Sevdiğiniz için kıskançlığa kapıldığınız oluyor mu? Peki ya, sevdiğiniz için kendinizi gözden çıkardığınız, var gücünüzle fedakarlıklarda bulunduğunuz, kendinizi sorgusuzca uğruna adadığınız, benliğinizden çaldığınız zamanlar var mı? Sevdiğiniz için hep bir şeylere katlandığınız, tahammül etmek zorunda kaldığınız, acı çektiğiniz, çaresiz hissettiğiniz oluyor mu? Böylece giderek sevginin içinde kendiniz olmaktan uzaklaştığınızın farkına varıyor musunuz? Bütün bunlar sevginin mutlak birer parçasıymış gibi geliyorsa size, sevgi sandığınız bir hissin içinde kayboluyorsunuz demektir. Sevgi tahammül etmek değildir, katlanmak, adanmak ve bu yolda benliğinizi gözden çıkarmak da değildir. Sevgi parmak izi kadar özgün ama yarattığı sonuçlar açısından evrensel bir etkidir... Bu uğurda herkesin bilgisi, emeği ve düşünce disiplini kişiye özeldir. Sevgi kendiliğinden değildir, öğrenilendir. Dolayısıyla sevgisizlik de öğrenilmiş bir eylemdir. "Ben sevmeyi seçiyorum" demek elbette etkili ve iyi bir motivasyon sayılabilir ama katiyen yeterli değildir... Sevgi için bilgi, emek, düşünce disiplini ve uygulama çok ama çok gereklidir. Çünkü insan Farabi'nin de dediği gibi bilmediğinin düşmanıdır. Sevgi, inşa edilen bir deneyimdir... Sevgi sandığınız kusurları hayatınızdan çıkardığınızda geriye emeğinizle büyüyen eşsiz bir mutluluk, güven ve huzur hissi kalacaktır.
Popüler bir farkındalık yaratabilir. Fedakarlık, kaybetme korkusu, onay bekleme, başkalarının ne düşündüğünü tahmin etme...Türk toplumuna has genetik kodlarla da aktarılan çok sevme kusuru var. Bu gibi kitaplar hep Engin Gençtan insan olmak, İnsanın anlam Arayışı, Eric From Sevme Sanatı’ndan alıntılar yapıyor. Kolay okunuyor olması, bilginin birçok kişiye ulaşmasını sağlayabilir.
3.5 Othello'yu daha taze taze okumuşken tekrar karşıma çıkması sürpriz oldu :*
alıntılar**
Mutluluk eylemdir. Mutluluk bir etkinliktir. Kendiliğinden oluşan, gelen, giden, doğan, batan, sonra yeniden doğan bir süreç değildir. Hayatında sevgiyi var edebilen insan, mutlu insandır. Mutluluk, ancak sevgiyle mümkündür. Sevgi de emekle, bilgiyle ve öğrenmekle ilgilidir.
O da birilerini ya da bir şeyleri sevebilmek için sevgisine layık olabilecek olanları sevecektir. Onun sözünü dinleyen, fikirlerine karşı çıkmayan, canını sıkmayan, huzurunu bozmayan, onu tatmin eden, eğlendiren, iyi hissettiren, başarı kriterlerine uyan, üzmeyen, sorumluluklarını yerine getiren insanlan sevmeye layık bulacaktır. Sonra bir de bakacaktır ki: "dünyada sevecek insan yok!"
Hayatta kalmak yemeyle, içmeyle, havayla, barınmayla ve uykuyla ilgili olabilir ancak yaşamaya devam etmek duygu bağlarıyla, sevgi köprüleriyle mümkündür. Hayatta kalmakla yaşamaya devam etmek aynı şeyler değildir.
Sevgi zannettiğiniz şeyle, gerçek sevgiyi karıştırıyorsunuzdur. Korkunun olduğu yerde sevgi yoktur. Bu yüzden korktuğunuz şeyle ilgili bilgiye, öğrenmek için emek harcamaya, kendinize zaman ayırmaya ve düşünce disiplininizi yeniden kurgulayıp zihninize yerleştirmeye ihtiyacınız vardır.
Mühim olan yargılarınızda haklı olup olmamanız değil, yargınıza rağmen düşünce şeklinize karar vermeniz. İşte budur emek vermek! İşte budur sevgi. Başkasına şuursuzca emek vermek, saçını süpürge etmek, hayatını gözden çıkarmak, seviyor görünüp birini yok etmek, fedakarlıkta sınır tanımamak sevgi değildir, korku, kaygı ve bağımlılıktır.
Bir insan diğer bir insana aşırı oranda bağımlıysa bu onun kendi varoluş sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmakta olduğunu gösterir. Böyle biri diğer insana muhtaç olduğu oranda ona yönelik düşmanca duygular da taşır. Çünkü varoluşunun sorumluluğunu ve kaderini bir başka insana teslim etmiştir.
Kendimden çok şey bulduğum bir kitap oldu. Kitabın arkasındaki sorulardan bir ya da bir kaçına “evet” cevabı verdiyseniz mutlaka okuyun. Sağlıksız düşüncelerimi bana gösterdi, bundan sonra daha bilinçli hareket edeceğimi düşünüyorum. Ayrıca kitabın okunması çok kolay, sıkmıyor, anlatılmak istenen tam kararında anlatılmış.
Alanla ilgisi olanlar için bildiklerinin tatlı bir tekrarı, ilişkiler ve sevgi üzerine düşünmeye yeni yeni niyet edenler için iyi bir başlangıç kitabı.
Enfes bir özet. Kendindeki bir sevme kusuru ile rastlaşmadan kitabı okuyan varsa... deyip, tam da genelleme yapacaktım ama bundan kaçınmaya başlamak için bir sonraki günü beklememek gereği de, sayfalar arasında bulup, kendime kattıklarımdan biriydi. Kitap bilmediğim bir şeyi söylemedi, kendimde olduğunu fark ettiğim halde kulak arkası yaptığım, sümenin altına sürüdüklerimi, varlıklarını inkar etmek değil ama, artık boşlayamayacağım kadar gözümün önüne getirdi ve bıraktı. Bana bıraktı. Her sevgide olması gereken emeği, kendime karşı sarf etme seçimini bana bırakarak "kendi kendini bitirmeden" içimde sürekli okunacak bir kitabı okumuş olma hissini bana armağan etti bu kitap, evet. Gözüme yer yer çarpan en büyük hata ise, yazım hataları idi. Gelecek basımlarda bu yapılmasın. Lütfen. Ucuz veya basit bir kitap değil ki elimdeki, mazur görmek zorunda hissedeceğim nitelikte ve bu kadar olmaması gereken basitlikteki bu kusur'u görmezden gelen bir okuyucu gibi davranmak zorunda bırakılayım? Sevgili Basımevi, lütfen azıcık daha özen...
Önyargıları yıkmak için bir rehber hem de bilinen konuları pekiştirici mahiyette bir kitap olmuş. Olaylar üzerinden örnek vererek konular irdelendiği için akıcı ve merak uyandırıcı, kavraması daha kolay.
Sevgi kusurlarını birçok açıdan ele almış yazar; aşırı genelleme, olayları kişiselleştirme, bağımlılık, tahmincilik, kaybetme korkusu, sevgi ve onay bağımlılığı, kıskançlık gibi konular üzerinden sevme kusurlarını incelemiş.
Victor E. Frankl, Erich Fromm’dan ve Engin Geçtan’dan alıntılara sıklıkla yer verilmiş. Bu kısımları beğendim.
Test kısımlarını ise çok beğenmedim, o kısımlar biraz sığ kitaptaki diğer bölümlere nazaran kalmış.
Kitabın ana fikri ise bana göre; Farabi'nin de dediği gibi bilmediğinin düşmanıdır. Sevgi, inşa edilen bir deneyimdir.
Bu kitap aslında Erich Fromm’um Sevme Sanatı’na çok benziyor lakin anlatmak istediklerini farklı yollarla anlatmışlar. Fromm, sevmenin bir sanat olduğunu ve sevginin neler içerdiğini anlatırken Sevme Kusurları, sevginin neyi içermediğini anlatmaya çalışıyor bize. Ne yazık ki ben bu kitabı Sevme Sanatı kadar başarılı ve işe yarar bulamadım. Yine de okunabilir mi, başlangıç kitabı olması açısından okunabilir ama benim için çok sığ kaldı.
Naçizane tavsiyem olarak psikoloji alanında kitap okumak istiyorsanız ve sizi çok zorlamasın istiyorsanız bu kitap yerine Sevme Sanatı’nı ve İyi Hissetmek’i öneririm.
Yeni bir şey öne sürmüyor olmakla beraber kendimde fark etsem bile üstüne düşmediğim, yeri geldiğinde her türlü ilişkime ve bana negatif etkisi olmuş olabilecek bazı tavır ve düşünme şekillerimi yeniden değerlendirmeme sebep olmasını sevdiğim bir kitap. Ancak anlatımını biraz yüzeysel buldum, bazı başlıklar derinleştirilebilirdi.
Okuduğum birçok yerde kendimi bulup sorguladım. Farkında olmadan yaptığım hataları gördüğüm. En önemlisi de sevginin aslında bizim bilmediğimiz bir duygu olduğunu n farkına vardım. Umarım hayatımda uygulayabilirim.
Sevme eyleminin tanımını yapmak zor, çünkü bu her insanda farklılık gösteriyor. Fakat yine de emek, düşünce disiplini ve uygulama olmadan sevme mümkün olmuyor. Bağımlılık, sevmek değildir. Kitapta sevme eylemi örnek olaylar üzerinden anlatılıyor.
Örnek hikayedeki Nilgün fazlasıyla sıktı içimi. İyi ki benim arkadaşım değil, sıkı hırpalardım. 😅 Kitaptan genel olarak beklediğimi alamadım ama ana fikri anladım. Sanırım ben yavaş yavaş olmaya başlıyorum. 😊
Pek türkce kitab okumadigim halde bu kitabi cok iyi anladim. Yazarın net ve iyi bir yazım tarzı var. Cok kolay anlasilcak bir sekilde yazmis. Verdigi misaller de hosuma gitti.
“Sevgi kendiliğinden değildir, öğrenilendir. Dolayısıyla sevgisizlik de öğrenilmiş bir eylemdir.” (10)
“Sevgi, inşa edilen bir deneyimdir.” (10)
“Sevginin bilgi, emek ve düşünce disiplini olduğunu…” (10)
“Düşünüş ve biliş sistemini değiştirerek sevgiyi inşa etmek, mutsuzluğu ve depresyonu sonlandırmak…” (12)
“…insancıl sancı…” (17)
“Birbirlerini sevmeyi henüz öğrenmemiş olduklarını nasıl anlıyoruz? Tabii ki Âdem’in Havva’yı savunacağı yerde suçu onun üzerine atmasıyla…” (18)
“19. yüzyıldan bu yana evrensel olarak insanın bireyselliği üzerinde anlam aranıyor olsa da, insan sosyallikle anlam bulan bir canlıdır.” (21)
“Anlam istemi üzerine inşa edilmiş varoluşçu terapi yöntemlerinden biri sayılan ve yaşamın en kötü koşullarda bile potansiyel olarak var olduğunu temel alan “logoterapi”nin kurucusu Viktor E. Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabında da değindiği gibi, kimse kimseye hayatın anlamının ne olduğunu tarif edemez. Hayatın anlamı kişiden kişiye farklılık gösterir ve herkes kendi hayatının anlamını oluşturmak ya da bulmak yolunda kendine karşı sorumludur.” (23)
“Kin beslemek, zarar vermek, düşmanlık etmek, intikam almak insan bilincinin hayatta kalmak için sahip olduğu doğal refleksler değildir. Zaman içinde besleyip geliştirdiği bir düşünce bozukluğudur.” (26)
“Çünkü insan beyni örüntülerle çalışır. İlkel beyin, hayatta kalmak için bütün verileri depolar.” (42)
“Nilgün’ün zihinsel olarak sahip olduğu örüntülerden dolayı bir yargıya varması yanlış değil, ortada bir “savaş ya da kaç” tehdidi olmadığını fark ettiği halde bu yargıyı sürdürmeye devam etmesi kusur.” (43)
“Yargılamanın perde arkasında her zaman bir suçlama ve cezalandırma isteği vardır.” (48)
“Çünkü hatalı bile olsa düşünceler, hislere yol açar, hisler zihni ikna eder, zihin ikna olduğunda davranış ve tutum da değişir. …Reaksiyonların sonuç yarattığını düşünürsek, hatalı reaksiyonların yol açtığı sonuçlar, yersiz olur.” (66)
“Her tepki ya da tepkisizlik kişiseldir, kişiye özeldir, karşı tarafla ilgili değildir ve olamaz.” (72)
“Sizinle ilgili bile olsa başkalarının düşüncelerini, hislerini ve tepkilerini kontrol etme imkânınız yok. … Sadece kendi düşüncelerinizi, hislerinizi ve tepkilerinizi eğitme yetisine sahipsiniz.” (74)
“Kusur imzadır.“ (85)
Cımbızlama “…cımbızlamaya odaklı bir zihin, olumlu olan her şeyi bir rastlantıya bağlar. … Olumlu olanı yok saymak, hükümsüz kılmak bir kusurdur. Sevme becerisinin önündeki engellerdendir.” (124)
“Sevgi bağımlılığı bir noktada fedakârlığı da beraberinde getirecektir. Kendini feda ederek, hem başkalarının nazarında hem de kendi içdünyasında kişinin “sevgi” ihtiyacını onaylama arzusudur fedakârlık.” (157)
“Yaptırım” özgürlüğü kısıtlamaktır. Üstelik kendi özgürlüğünü kısıtlamaktır.” (161)
“Kendini veya başkalarını suçlamak; dağlardan çağlayıp gelen ve kendine yeni yollar açarak ilerleyen bir nehri, kendi etrafında dönüp duran hırçın bir girdaba dönüştürmekten farksızdır.“ (163)
“Kendinizi ve başkalarını sürekli suçlamaya devam ettiğiniz sürece olanı olduğu [gibi] görüp değerlendirme becerinizi de yitirirsiniz. O noktada gerçeklik algınız kaybolur.” (164)
“…sevgide yok etmek söz konusu bile olamaz, sadece var etmek ve yaşatmak vardır. Gerekirse kendinden uzakta, başka bir özgürlük alanında yaşamasına izin vermek,…” (170)
Sevme Kusurları Aşırı Genelleme ve Yargılama Kişiselleştirme Bağımlılık Tahmincilik Oyunu Cımbızlama Kaybetme Korkusu Sevgi ve Onay Bağımlılığı Yaptırımlı Düşünce Kendini veya Başkalarını Suçlamak Kıskançlık Sevgi Zannedilen Arzu
Kitabın neden bir yazarı/derleyeni yok anlayamadım. Bazı alıntıların sahibi de yok. Daha profesyonel psikolojik yardım kitaplarının yanında biraz yüzeysel kalıyor. Sevgi hakkında önemli bazı noktaları yakalıyor ama verdiği örnekler gerçek hayatı tam yakalayamıyor. Nilgün ve Serdar arkadaşlığında da Serdar’ın konuşmaları fazlasıyla idealist. Sağlıklı iletişimde ne söylenmesi gerekiyorsa onu söyletmişler. Karşı tarafın hiç anlamaması garip duruyor bu yüzden. Başka meşhur kitaplardan alıntılar vermesi bilgilendirici, daha fazla okumak isteyene yardımcı olur. Testler genel olarak iyi fakat verilen durumlara nasıl tepki verileceği yaşanana kadar tam olarak bilinemez. Gerçek tecrübe doğal ortamında farklı olur.
Virgül kullanımı hataları ve yazım yanlışları göze çarpıyor. Sürekli üç nokta kullanımı da bir kişisel gelişim kitabı için anlamsız ve yersiz oluyor. Paragraf bölünmeleri de doğru durmuyor.
“Biri asalak, diğeri fazlasıyla verici.” (99) Bu cümlede “asalak” kaba durmuyor mu? Yerine fazlasıyla alıcı denmesi daha iyi olmaz mıydı?