Selçuk Uygur'un bu çalışması, Türkiye'de İkinci Dünya Savaşı tarihine ilişkin yapılan özgün çalışmalar kapsamında önemli bir yer tutuyor ve kuşkusuz tutacak. Türkiye, girmemiş olduğu bu büyük savaşın, tarihini nasıl yönlendirdiğini ve aslında yazgısında ne büyük yer kapladığını bilmediği, öğrenmeye de hiç istekli olmadığı için o yıllar Türkiye'de az kişice çalışılıyor, biliniyor. Son yıllarda Selçuk Uygur'un yaptığı çeviri çalışmaları özellikle gençliğini Call of Duty ve Battlefield oynayarak geçirmiş yeni kuşakların döneme bilimsel bir ilgi duymasında etkili.
Kitabın kendisi, kapsam bakımından görece dar. Kuramsal anlatımı sınırlı. Eğer bilmiyorsanız, bu kitabı okuduktan sonra dönemin genel tarihsel koşullarını, konunun pek çok boyutunda etkili kavramları, olay ve olguları öğrenmiş olmayacaksınız. Kitabın böyle bir amacı da yok.
Kitap, varoluş amacını başarıyla yerine getiriyor. Devrik faşist önder Mussolini'nin Gran Sasso'dan Alman askerlerince kurtarılmasını öncesi ve sonrasıyla birlikte ayrıntılı olarak anlatıyor. Bunu yaparken hem SS'in, hem Abwehr'in, hem İtalyan orunlarının işleyişine ilişkin bilgiler veriyor. Otto Skorzeny'den ayrıntılı olarak söz ediyor. Akıcı ve özenerek hazırlanmış bir eylem raporu gibi okunabilir.
Övülecek niteliklerine karşın, kitabı beklediğimden az beğendim. Yukarıda saydıklarıma ek olarak ilginç bulduğum bir nokta, Selçuk Uygur'un -sosyal medyada yazdıklarından da görülebileceği üzere- kullandığı dil. Nereden baksanız 30-31 yaşında birinin Arapça-Farsça sözcüklere verdiği ağırlık dikkat çekici. Bu kuşkusuz Türk tarihçiliğinin sorunlarından biri, nasıl ki Türk tarihçiliğinin en akıllı insanları sayılan Halil İnalcık ve İlber Ortaylı gibi insanların dediklerini anlamakta güçlük çekiyorsanız, tarihle ilgilenen gençler de bunun geçerli bir yazma ve konuşma biçimi olduğunu sanıyor. Tabii, tam olarak bu nedenle bazı okurlar Uygur'un dilini ustalıklı bulabilirler.
Uygur'un çeviri alışkanlığından ileri geldiğine inandığım yazım tarzını da belirli yerlerde çok karmaşık buldum. Tümcede söylenen her şey açık, aslında anlaşılabilir, ancak öyle yazılmış ki dönüp birkaç kez okumak gereksinimi doğuyor. Bunları belki de çeviriye alışkın bir yazarın ilk kez kendi yapıtını ortaya koymasına bağlamak gerekiyor, bilemiyorum.
Kitabın özenli bir çalışma sonucu yayınlandığı açık. Buna karşın bir-iki yerde tarih, sözcük ve harf hataları var, örneğin 25 Temmuz'dan 25 Eylül olarak söz edilmesi gibi. Bunlar sonraki baskılarda düzeltilecektir sanıyorum.
Kısaca, Uygur'un yaptığı iş önemli ve değerli. İkinci Dünya Savaşı'nın askeri tarihine, özellikle de özel harekat tarihine ilgili insanlar kitabı kaçırmayacaktır. Dönemi ve alanı daha çok kişinin daha kapsamlı, türlü yönelimlerle çalışması gerekiyor. Bu nedenle bu tür çalışmalar var olan değerlerine ek olarak bir de öncülükten değer kazanıyor.