Bu kitapta, 1990'lar Türkiye'sinin kamusal yaşamında politik olanın üretimi incelenmektedir. Burada kamusal yaşam terimi bir kurum, sınırları olan bir ihtisas alanı olarak değil, politik olanı anlık, ele avuca sığmaz, şekil değiştirmiş halleriyle görmemizi sağlayacak bir kategori olarak kullanılmaktadır. Kamusal yaşamın bu şekilde kategorileştirilmesi, okurun, kamunun siyaseti hem üretip hem yeniden şekillendirdiği belirsiz bir politik alana girmesini sağlıyor. “Devlet birçok surette karşımıza çıkıyor ve hep farklı kılıklara giriyor. Bir an kendini Cumhuriyet'in temsili ve anıtı olarak meydanın tam ortasında yükselen Atatürk heykeli kisvesinde gösterirse, bir sonraki an bir gazetecinin fotoğraf makinesinin flaşında belirir. Polis memurlarının tehditlerinde temsil edilir devlet; gelip geçen yayaların bakışlarında. Devlet, evinde oturmuş ekranları başında haber tüketen insanların politik tahayyülünde dolaşır. Günlük hayatın olayları, bir haber, panik ve sansasyon kültürü içinde yansıtılıp büyütülür. Aslında, bu temsilî ve simgesel meydanda devletin şu ya da bu yüzüne bürünmeyen en ufak bir yer bile yok.”
Despite focusing on Turkey in the 1990s, Yael Navaro-Yashin's "Faces of the State" remains highly relevant in 2024. The book offers invaluable insights for social scientist, researchers, and anyone interested in Turkish Studies. I found it both enjoyable and enlightening.
Yael Navaro, Devletin Suretleri kitabında 90'lar Türkiyesi'nin antropolojisini okura sunuyor. 90'lar Türkiyesi'nde Refah Partisi'nin yükselişiyle beraber toplumda vuku bulan tartışmaların, sekülarizm ve İslam ekseninde bir "kültür savaşı" ikileminden de öte siyasi alan, coğrafya ve hatta piyasada İslamî yahut seküler metaların alınıp satılmasıyla alakalı olarak inceliyor.
Navaro, "Kültür Politikası" adlı birinci bölümde yabancı bir antropolog olarak İstanbul'da hem seküler hem de muhafazakâr-İslamcı çevrelerde araştırmalarını yürütmüştür. Bir fay hattı misali Türk kültür topografisini ikiye ayıran sekülerizm-İslam kategorilerini benimseyen insanların birbirlerine nasıl yaklaştıklarını, "Türk kültürü" gibi bir kavramı irdeleyerek inceliyor. "Türk kültürü" ifadesinin özsel bir biçimde hem seküler hem de İslamî kesimlerin nasıl kendilerince tanımlayıp içini doldurduklarını farklı perspektiflerden ele alıyor.
İkinci bölümde ise aynı eksen üzerinden devletin Türkiye vatandaşlarınca nasıl kavrandığını, devletin somut bir olgu olarak değil bir "fantazi" olarak inşa edildiğini vurgulayarak anlatıyor. Sivil toplum tartışmalarına değindikten sonra, toplumun geneline yerleşmiş bir "sinizm" tavrının devleti her yeni skandalda yeniden üreten başat tavır olduğunu Susurluk Kazası olayı üzerinden vurguluyor.
excellent piece of political anthropology. especially: "studies of resistance (as well as of civil society) in anthropology have risked overlooking the more remarkable phenomenon of public participation in reproducing systems of power ... resistance studies have missed studying how power is regenerated in the very domain of so-called resistance" (159)