Turuncu: Orhan Pamuk’tan İstanbul gecelerinin sokaklarına ve insanlarına dair bir foto-roman
İlk fotoğraf albümü Balkon’da objektifini çalışma evinin balkonundan görünen İstanbul manzarasına, göğe, denize, gemilere ve bu manzaranın değişimlerine çeviren Pamuk, bu kez objektifini kendisi gibi kahramanlarının da dolaşmayı sevdiği İstanbul gecelerine çeviriyor. Turuncu, bu mahalleler, sokaklar ve insanların hayatıyla bu hayattan yavaş yavaş kaybolan bir renge ve ışığa fotoğraf yoluyla yakılmış bir ağıt.
“Bir korumam olması İstanbul ile ilişkimi tamamen değiştirmişti. Artık her yere gidebiliyordum. (…) Kafama uzun siperlikli bir boyacı takkesi geçiriyor, İstanbul’un en ücra, en uzak sokaklarına, en tehlikeli mahallelere gidiyor ve hiç kimse beni tanımıyor ve durduramıyordu. Kısa süre sonra bu ücra mahallelerde dijital Leica makinemle fotoğraf çekmeye başladım. Bütün şehri görüntüleyebileceğim, çünkü korumam varken kimsenin bana karışmayacağı –bu yeni durum- bana çok çekici geliyordu. 2008 ile 2014 arasında yoksul mahallelerde, sokak satıcıları arasında geçen bir roman yazdığım için, Tarlabaşı, Kasımpaşa, Feriköy gibi yerlerde geceleri fotoğraf çekerek çok yürümüştüm.” – Orhan Pamuk
Ferit Orhan Pamuk is a Turkish novelist, screenwriter, academic, and recipient of the 2006 Nobel Prize in Literature. One of Turkey's most prominent novelists, he has sold over 13 million books in 63 languages, making him the country's best-selling writer. Pamuk's novels include Silent House, The White Castle, The Black Book, The New Life, My Name Is Red and Snow. He is the Robert Yik-Fong Tam Professor in the Humanities at Columbia University, where he teaches writing and comparative literature. He was elected to the American Philosophical Society in 2018. Of partial Circassian descent and born in Istanbul, Pamuk is the first Turkish Nobel laureate. He is also the recipient of numerous other literary awards. My Name Is Red won the 2002 Prix du Meilleur Livre Étranger, 2002 Premio Grinzane Cavour and 2003 International Dublin Literary Award. The European Writers' Parliament came about as a result of a joint proposal by Pamuk and José Saramago. Pamuk's willingness to write books about contentious historical and political events put him at risk of censure in his homeland. In 2005, a lawyer sued him over a statement acknowledging the Armenian genocide in the Ottoman Empire. Pamuk said his intention had been to highlight issues of freedom of speech in Turkey. The court initially declined to hear the case, but in 2011 Pamuk was ordered to pay 6,000 liras in compensation for having insulted the plaintiffs' honor.
Turuncu vesilesiyle Orhan Pamuk'un Kar sonrası dönemindenden bahsetmek istiyorum biraz, bence Turuncu'nun ruhunu da böyle kavrayabiliriz.
Pamuk, Kar'dan evvel yine Türkiye sosyolojisiyle ilgilenen, ama daha çok kendi içine düştüğü edebî ve felsefi çıkmazları konu alan ve bunları deneysel ve "zorlayıcı" diye adlandırılan bir üslupla kâğıda döken bir yazarken, belki yaşının da ilerlemesiyle yavaş yavaş kendi yaşadığı hayatı, gözünün gördüklerini merkeze çeken bir yazara dönüştü. Çocukluğunu, romancı olmaya karar verdiği ilkgençlik çağını anlattığı İstanbul'la başladığını söyleyebileceğimiz bu süreç, sonrasında Masumiyet Müzesi ile devam etti; 70'lerin sonları ve 80'lerin başlarında geçen bu hikâyede, dönemin ruhu eşyalar aracılığıyla hem romanda sayfa sayfa işleniyor, hem de müzede sergileniyordu. Orhan Pamuk'un Şeylerin Masumiyeti ve Hatıraların Masumiyeti adlı kitaplarında da bahsettiği gibi, bu müzenin amacı "büyük müzeler" gibi anlı şanlı bir tarihi değil, İstanbul'da insanların yıllarca yaşadığı sıradan bir evin tarihini, yaşanmışlığı göstermekti. Sonrasında Kafamda Bir Tuhaflık ile de değişen İstanbul'un elli yıllık tarihini, Orhan Pamuk'un İstanbul'unun değişimini ve içinde Orhan Pamukluk olan Mevlut'un bunun karşısında hissettiklerini okuduk.
Pamuk'un madleni nedir bilemiyorum, ama yalnızca geçmişi değil, yaşadığı ânı da düşünüyor, "görüyor" Pamuk. Turuncu'nun kardeşi diyebileceğimiz Balkon, bize Orhan Pamuk'un canı sıkıldığında çıkıp izlediği, severek ve hatta tutkuyla okuduğumuz romanlarını yazmaktan yorulduğunda baktığı manzarayı, Orhan Pamuk'un İstanbul'unu gösteriyordu, ama bence manzara işin bahanesiydi, önemli olan Orhan Pamuk'un gözlerini gördüğü yerin bu kaydıydı diye düşündüm hep; eğer balkon boğaza değil de sıradan bir mahallenin sıradan sokaklarına baksaydı da, yine o kadar kıymetli olurdu benim için.
Turuncu'da ise, yine Orhan Pamuk'un yürüdüğü sokakların fotoğraflarını görüyoruz, ama bu kez Orhan Pamuk'un yabancı olduğu bir dünyanın fotoğrafları bunlar. İstanbul'un arka sokaklarında, sıkışık binaların ve dar sokakların arasında gezerken gördüğünü fotoğraflıyor Pamuk; artık yabancısı olduğu bir şehir bu, milyonlarca insanın yaşadığı ve bir çoğunun da ona anlamsızca düşman olduğu sokaklarda dolaşıyor. Önsözde artan milliyetçilikten, yabancı ve öteki düşmanlığından, yani artık İstanbul'un çok değiştiğinden, ruhu olan turuncunun yerini soğuk ve sevimsiz beyaz ışığın almasından bahsederken, kendi yabancılığını ve yalnızlığını anlatıyor bize, hemen hemen bütün fotoğraflarda da bu yalnızlığı ve ötekiliği hissediyoruz.
Bir nevi karşılıksız bir sevginin hikâyesi Turuncu, yaşadım diyebilmenin kanıtı ve ölümlü bir dünyada varolmanın hüznü.
Çocukluğumda, gençliğimde beyaz ışık, "florasan" lambalarında dağılan soğuk bir şeydi diyor Orhan Pamuk. Hastenelerde, depolarda, fabrikalarda, bekleme salonları ve buzdolaplarının içinde yaşardı. Kötülük gibi, uzak durmalıydık beyaz ışıktan. Bizi mutsuz edebilir ve yanıltabilirdi.
İstanbul'un hemen hemen her semtini köşe bucağına kadar gezen, bilen, araştıran, dahası her şeye rağmen bu kenti bu kadar çok seven dünyada bir tek Orhan Pamuk'un kaldığını düşünüyorum. Eskiden bir de ben vardım, ama o eskidendi.
Turuncu'da Orhan Pamuk kısa ama öz bir giriş yazısından sonra bizi çektiği gece fotoğrafları ile başbaşa bırakıyor. Beyaz ışığın esaretine henüz girmemiş, sapsarı sokakların, gecekondu mahallelerinin, yıkılmaya yüz tutmuş binaların, apartmanlar arası çamaşırların asılı olduğu fotoğraflar bunlar.
Fotoğraflar estetik açıdan şahane mi? Hayır. Ama zaten amaç da bu değil. Pamuk'un giriş yazısında bahsettiği kentin ve hayatın değişimini anlatıyor fotoğraflar. Doğal, plansız, kurgusuz ve insanı izole olmuş şekilde, garip bir hüzünle baş başa bırakıyor. Değişim de böyle değil mi zaten diye düşünüyorum ben de, insanı yapayalnız ve hüzünlü hissettiren bir şey.
Arşivlik bir çalışma. Bu foto günlüklerin devamı gelir umarım.
Interesting. Reading Pamuk’s preface and then paging slowly through his photos, this book felt like a nighttime wander through these neighborhoods. Across the city and the seasons. A meditation on time and change in the places we know best.
This isn’t at all what I expected, and if you’re looking for a book of lovely photos of Istanbul, you’ll be disappointed. But if you want to follow Pamuk’s steps on his nightly walks, and see glimpses of Istanbul at night, away from its famous and better-known spots, this book just might intrigue you.
One to return to, I think, in the years to come. Whatever changes come will make this even more interesting as a historical record.
So let's be honest, if ole Haruki Murakami can get away with publishing a book about his favourite T-shirts, then why can't Istanbul's most famous literary son not get away with this?...
In many ways this is like a companion to "Instanbul", but without the depth, poignancy or substance. The introduction was nicely crafted and this does have some nice moments, some of the snapshots have an intriguing air, but let's be honest this isn't gonna set the heather (or Turkish equivalent) on fire in any photography or literary circles, but it was worth a look.
I like Pamuk's writing and I like photo books but somehow the two don't combine so well. The introduction is great and some of the photos are interesting but they stand in splendid isolation from one another. I much preferred his illustrated book on Istanbul where the two were intermeshed. This is much starker.
Orhan Pamuk, winner of the Nobel Prize for Literature in 2006, documents in photographs neighborhoods in Istanbul by inexpensive sodium bulbs. These bulbs imbue their environment with an orange glow—a warm color ideal for memories and happy associations. But a poor color, as it turns out, for driver visibility.
“Driver visibility” hardly seems to be the issue, though, in these neighborhoods, where most people walk, and they walk on the narrow lanes and alleys photographed here, cobbled, bricked, and asphalted. Sidewalks, such as they are, often serve as extra room to set up tables and chairs in front of cafés, party stores, and apartment buildings.
I’ve been in neighborhoods like these, though in Shanghai—places where friends meet to talk, eat, and drink; families go on after-dinner walks; fruit and vendors sell their goods; and children play—neighborhoods (and lighting) also quickly disappearing as gentrification replaces them with wealthier residents and chain restaurants vending mass-produced lumps of biomass.
But besides the warm feelings evoked by the lighting, Pamuk also tells us what and who we are looking at, the significance of who these residents are and their specific social standing: The number of flags hung in street rising with the tide of ugly nationalism; “the rapid rise in the number of Syrian immigrants and of people wearing religious clothing out on the streets of Istanbul” (the latter behavior used to be illegal). The what and who are qualities I remain ignorant of in my own photos.
Kitabın baskısı, cildi çok iyi. Almanya baskısı olduğu için herhalde. Zaten bir yıldız buradan alır. Bu bile bir artı nedeni iken, ne yazık ki kitabın daha doğrusu fotoğraf albümünşn iyi olan tek yanı fikri. İstanbul’un turuncu hali, yani sarı ışıklarla bezenmiş halini fotoğraflamak güzel bir düşünce. Bir yıldız da buradan. Fakat keşke fotoğraf olsaydı. Yeni kuşağın sosyal medyada paylaştığı fotoğraflar bile daha iyi bir fotoğraf deneyimi olabilir. Evet, oldukça ağır oldu ama ne yazık ki durum bu. İfsak hocalarımından birinin bu fotoğrafları yorumlamalarını çok isterdim. Diğer bir yıldız ise Orhan Pamuk kitaplarını beğenmediğimizde gelen linç ekibine karşı bir nevi önlem, uzaklaştırma için. Yapabileceğimin en iyisi ne yazık ki bu. Çaba gösteriyorum ama olmuyor.
Sarı ışığın etrafındaki yaşamlar,sokaklar..Fikir çok güzel,fotograflar çok güzel değil.Ama sayfaları çevirdikçe biz de o sokaklarda ellerimiz cebimizde yürüyoruz.Hissettirmek istediğini veren bir fotoğraf albumu olmuş