Tomas Sedlacek, Descartes ile matematik ve mekaniğin , aklın ve akılcılığın ve hatta gerçeğin simgesi haline geldiklerini söylüyor. Toplum modelleri, ekonomi matematik ile kurgulanıyor derken, Heidegger'in "şiirde ikamet eden insanı" yerine matematikte ikamet eden insanın geldiğini söylüyor. Belki matematikten ziyade mekanik ve rasyonel bakışın, duyguları bastırıp, aklın kalbe baskın geldiğini söylemek daha anlaşılır. Ancak tekrar tekrar tecrübe edilen duyguların , sertleşip rasyonel kalıplar hatta değişmez dogma Ve inançlara dönüştüğü düşüncesini masaya koyunca , konu tam sohbetlik hale dönüyor. Bu masada , şairlerin tarafında muhtemelen Cemal Süreya oturup, aslında aklın nasıl da duygunun , isteğin esiri olduğunu kendi diliyle anlatırdı. Ne de olsa , istasyonda tren olsa da biraz ,o bazen istasyonu bulamayan adamdı. Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koyan , yıldızları kaldırıma döken. Belki de insan olarak asıl özümüz olan duygularımız "Sizin hiç babanız öldü mü , benim bir kere öldü kör oldum" dediğinde beraber ölüp gitmiş, bizi de hayata ve gerçeğe kör etmişti. Her ne ise de , bazen şiir okuyup oradaki ikametgaha dönmekte, bir nefes almakta fayda var . Belki de onun dediği gibi hepimiz sadece birer resimiz. O zaman bu telaş niye?
(Üvercinka 1958 basımlı ilk kitabı Ve yukarıdaki iliştirmeler , kitaptaki şiirlerden ilhamlı. )