Hayaller Sancağının Kuru Sarhoşları: Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler, kimileri için bela olan, kimileri içinse başka dünyaların kapılarını aralayan eşsiz bir sırrın Anadolu’daki ilginç serüvenini ele alıyor. Esrarın, yarattığı “kuru” sarhoşluk karşısında tahtından olmak istemeyen “sulu” sarhoşluğun müsebbibi şarapla kavgasını, Tanrı’ya dolaysız yoldan ulaşmayı arzulayan dervişler elinde ayinlerin değişmez bir parçası haline gelişini kendine konu ediyor. Toplumun her kesiminden kişiler arasına sokularak hekimler elinde ilaçken, sokaklarda akla düşman bir zehre, şairler ve edipler elinde vazgeçilmez edibi bir motife, fırsatçılar gözünde gelire nasıl dönüştüğünü ve idarenin bunu önlemeye yönelik sarf ettiği binbir türlü çabayı, tüm serüveniyle, detaylı, incelikli ve eğlenceli bir anlatımla okura sunuyor. “Bugün adı anıldığında çoğunlukla ahlâki ve yasadışı çağrışımlar uyandıran esrar, son birkaç yüzyılın deney tüplerinde yaratılan tehlikeli yapay hazlarından efsanelerle örülü benzersiz geçmişiyle ayrılır. Sınırlandırılması güç tarihi, elden ele değişen birbiriyle çelişkili sayısız rolle doludur. Yarattığı bugün dahi merak konusu hallerle [esrar], kiminde korkakların cesaret, kederlilerin neşe, iktidarsızların şehvet, hayalgücü yoksunlarının ilham kaynağı; kiminde uyumsuzların direniş, avarelerin avuntu, manevi kasları zayıfların esrime aracı; kiminde ise düpedüz beladır.”
Ankara’da doğdu. Ege Üniversitesi’nde tarih öğrenimi gördükten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi’nde başladığı “Osmanlılarda esrar” konulu tezini Anadolu Üniversitesi’nde tamamlayarak yüksek lisans derecesi aldı. Halen aynı üniversitenin tarih bölümünde Osmanlı dönemi toplumsal hayat alanında doktora ve diğer çalışmalarına devam etmektedir.
Başlangıcı etkili olsa da bir yerden sonra uyuşturucunun kötülüklerine bağlıyor kitap. Bu konuda bir tutum belirlemiş olması akademik bir araştırmaya yakışmıyor bence.
Akademik olmasına rağmen su gibi akan bir kitap. Bengü Bade okumasına bayıldım. Edebiyatta bunu hep Şah İsmal vs Yavuz Sultan olarak okuduğumuz için bana aşırı keyif verdi.
İnsanları AKADEMİK bir kitap dahi olsa uyuşturucu güzellemesi yapılmayacağını akıl edemeyişi ne acı hem de güzellemesi, akademik olmasa da yapılmyacak bir şeyin… neden bu tarz yorumlar yapılmış akıl alacak gibi değil
Neyse, su gibi akan bir çalışma olmuş sadece Osmanlıca Türkçesi beyitlerin, günümüz Türkçesi ile de yazılmasını isterdim.
Başarılı bulduğum bir yüksek lisans tezi. Hatırlayacaklarım: Sümerler ve Asurluların esrara "keder otu" ve "ruhu çalan hırsız" denmesi Çinde "ilahi yol gösterici" ve "elem dindirici" olarak adlandırılması bong un beng den geliyor olabilecek olması Esrarın Anadoluya Sufiler yoluyla yayılışı Kaygusuz Abdal ın nefeslerinde esrar yemenin geçmesi Galata Mevlevihanesindeki esrar mahlası alan "Esrar Dede" sadece bedenleri uyutmak değil "hiçliğe sığınmak", gözleri perdeleyen duygulardan kaçış munchies e cilalama denmesi bunun sığır ya da ördek gibi her bulduğu b... yeme durumuna benzetilmesi kendini delik deşik eden esrarkeş hippiler
Hem Osmanlı tarihine meraklı biri olarak hem de zaman zaman esrar kullanan biri olarak kitabı görür görmez okurken buldum kendimi ve son zamanlarda bir çırpıda okuduğum akademik bir kitap olarak rafımda değerli bir yer işgal etti.
Güzel ve emek verilmiş araştırmalardan, sade, anlaşılır ve tatmin edici dilden bahsetmeye gerek olmadığı düşüncesindeyim. Bu nedenle eleştirmek istediğim bir kaç noktaya değinerek bu konuya ve tarihe meraklı olanlara, kitabı kesinlikle okumalarını tavsiye ediyorum.
Aklımda hep soru işaretleri kalan kısımlara birer cümle ayrılmış, yeterli açıklama getirilmemiş. Yazarın da aslında bir cümle ile değinmiş olduğu bitki biliminin ilerlememiş olması, kullanılan kenevir cinsinin hakkında detaylı bilgilerin sunulmamış olması konuya hep bir sis perdesinin arkasında bakmamıza sebebiyet vermiş. Bunun yanında, esrarkeşlerin bu maddeleri kullanım sıklığı da bir kaç istisna dışında net bir şekilde belirtilmemiş. Kenevir cinsi ve kullanım sıklığı tam olarak yansıtılmadığı için kitabın geneli, genel bir okuyucuya "bakın esrar içmek hayatını bitirir, esrar kullanmak akıllı adam işi değildir, sakın bu yola düşmeyin" mesajı vermiş olmakla birlikte , kenevire olan negatif bakış açısını her sayfada hissettirmiş. Yazar, bir tarihçinin olması gerektiği gibi, tarafsız bölgede kalmak isterken, kaynaklarda atıfta bulunduğu şahıslar zamanın elit kesimleri, bürokratları ve devlete yakın kimseler olduğundan esrara olan negatif bakış açıları bir şekilde kitaba yansımış.
Burada esrarın olumlu veya olumsuz taraflarından bahsederek zaman kaybetmeyeceğim, bununla ilgili tonlarca makale , araştırma, belgesel vb. bulabilrsiniz. Kısaca demek istediğim, kitabın bazı kısımlarında yazarın yaptığı gibi , Osmanlı'da esrarın ve esrarkeşlerin durumunu günümüz ile kıyaslamak başlı başına büyük bir hatadır ve bir çok kesimin kafasında yanlış anlaşılmalara ve tek yönlü bakış açılarına neden olabilir. İyi okumalar.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Müptelalara Selam: “Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler”
Esrar, bir popüler kültür unsuru olarak yükseliyor diyemeyeceğiz elbette, zira insanlık tarihinin -çok- uzun bir süresi boyunca kendisi pek de düşüşe geçmedi. Her sosyal statüde yer edinip, o statü içerisinde yeni kültürel kodlar belirleyebilen bu yeşilliğin, haliyle çok uzun, tabiri caizse bir o kadar da “kafa açan” bir hikâyesi var.
Eh, geçmişimiz de bu hikâyelerden nasibini almış durumda elbet! Yıllar yılı “köprü” görevi görmekten ziyadesiyle mesut olduğu addedilen coğrafyamızın esrardan nasibini almadığını düşünmek eksik ve mantıksız olur. Peki esrarın macerasını “arkadaşının arkadaşından” dinlemek yerine, hikâyeyi Osmanlı’dan başlatmak; esrara ve kuru sarhoşlara akademik bir perspektifle yaklaşmak nasıl olur?
İletişim Yayınları’ndan çıkan Hayaller Sancağının Kuru Sarhoşları: Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler, tam da bu sorunun cevabı niteliğinde bir çalışma. Onur Gezen Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler boyunca esrarın Anadolu’daki “sırrı”nın peşinden giderken aynı zamanda sarayların en aydınlık salonlarından sokakların karanlık köşe başlarına, sembolik “kahvehane”lerden spiritüel kültürünün önemli kolonlarını oluşturan tekkelere, son derece ilginç ve nadir rastlanır bir Osmanlı panoraması oluşturuyor.
Gezer, son derece eğlenceli ve ayrıntılı bir anlatımla, ilk olarak esrarın “masum” ve “şifacı” tıbbi varoluşundan yola çıkıyor. Şifadan zevke uzanan bu yolculukta kimi zaman yeni kapılar aralarken kimi zaman da gerek akademide gerekse genel kültürde sıkça karşımıza çıkan şeyleri “esrar” cephesinden, yeniden anlamlandırıyor.
Çalışmanın en ilginç duraklarından biri şüphesiz ki, Fuzuli’nin Beng-ü Bade’sine yeniden, farklı bir bakış. Özellikle Türk Dili ve Edebiyatı öğreniminde bu mesnevinin salt alegorik anlamı ve yazıldığı dönemin siyasi atmosferine dair ipuçları için didik didik edilmesi, alışılmış bir akademik süreç. Ancak bu açılardan sıkça irdelenen eserde esrarın, yalnızca ve yalnızca “esrar” olarak bir analize konu olması, -geç kalmış da olsa- edebiyat öğrencileri ve doğal okur için yeni bir bakış açısı bahşediyor. Zira tüm bunların yanı sıra uzun bir eğitim dönemi ya da sadece merak, kuru sarhoşlardan ziyade şarapla mest olmuş sulu sarhoşların peşinden gitmeyi gerektiriyor ister istemez. Bu noktada Gezer, Osmanlı dönemi boyunca esrarı konu edinen edebi formları da çalışmasına dahil ederek sosyal bilim öğrencileri için yeni araştırma kapılarını aralıyor.
Gezer’in çalışma içindeki yönelimi aslında Doğu Edebiyatı ile Batı Edebiyatı arasında, esrarın oluşturduğu kültürel, düşünsel ve estetik motivasyonu da karşılaştırma imkânı yaratıyor. Bu karşılaştırmayı yapmak dünden kalan kültürel hazineye ve bugünün kuru sarhoşlarına sosyal ve politik bir zemin kazandırıyor.
Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler böylesine etraflı ve zor bir işin altına girerken “yüksek zihin”leri, dini, lokasyonları ve ritüelleri de es geçmiyor elbette. Hazza ulaşmak adına durmadan kendini revize eden “mühendislik harikası” donanımları, içinde mükemmelen işleyen sistemi bir “sır” gibi saklayan paravan mekânları bugünle karşılaştırmak çok farklı bir deneyim haline geliyor. Bu deneyim sayesinde esrar ve esrarkeş adı ağza kolayca alınabilir, üzerine düşünülebilir bir şey haline geliyor ki bu son derece önemli; çünkü söz yoldan çıkaracak kadar haz veren şeylere geldiğinde literatür neredeyse komik bir kamu spotuna dönüşmekte gecikmiyor.
Dolayısıyla okur için bu farklı bakış açısı, özellikle güncel sanat ve popüler kültürün kıssadan hisse esrarkeş stereotipini sahici bulmayarak bir kenara ittiği günümüzde daha da mühim bir anlam kazanıyor. Gezer’in renkli ve ayrıntılı çalışması boyunca amaçladığı bu ve amacına ulaştığı gönül rahatlığıyla söylenebilir.
İletişim Yayınları’ndan çıkan Hayaller Sancağının Kuru Sarhoşları: Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler, farklı akademik çalışmalara müptela her okurun kitaplığında bulunması gereken bir çalışma. Bu sefer adeta İletişim Yayınları’nın nefis sloganı, Onur Gezer’in keyifli çalışmasıyla bir selamlıyor bizi: Okumak iptiladır, müptelalara selam!
Bence toplumsal ve kültürel tarihimize dair oldukça önemli bilgileri barındıran bir eser. Üstelik esrar gibi son derece tartışmalı bir keyif verici maddenin ele alınması çok daha zor olsa gerek.