmakla birlikte o günleri, yaşanan acıları bilenler için buruk bir tat bırakıyor roman.
Hayata Dönüş Operasyonu'na gönderme yapan bir hikâyede açlık grevi sonrası Korsakoff Sendromu'ndan mustarip Hivda ve Deniz üzerinden hatırlamak ve unutmak kavramları üzerine düşündürüyor. Acı dolu ama nahif bir anlatım.
"Kiraz Ağacı"nı yer yer gözümde yaşlarla okudum. Kağıda dökülenden beterinin yaşandığına eminim. Acının tam anlamıyla yansıtılmasının ve bazı duygularla empati kurmanın pek mümkün olduğuna inanmasam da, olayı yaşayanların iç dünyasına bakmak gibi oldu bu kitabı okumak
Tarihsel olayları yaşamayanlar, şiddete doğrudan maruz kalmayanlar daha kolay unutmaya meyilliyken, bunları bizzat yaşayanların hatırlamak ile unutmak arasındaki gelgitleri, yeniden bir hayat kurma çabaları vurucu. Toplumsal bellek ile kişisel bellek arasındaki mesafe ne uzun.
Hayata dönüş operasyonlarından yola çıkarak kurgusal yazılmış çok güzel bir roman. Vedat Türkali özlemini giderecek bir konusu ve anlatımı var. Solcu gençliğin sancıları Hivda ve Deniz üzerinden anlatılır. Hivda tutkulu bir örgütlü, Deniz ise bağımsız bir gazeteci. İkisinin yaşadığı aşk Hivda'nın İstanbul'daki gizli görevi ile sonlanır. Deniz ve Hivda aynı zamanda göz altına alındığında ağır işkencelere maruz kalan Deniz'in Hivda'yı sattığı düşünülür. İkisi de cezaevinde ölüm orucuna başladığında aslında aşkları da yeniden alevlenir. Sonuç olarak ikisi de ölüm orucundan kurtulur ama hafıza kaybı yaşarlar. Yıllar sonra tekrar bir araya geldiklerinde ikisi de birbirini hatırlamaz ama anlatılan anılar ile aşkları sıfırdan yeniden başlar. Aşk kazanır. 2023'ün en güzel romanlarından birisiydi. 26 Aralık 2023
This entire review has been hidden because of spoilers.
Hafıza, hatırlamak ve unutmak üzerine yeniden düşünmemize sebep olurken, çoğumuzun korsakof sendromunu ilk defa duyduğu, hepimizin unutmayı tercih ettiği dönmelere dair insan manzaraları. Gökçer Tahincioğlu bir yandan unutmak istediğimizi bir dönemi hatorlatırken bir yandan da neden hatrlamayı veya unutmayı tercih ederiz, ya bizi biz yapan şeyleri unutırsak nasıl yaşarız sorularını cevaplamamız için önümüze koyuyor. Gerçekten de köyü anıları unutmak en iyisi mi? Eternal sunshine of spotless mind mümkün mü?
Akıllarımızdan silmeye çalışsak da, binlerce gencimizi yitirsek de güzel ülkemizde böyle bir dönem yaşandı. Gençlerimiz çok acı çekti. Çok haksızlıklara uğradı. Kaç Hivda, kaç Deniz yitti gitti. Mesut gibiler ufak hesaplarla koltuk kapma yarışında kişiliklerini kaybetti. Diğerlerinin haklarını savunmak için hayatlarını kaybedenler de oldu. Kiraz Ağacı’nda tüm bunların yaşandığı bir dönem anlatılmış. Güzel ve akıcı bir dille anlatılmış. Merak ve heyecanla okuyorsunuz.
İyi bir kitap olduğunu biliyordum okumaya başladığımda; okurken hızla bitirmemek için çaba harcamam gerekti, çünkü bu kitapla vedalaşmanın zor olacağını anlamıştım; döne döne tekrar okudum. Okuduğum kitaplar içinde, yakın tarihin en gerçekçi tasvirini Kiraz Ağacı’nın yaptığını söyleyebilirim. Okurken hikayenin içine çekiliyor, karakterlere çok yakından bakıyorsunuz ve iz bırakıyor. İnsan bir kitaba sarılmak ister mi? İster. Nobel de almalıymış; son yıllarda okuduğum en iyi kitap.
Kitapta güçlü karakterler, sarsıcı bir hikaye ve yoğun bir edebiyat keyfi var. İlk sayfadan itibaren okuyucuyu bağlayıp içine çekiyor. Çok başarılı olmuş. Yazarına tebrikler...