Paperback. 13,50 / 19,50 cm. In Turkish. 160 p. "Yillar içinde uzaktakilere, gidecegim yerlerdeki kendime, birakilanlara, birakilamayanlara çok mektup yazdim. Çok mektup kaybettim. Çok mektup bekledim. Sahaflardan çok mektup topladim. O mektuplarda yazilanlara çok agladim. Çok mektup yirttim, çok mektubu burusturup attigim çöplerden topladim. Çok yabanciyla mektup sayesinde tanistim. Çok sevgiliden mektupla ayrildim ama mektuptan hiç ayrilmadim. Mektup yasaksizlikti. Mektup yalansizlikti. Mektup vazgeçmeyisti. Mektup iki uzak noktayi baglayan yakinlikti. Yasadigimizin deliliydi, mektup."
Kesinlikle beğendiğimi söylemeliyim. Sadece benim için oldukça duygusal ve mekankoli içeren bir anlatım tarzı var -ki normalde çok severim bu tarz hissiyatlardaki kitapları- o yüzden bazı günler kitabı okurken bir sıkıntı hissetmedim değil. Kendimi depresif hissettiğim günlerden geçiyor olduğum için de artı bir etkilemiş olabilir anlatımlar tabii beni. Bunun dışında yazarın sorgulayıcı, düşündürücü ve hatta öğretici tavrını da sevdim. Akıllı bir insan ve çok güzel bir bakış açısı var. Bir başka kitabını da almak istiyorum fakat biraz ara vermem gerek diye düşünüyorum kendisine:)
Hazal Yılmaz’ın cümlelerini okurken - oldukça olağan bir günden öylesine bir anı anlatsa bile- içimde çeşitli duygular kabarıyor. O yüzden çok seviyorum onun yazdıklarını. Bu kitabı bir öncekine kıyasla, ikili ilişkilerden ziyade, evrensel kaygılara odaklı- sınıflandırmalar, plastik gibi. Biraz sitemkar, biraz kırgın; fakat asla boğucu değil.
“Bu yüzden yaşadığımızı düşünüyorum: Olabileceklerin, bir anda, bir telefonla, bir bakışla değişebileceklerin ihtimallerinden. Az sonra yaşanacaklara duyduğumuz merak bizi hayatta tutan. Zengin, ünlü, aşık, mükemmel olmak değil. Merak. Bugün arar mısın, gelir misin ya da? Peki yarın? Haftaya? Buradayım der misin. Gitmiyorum. Gitmeyeceğim. Geldim. O merak işte, beni de hala sende tutan.”