O zamanlar Bulgaristan’a ülkem derdim. Memleketim, vatanım, evim, yuvam… Ondan başkasını bilmezdim. Oradan kaçmak, gitmek, başka bir yer edinmek gibi arzularım yoktu. Yalandan değil, hakikaten severdim Bulgaristan’ı. O da beni, bizi sevsin isterdim. Ülkem için, ülkemin çocukları için öğretmenlik yapmaya hazır, hevesli ve gönüllüydüm. Başka bir ülkenin, başka bir şehrin hayalini kurmuyordum. Ama bir şeyler yolunda gitmedi. Bulgaristan, senelerce nefretle beslenmiş gibi, bozuk bir yemek yemiş gibi bizi içinden kusarak çıkardı.
Bulgaristan Türkleri, 1980’lerde uygulanan Soya Dönüş Süreci’yle büyük bir zulmün içine çekilirler. İnançları, dilleri ve isimleri alınan insanlar, zorlu köy yaşamında hayatta kalmanın yollarını da aramaktan vazgeçerler.
İki dil ve iki kültür arasında kendine yer arayan Gül, tütün kırmaktan elleri katran karası olan köylülerinin kaderini yaşamayı reddeder. Öğretmen olup köyündeki çocuklara Bulgarca öğretmek için yola çıkarken her şeyi bıraktığı gibi bulacağını ümit eder. Ancak döndüğünde elleriyle toparlamaya çalıştığı hiçbir şey yerinde durmaz, köylerinin yerle bir edilmesi gibi zihnindekiler de darmadağın olup gider. Ne imkânsız aşkı ne köyü; bir tek adı kalır aklında.
15.10.1991 tarihinde Bulgaristan’ın Kırcaali şehrinde doğdu. 1995 yılında Türkiye’ye gelerek İzmir’e yerleşti. İlk ve orta öğrenimimi İzmir’de tamamladı. Lisans öğrenimini 2009-2013 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Bugün itibariyle İzmir Barosu’na kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmakta ve halen İzmir’de yaşamaktadır.
Ayşe Şen, 2019 yılında AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog Programı desteğiyle "Birlikteki Çeşitlilik: Tuna Dalgalarında Kültürlerarası Diyalog" projesi kapsamında düzenlenen öykü yarışmasına “Çıplak Ayaklar” adlı öyküsüyle katılmış ve eser "Tuna Nehrine Öyküler" isimli antolojide yer almıştır. 2020 yılında Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması’nda "Tatlısu Balığı" isimli öyküsü üçüncü olmuştur. Yazarın çeşitli dergilerde yazıları yayımlanmaya devam etmektedir.
Yazarın ilk romanı olan "Benim Adım Gül", The Kitap Yayınları tarafından Eylül 2020'de yayımlanmıştır.
Ayşe Şen yakinen tanışma fırsatı bulduğum ruhunun güzelliği kalemine vuran bir yazar. İlk kitabını okurken duyduğum heyecan, ortak hayallerimize varan bir yolculuğun mihenk taşlarından biriydi. Gelecekte sıkça karşımıza çıkacağına inandığım yazarımızla tanışmak için Masa dergisindeki öykülerine de bakabilirsiniz dedikten sonra kitaba dair hissettiklerime geçmek istiyorum.
Kurgusu katmanlı, dili kendine has bu kitap zamanda geriye dönütlerle bizlere sunuluyor. Anlatıcı birinci gözün yanı sıra şekil değiştirip dış bir gözle de olayları aktarıyor. Bu sayede yaşananlara farklı perspektiften bakma şansını buluyoruz. Kitap toplamda 482 sayfa lakin akışı öyle bir ritme sahip ki iki günde bitirdim. Ana karakterimiz Gül’ün yaşamından bizlere sunduğu anılar kimi zaman göğe ulaşmaya çalışan bir kelebeğin neşesindeyken, bazı anlarda gerçekliğin acımasızlığıyla duvara çarpıyorsunuz.
Yaşananların haber kupürlerinden veyahut tarih kitaplarından farklı olduğunu ilk elden okuduğunuzda dünyanın rengi değişiyor. Nasıl değişmez ki? Duyduklarımızı yaşatacak nitelikte bu kurgu yüreğinize birçok çentik açıyor. Vatan neresidir? Dilimiz, dinimiz, kimliğimiz bizi ne kadar tanımlar ve bundan neden korkulur? Korku neler yaptırır? Bir bebeğin bedenine kurşun nasıl değer? İşte bu kitap adıyla bunların hepsine bir yakarış sunuyor.
Nayko ve Gül arasındaki aşkın gerçeklikle aşık atacak güzellikte oluşuna yapılan kıyımları okurken hissettikleriniz denk oluyor. Uzun vadede gerçekleştirilmeye çalışılan soya dönüş hareketinin sonuçlarının bir milleti nasıl arafta bıraktığını bilmezdim. Bunca çileyi okurken allak bullak olmamak imkansızdı. Dünya dönmeye devam etse de eksilerek yaşıyoruz. İnsanlık yaşamı, gücün çıkar çatışmasına girdiği her anda farklı kisvelere bürünüp siyasi akım ve ideolojileri kullanarak tüketiyor. Her ülke kendi penceresinden geçmişi şekillendiriyor.
Yazarsa tarihi bir roman yazarken tarafsızlığını olanca korumuştu. Aslen devletlere, ideolojik akımlara ve uygulamalara, dünyaya dair sunulan fikirlerin objektif kalması zor bir yaklaşım. Fakat kitabın kendine has çok yönlü düşünme hali ve karakterlerin üzerinden aktarımıydı beni tatmin eden nokta. Misal Gül’ün Bulgar arkadaşları Toni, Daniela ve Nayden aslında mevcut durumu farklı hislerle karşılamaktaydı. Toni uygulanan siyaseti destekler, milliyetçi fikirlere sahipti ve sıkça Gül’ün üzerine gitmekteydi. Daniela duruma karşı daha nötr bir yaklaşımdaydı. Ötekileştirmemekle birlikte tepki vermek gibi bir gayesi de yoktu. Nayko ise ailesi sebebiyle aslında uygulanan siyasetin kaçınılmaz bir destekçisi olması beklenirken yaşananlara en objektif bakan karakterdi bana kalırsa. Bir yerden sonra sessiz kalamayarak görevden ayrılışı onun konumundaki biri için verilebilecek zor bir karardı.
Bu evreni güzel kılan bir diğer detaysa yazarın betimleyişiyle kafanızda kurulan düzen. Şehrin dokusunu sizi o sokaklarda yürütürcesine çiziyor. Umuyorum bir gün yolum düşer de ıhlamur kokuları eşliğinde gezebilirim. Aynı şekilde tütünün karasını ve köye has dokuyu da buluyorsunuz. Gül’ün mücadele şekli, var olma çabası etrafındakiler değişse de hep okurla birlikte.
Kitaba dair ilave bilgi paylaşmak istemesem de şaşırtıcı sonu için de ayrıca bir tebrik sunmak gerekiyor. Yazarımız okurun yonttuğunca bir kurgu sunuyor bizlere. Yazdıklarına dair konuşabileceğim biri olması sebebiyle ben ekstra şanslı kesimdenim. Fakat en başta belirttiğim üzere samimi kalemi sayesinde herhangi bir okur da kendisiyle tanışma şansına sahip olacaktır. Kuvvetle muhtemel yakın zamanda hem Ayşe Şen’i hem de Benim Adım Gül’ü çokça duyacağız.
Bulgaristan'da Komünist Parti lideri Jivkov'un önderliğinde gerçekleşen soya dönüş/yeniden doğuş projesi odağında ilerliyor. Türk bir öğrencinin Tırnova'da aşkı bulması, yaşadığı kimlik mücadeleleri ve devlet politikalarının sıradan hayatları nasıl birer kabusa çevirdiğini anlatıyor. İnsanın isminin ne kadar önemli, bir toplulukta azınlık olmanın ne demek olduğunu gösteriyor bize. Belli bir yerden sonra okumak çok güçleşiyor. Yer yer ara vermek istediğim oldu ama elimden bırakmak istemedim.