Uzun süre sonra iştahla okuduğum bir eser olarak kalacak bende. Bilim ahlakı günümüzde aslında daha fazla öne çıkması gereken konulardan biri olarak karşımızda duruyor. Albert Bayet denemesinin ana temasını şöyle özetliyor: ‘Ne var ki, bilim ahlakı bilimle birlikte üstün çıkarsa, o zaman, artık hiç kimse atom gücünü insanları öldürme işinde kullanmayacaktır. İşte, ben de –Bilim Ahlakı-adlı bu denememde aslında bunu göstermeye çalıştım.’ Ve bu düşüncesini doyurucu argümanlarla sunuyor. Teolojiye soğuk bakış açısı sunarken bir yandan yarı hak vererek, filozofların bilim adına güzel düşünceler sunduğunu desteklerken, bunun tam tersini savunan filozofları da dahil ederek bizde bir araştırma isteği uyandırma çabası aşikâr. Özellikle zıt ya da benzer ipleri birbirine dolanan filozof, yazar göndermelerini derli ve akıcı şekilde yazması okuma sürecinde ayrı bir tattı.
‘...Langevin, bilimin özünü ve insanın üstünlüğünü -ruhumuza çakılı olan merakta- görüyor; Pascal’sa, merak duygusunu -insanın temel hastalığı- sayıyor...’
‘...Toplumbilim, Montaigne’le Pascal’in görüşlerini doğrulayarak Pensees yazarıyla birlikte şöyle diyor –iklim değiştiğinde niteliğini değiştirmeyen haklı ya da haksız hiçbir şey yoktur. Kutuplarda meydana gelebilecek üç derece yükselme bütün hukuk sistemini altüst eder...’
Ayrıca 1945 yılında yaşanan gelişme, ondan önceki savaş dönemine olan bakış açısını açık şekilde dile getirerek, özellikle Almanya kanadına olan öfkesi ve faşizm karşıtlığını net şekilde ifade ederek döneminin korkusuz yazarlarından olduğunu düşünmeme neden oldu. Kitabın her bölümünde düşünce özgürlüğünden yana tavır aldığını ve radikal, sosyalist eğilimde ilerlediğini söyleyebilirim. Notlar alarak, araştırma eşliğinde okunacak bir eser bırakmış geriye.
‘...Elbette, insanların ekonomik olarak kölelikten kurtulması gerçekten gereklidir ama bu her şeyden önce, düşünce köleliğinden kurtulmalarının vazgeçilmez ön koşulu olduğu için gereklidir. Bir makine gibi çalışmaktan yorulmuş bir işçiye; işini bitirdikten sonra yarı soğuk, yarı karanlık izbesine dönen bir insana –kitap satın al, gezilere çık, bilgini arttır! -demek, sadece kötü bir şaka olur. Kendilerini bir düşüncenin tutkusuna kaptıran bir avuç kahramanı bir yana bırakırsak, kafa emeği, maddi kaygılara karşı bağımsız olmak ister. Her saat yoksullukla savaşan kimseden de okuma ve araştırma için gerekli olan düşünce özgürlüğünü isteyemeyiz. Onun için, rahatlık ve boş zaman birkaç kişiye değil, herkese sağlanmalıdır...’(Buna psikolojik olarak zayıflatılmış bireyleri günümüz adına eklersek yerinde olur.)
‘...Para vatanı olmadığı için, topraklarımızın düşman eline geçmesini hazırlamış, vatan hainlerini beslemiş ve yurdumuzu savaşa sürüklemiştir...’
‘...düşünceleri ulaştırma araçları aklın buyruğunda değil de, paranın buyruğunda kaldıkça, özgür düşünce alışverişi bir aldatmacadan daha öteye gidemez...’ (Her dönem aynı, ilerlemeden çok yerimizde sayıyoruz ama ilerliyormuş gibi hissediyoruz. Kandırmaca... Parada bu kandırmaca içinde her dönem şeklini değiştirmeye devam edecek ama güç kavramı ortadan kalkmayacak gibi.)
‘...özgürlük, istediği kadar yasalarda yazılı olsun, törelere ve insan ruhuna işlemedikten sonra sözde kalır...düzelim için ulusun beğenilerini, alışkanlıklarını da değiştirmeli...’ diyerek devam ediyor Bayet.( Aslında oldukça içinde denendiğimiz, bazı uluslar için olumlu sonuçlar doğurabilecek olsa da, bazıları için bu durum yıkımı getirir. Bunu da belirtmesini beklerdim. Biz hangi kısımdayız? demeden burayı geçemedim.)
‘..Av peşinde koşan, savaşçı bir ulusu nasıl aklı başında bir ulus yaparsınız? Bu iş kolaydır dediğim yok benim. Böyle bir şey aklımdan geçmez. Her şeye rağmen, bir ulusu yola getirme konusunda, atalarımızda olmayan birtakım araçlar var elimizde bugün. Dizgi, baskı makinelerimiz var, radyolarımız, sinemalarımız var. Bu araçları, budalalığı yayma, yalan ve iftira yayımlama, ayrıcalık ve zorbalık eğilimlerini geliştirme, bayağılıkları besleme, kinleri alevlendirme yolunda kullandıksa bugüne kadar, kabahat kimde? Bu güçlü araçlara bunların tam tersi bir iş için başvurabilirdik, vurabiliriz de...’ (Burada Bayet’e günümüzden geçmiş olsun artık diyerek selam vermek istedim. Artık teknoloji her milimi kapladıysa da çözüm ilk kez ilkellikte belki. Bireysel bazda toplulukları gerçek hayat düzeyinde etkilemeyi unutan bir yığın olduk. Bir davranışın yanımızdakine ne verdiğini unuttuk. Bir kelimenin başkasına ne dünyalar açabileceğini unuttuk. Ekranlarla, yazılarla dünyamızı daha fazla yalana maruz bıraktırdık. Bir oyunun içindeyken, oyun içinde oluşturulan bir oyuna kendimizi teslim ettik. Ama oyunun sonunu oyuncu değil, prize takılı olan fişin çekilmesi getirir. Bunu da unuttuk.)
Son olarak belki Bayet haklıdır: ‘...bilgisizlik ve cahil olmak, kötülüğün buyruğundaki bilgi birikiminden bin defa daha iyidir...’
**Et propler vitam vivendi perdere causas (Yaşayayım derken, hayatın anlamını yitirmek var.)
İyi okumalar! 🕯️📚