EŞREF: Kuşçubaşı’nın Alternatif Biyografisi, gayrinizami harp tarihimizin en meşhur ismini en insani özellikleriyle ortaya koyan sıradışı bir kitap…
Adı tarihe Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucusu ve ilk başkanı olarak geçen Eşref Kuşçubaşı gerçekte kimdi? Ömrünü gayrinizami harp ve istihbarat faaliyetleriyle geçiren bir kahraman mı? Yoksa Milli Mücadele sırasında Yunan saflarına geçerek yıllar boyunca Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı savaşan bir vatan haini mi?
Gayrinizami harp ve istihbarat tarihi uzmanı Polat Safi, bu sorulara Eşref Kuşçubaşı’nın çoğu gün yüzüne yeni çıkmış olan şahsi evrakına dayanarak hazırladığı alternatif biyografiyle yanıt veriyor: EŞREF, yakın tarihimizin, hakkında çok şey yazılıp çizilmesine karşın aslında hâlâ bir muamma olan bu tartışmalı figürüne dair ezberleri bozuyor ve ona önce bir insan, sonra tarihi bir kişilik olarak yeniden ayna tutuyor.
Bu kitap aynı zamanda yakın tarihimizi ilgilendiren birçok karanlık noktayı da aydınlatıyor: Eşref, Arabistan Devrimci Komitesi adında bir örgüt kurdu mu? Çok yakın olduğunu iddia ettiği Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa ve Çerkes Ethem’le nasıl bir ilişkisi vardı? Garbi Trakya Hükümeti ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanlığını yaptı mı? Mehmet Akif Ersoy, “Çanakkale Destanı”nı onunla birlikte gittiği Necid görevi sırasında mı yazdı? Eşref, Yakup Cemil hadisesinde nasıl bir rol oynadı? Milli Mücadele aleyhindeki ayaklanmalarda payı oldu mu? Neden Yunan tarafına geçti? Atatürk’e suikast girişimindeki rolü neydi? ve daha nicesi…
Eşref Kuşçubaşı.. İlginç ve muğlak bir karakter olduğu için karşıma çıkan bu kitabı okuyayım dedim.. Ama kitap varsayımlarla dolu.. Yazar edindiği belge ve bilgileri yorumlarken sürekli Eşref'i yermeye odaklanmış.. Kitap daha çok Eşref Kuşçubaşının anlattıklarına anti tez niteliği taşıyor gibi.. Okuduklarımda objektif anlatım bulmayı tercih eden biri olarak aşırı subjektif bulduğum bir eser oldu..
Polat Safi'nin kitabı, dikkat çeken, ezber bozan, çarpıcı ve başarılı bir eser. Çok anılan, çok anlatılan, "devlet için kurşun atan" kontenjanından çokça övülen ve öykünülen bir ismin, Kendine seçtiği isim ile "Kuşçubaşı" Eşref'in yaşam öyküsünü irdeleyen, daha önceki çalışmaları ve onların düştüğü hataları es geçmeyen, benzerine az rastlanan bir eser.
Yazar daha girişte "akademik çalışma değil" diyor ama akademik kurallara uygun bir çalışma olduğu da ortada. "Eşref"in hatırat, mektup gibi ego dökümanlarından, dönemin tarihçi ve akademisyenlerine verdiği bilgiler ile tarihi çarpıtarak kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini, ister akademik, ister popüler tarih çalışmaları sayesinde gerçekte olduğu değil, olmayı arzu ettiği insana dönüştüğünü sergiliyor kitap. Tek bir kişinin hatıratına, anılarına, mektuplarına yasalanarak yazılacak tarihin nasıl hatalı olabileceğini de çok güzel ortaya koyuyor. Kısaca ders kitabı gibi bir çalışma. Üstelik "Eşref"in biyografisinden yola çıkarak, içinde bulunduğu psikolojik durumu tahlil etmesi de cabası.
Elimizde sık sık yalan söyleyen, yaşadım dediği olayları abartan, gerçekleri çarpıtan, kimi gerçekleri yok sayan, kendini özel, önemli, başarılı biri olarak göstermeyi başaran bir kişi var. Üstelik, yazarın "Narsisistik kişilik bozukluğu" dediği psikolojik rahatsızlıktan muzdarip olan bu kişi, yani "Eşref" özellikle politik koşulların ihtiyaç duyduğu 1950'li yıllarda, (yani CHP'nin iktidarı yitirdiği ve temsil ettiği siyasal çizginin 1920'lerden beri karşısında bir politik hat oluşturanların desteklediği DP'nin iktidara geldiği dönemde) yeniden keşfedilip, tarihi olguların yeniden inşaası için bir araç olarak kullanılmış.
Buna rağmen, yazarın es geçtiği bir nokta dikkatimi çekti. "Eşref"in bir karakter olarak, Narsisistik kişilik bozukluğu yüzünden kuraltanımaz, yasalarla ve yasal prosedürler ile problemli, kendini kural, kanun, yasa gibi kavramların üzerinde gören "Eşref" yorumu doğru olduğu kadar, toplumsal karşılığından kopuk, tekil bir bireyin durumu gibi ele alınmış çalışmada. Halbuki "Eşref"in içinde yükseldiği yapı, İttihat ve Terakki tam da onun karakterini yansıtan bir yapı değil mi? Subay oldukları halde devlete isyan eden ve dağa çıkan Enver ve Niyazi de "Eşref" gibi kuraltanımaz karakterler değil mi? Onları "Kahraman-ı Hürriyet" haline getiren başarıya ulaşmış olmaları değil mi? Ya da İTC'nin iktidarı ele almaya çalıştığı dönemden başlayıp iktidarı kaybettiği döneme dek, asker, gazeteci, politikacı gibi pek çok isme karşı cinayetler işleyen bir çete kimliğinden çok uzaklaşmaması, bu kimliği ve yapıyı bir politik güç kaynağı olarak görmesi, Eşref'in kendini yasaların üstünde görmesinden farklı mı? Lozan tartışmaları sırasında Ali Şükrü Bey'in, 1925'de Deli Halit Paşa'nın meclis koridorunda öldürülmesi ile "Eşref"in kendisini yasaların üzerinde sayması arasında bir bağ yok mu? Ortada kuraltanımaz, kendini yasalardan üstün gören, "kriminal" biri var. Ama bu kişiyi ortaya çıkaran, hatta onun yükselmesini sağlayan bir toplumsal yapı olduğu da ortada.
Kazım Karabekir, Enver, Mustafa Kemal gibi döneme yön veren elitlerle beraber okumuş, Trablusgarb’dan Kurtuluş savaşına kadar birçok coğrafyada savaşmış ve en sonunda Yunanistan tarafına geçmiş gayri nizami harp uzmanı, Eşref Kuşcubaşı’nın hikayesine farklı bir gözden bakan bir biyografi kitabı elimizdeki. Yazarın Eşref Kuşçubaşını gereksiz yere sürekli yermesi ve aşırı taraflı anlatımından hoşlanmadım, kitap biraz daha tarafsız yazılsa daha okunası olabilirdi. Darth Vader’ın bile iyi tarafları var da bu Eşref Kuşçubaşı’nın mı hiç iyi tarafı yok diye düşünüyor insan okurken. Özellikle psikolojik çıkarımlarda bulunulması bana çok mantıklı gelmedi bu tarz bir tarihi anlatımda. Bunların yanında dönem hakkında bilgi vermesi ve daha önce farklı şekillerde okuduğum olaylara değişik açılardan yaklaşması kitapta beğendiğim kısımlardı. Konu hakkında bilgisi olanlara farklı bir bakış açısı görmeleri için okumalarını öneririm.
Yazar aşırı önyargılı. Evet Eşref Kuşçubaşı enteresan ve çelişkilerle dolu birisi fakat yazar zaten narsist bir yalancı diye yaftalamış zaten. Eşref ile ilgili doğru olması muhtemel şeyleri bile kesin yalandır diye anlatıyor. Sondaki psikolojik tahliller falan ne gerek var.
popüler milliyetçiliğin önemli figürlerinden birisinin hayatının, siyasi konumunun, "başarılarının" nasıl kurgulandığı ve abartma / uydurmalarla tıka basa dolu hale getirildiğinin göstergesi olarak oldukça başarılı. eşref'in gazeteci ve tarihçilerle yaptığı mülakat ve mektuplaşmalarda ittihat ve terakki ile teşkilat-ı mahsusa gibi kurumlardaki konumu, osmanlı imparatorluğu ve milli mücadelede yer aldığı rollerle ilgili aktardıkları arşiv belgeleriyle büyük bi emek harcanarak yanlışlanmış ve doğrusu ortaya konmuş. bi noktada anlatılan olayların tek tanığının eşref olması, arşivin yetersiz kalması vb. nedenlerle fazla kanaatlere dayalı görünse de sağlam bi fikir oluşturacak kadar belgelere dayanıyor.
yazarın eşref hakkında sadece yazdıklarına ve belgelere yada çıkarımlara dayanarak bi psikiyatrik tanı koyma çabasını ise ikna edici bulamadım. buna rağmen tarihsel açıdan önemli bi eser, komplo teorilerine dayalı çoğu fikir için yıkıcı özelliklere sahip. başarılı.
Kitabın ortalarına geldiğimde amacım altını çizdiğim yerleri ve yanına aldığım notları buraya yazmak, aslında sadece kitap hakkında yorum yapmak değil bir nevi reddiye yazmaktı. Benim gibi üniversite girdiğinden beri kaynak takıntısı olan, okuduğum herhangi bir kitabın herhangi bir cümlesinde bile kaynak arayan benim gibi birisi için kitaptaki kaynaksız yorumları görmek zor değil. Gerçi yazar daha girişte kendisini bu sorumluluktan bu bir " akademik çalışma " değil diye kurtardı.
Kitapla ilgili sadece iyidir kötüdür hoştur beştir yazmak istemedim. Sadece kitap okumakla kalmayayım buraya kendim içinde ve ilerideki ben içinde faydalı yazı yazayım ve yazı alışkanlığım olsun. Ancak bundan iki sebeple vazgeçtim. Birincisi bu kitap analizi hakkedecek bir kitap bile değil. İkincisi ise kitap bitince yazarı araştırayım dedim, yazar son derece donanımlı birisi. Üslubundan anladığım kadarıyla da insanlara takipçilerine yardım etmek istiyor. Bu sebeple uzun uzun yazdıkları saçmalıkları buraya geçirmedim. Ayrıca kitaptaki bana göre fatal hataları ideolojik bir sebeple yapmıyor (Mustafa Armağan gibi) yada çarpıtmıyor ama yaptığı şey bambaşka.
Kitap ilerlerken Eşref Sencer bir kenara bıraktım (Madem Kuşçubaşı ile vice-Kuşçubaşı yazar için bu kadar önemli hatta bununla ilgili pr video çekmiş) yazarı anlamaya çalıştım. Yazarın bence kendisinin de farkında varmadığı bir şekilde Eşref Sencer karşı antipati, alerjisi var, yada tipine uyuz olmuş olmalı(İnanın bütün bir kitap bu sözle dolu "olmalıdır" "olmuş olsa gerek" bu sözü kaç defa altını çizdim bile bilmiyorum, yazarın sözüne ithafen yazdım bu sözü )
Tarih araştırmacısı için şöyle bir örnekle gidelim. Diyelim ki, ortada bir cinayet var. Yazar-araştırmacı (detektif oluyor buradaki örnekte) olay yerine geliyor ve araştırıyor. Ve elde edebildiği kanıtlardan olayı çözmeye çalışıyor veya teorisi oluyor ama asla pratiğe dökemez . Bütün işi malesefte işin ilmi ve şartları gereği sadece elde ettiği kanıt kadar bunu yapabilir (bu konuda haklıdır da, hatta Kemal Tahir bir kitabında bu konuyla ile ilgili şuna benzer sözleri söylemişti - araştırmacı yazarın bir konu hakkında elde edebildiği kadar belgelerden konuyu yazması , hiçbir zaman tamamını elde edemeyeceği bütün belgeleri beklemesinden ve yazamamasından iyidir) ama bir detektif olayın katili gösteren delillerden yola çıkarak maktulün çocukluk psikolojisini analiz edemez. Kitapta ise bu var.
Kitabın içeriğine gelirsek yazar, Eşref Sencer'in bebekliğini, çocukluğunu ve gençliğini bilmiyor ve bununla ilgili herhangi belgesi de yok. Bunu kendi diyor. Ama yazar o aradaki büyük boşluğu nasıl mı dolduruyor? Eşref'in yaşlılık döneminde yazdığı mektuplarından karakter analizi yapıyor (ki dediği gibi aslında Eşref'in anlatısı saptırmalarla dolu. Ama bu durum aslında Nutuk içinde geçerli ve Hakan Erdem'in bununla ilgili tv programı izlemesini tavsiye ederim ama orada Hakan Erdem en azından, Atatürk'ün çocukluk psikolojisine inmiyor). Kitapta önce belgelerden yola çıkarak Eşref'in mektuplarında yalan söylediğini söylüyor. Bunu bazı yerlerde çok ciddi kanıtlıyor. Aslında yazar baştan başa o kadar güveni kaybediyor ki, acaba bu belgeleri de bu niyetle mi okudu? Hele Eşref'in Karabekir ile olan anısında öyle bir abartarak anlatıyor ki ben diğer belgelerde aynısı mı yapıyor emin değilim. Ama bu kısımları özellikle geçiyorum sonuçta o belgeleri aylarca okuyan kendisi olmalı, haklıda olmalı. Konumuza dönersek eğer o mektuplarından çıkardığı sonuçla Eşref'in nasıl bir çocukluk geçirdiğine dair tahmin yapıyor. Hele de bu iddiasını güçlendirmek için ise kalabalık aile teorisi var ki o ayrı konu. Bu iddiasını ise psikoloji alanında kitaplarla desteklemeye çalışıyor ki o kısmı zaten tamamen onu ilgilendiren şahsi bir şey olmalı. İlmi kesinlikle değil. Yani kitap bitirmeye yakın aslında "case" Eşref'ten ziyade yazarın kendisi oldu. Son bir iddia benden gelsin (iddiam kaynaksız ama istesem aslında psikoloji alanında yazılmış bir kitaptan bulabilirim) yazar, Eşref Sencer mektuplarını onun belgelerini okuyor araştırıyor. Ve bir yerde onun aslında psikolojik bir sorunu olduğunu düşünüyor. Daha sonra ise bütün belgeleri bu tekrardan gözle okuyor. Ve bizlere ise kitabın son kısmında o kitapların listesini vererek iddialarını güçlendirdiğini söylüyor. Bu tutumu bana Kur-an'dan her ne diliyorsa onu o kitapta bulan islam alimlerini akla getirdi.
Yazar Eşref'in hayatını bir Sherlock Holmes gibi inceliyor. Aslında psi-biyo değil bir nevi tarihe detektif gibi bakıyor. Bu konuda başarılı ancak tarihlerde o kadar detaya giriyor ki orasını okur olarak kaçırıyorsun. Bu konuda hakkını vermek lazım. Psikolojik olarak yaptığı analizlerin tamamı saçmalık.
Yazarı bırakıp Eşref Sencer'e gelirsek , yazarın da dediği gibi Eşref Sencer'de her olaya kendi ekseninden bakma durumu var. Bunu bir şekilde anlarım sonuçta olaya kendi gözüyle bakıp kendi düşüncesiyle toparlayıp kendi dili ile söylüyor. Ama çarptırma konularında çığır açmış Eşref. Hele Malta'daki esirlere giden parayla yaptıkları (eğer doğrusa tabii) en hafifi ile namussuzluktur.
Kitaptaki Eşref iddialarında beni şüpheye düşüren iki husus var. Aslında bütün kitapta bunu aradım.
İlki şu, çağdaşları yol arkadaşları ve hatta düşmanları Eşref hakkında ne diyor ? Eşref'i tanıyanların tanıklıkları neydi? Aklımda kalanı ile üç kişinin Eşref hakkında olumsuz görüşü vardı. (Karabekir'in bana göre olumsuz olmayan ama yazarın olumsuz yansıttığı görüşüde sayarsak). Bu üç kişinin olumsuz görüşü İstanbul'dan Selanik'e oradan İzmir'e Doğu Anadolu'ya Libya'ya sonra Edirne'ye Bulgarlara karşı savaşan oradan Hicaz sonra Malta sürgüne oradan milli mücadeleye sonra Avrupa'ya en sonunda Türkiye'ye dönen birisi için çok küçük bir rakam)
İkincisi ise şu, yazar bir yerde Eşref için-hakkında Mehmet Akif Ersoy dışında kimsenin olumlu bir şey söylemediği - diye bahsediyor. Akif kim mi ? Onu da Mithat Cemal anlatsın.
"Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif Ersoy için, şöyle söylemiş; Yalan söylemeye muhtaç olmadan bütün hayatını baştan başa anlatabilir”
Kitabın son bölümü olan Eşref'in Tahlili kısmın yarıda kestim. Bu bölüm okuduğum alanlarıyla narsist kişilik bozukluğu üzerine duruyor fakat hep bir varsayımlarla buna karar vermesi, insanı belirli bir yerden sonra bunaltıyor. Bu mantıkla istediğimiz kişinin, istediğimiz özelliklerine kendi açımızdan yorum getirerek sen böylesin diyebiliriz.
Kusçubası ismi ile yaklaşık yirmi sene önce tanıştığımda bu esrarengiz kişilikten çok etkilenmiştim. O zamanlar satışı olmayan Hayber'de Türk Cengi kitabını her yerde aramama rağmen bulamamıştım. Polat Safi bugüne kadar kendisine dair tüm anlatılanları başka kaynaklar ile karşılaştırıp efsaneyi şüpheye mahal bırakmayacak şekilde çökertiyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
belgesiz tarihin yarattığı Osmanlı James bond'u yapılan istihbarat dehası kahraman eşref mitini savunan veya buna inanmak isteyenlerin okumalarını tavsiye etmem.
Yazarın kişilik tahlili denemeleri ve psikolojik tahlilleri çok ön plana çıkmış ve benzer şeyleri defalarca vurgulaması kitabı zor okunur, dahası sıkıcı hale getirmiş.