Başkalarının fotoğraflarında kendi öyküsünü arayan yaşlı adam, yıllarca eliyle tuttuğu balıkların âhına uğrayan balıkçı, yaşarken ölüm ilanını veren yaslı baba. Garsonlar, berberler, taksi şoförleri, plazalarda ya da derme çatma batakhanelerde ömür tüketenler... Halil Yörükoğlu farklı dünyalardan seçtiği karakterleri bir tüy hafifliğinde ağırlıyor öykülerinde. Günlük yaşamın görünmez parmaklıkları arasına sıkışmış olan insanı, sesini hiç yükseltmeden, bir o kadar da incelikli ve dokunaklı resmediyor. Çünkü yazarın dediği gibi, ecel çayı akıp giderken zaman geçiyor ve kâinat boşluk kaldırmıyor.
30’lu yaşlarını geride bırakan herkesi bir biçimde kendisine bağlayacak öyküler yazmış yörükoğlu. beyaz yakalıların bitmek tükenmek bilmez dertleri, geleneksel evlilik hazırlıkları, hastalanan ölen ana babalar, ayrılıklar, kaybolmak, yok olmak istemeler ve hatta bunu başaranlar... çok güzel doğal bir dili var öykülerin. ve bitmesi gerektiği yerde bitmiş genelde. uzatılmamış ki bu çok önemli bir nimet bizde :)
Yalın bir dille üslupçuluk yapmadan derinlikli yazının mümkün olduğunu gösteren bir öykü kitabı. Hoş hissettiren bir sıradanlık üzerine oturan basit hikâyeler anlatılırken ölçülü fantastik köpürmelerle lezzeti artırılmış. Ellere gönüllere sağlık.
16 öyküden oluşan bir ilk kitap Kaçış Rampası. Öyküler genelde 4-5 sayfa uzunluğunda, kısa ve hayatın içinden pek çok karakterin bulunduğu öyküler. Bana kalırsa Halil Yörükoğlu, işlediği karakterlerin dilini epey iyi yakalamış. Konular bakımından diğer öykü kitaplarından çok farklı olmamasına rağmen, karakterlerin dilini iyi kullanması kitabı öne çıkaran bir özelliği. En sevdiğim öyküler “Gözleri Fettan Güzel, Seni Seviyorum Suzan, Kaç Hikaye Çıkar Bir Balık Karnından, İyi Biri ve Sınır” oldu. Keyifle okudum, okuru bol olsun.
Şimdiki hayatlarından başka hayatlara bir kaçış rampasından uzamak isteyen ama pek de beceremeyen/olduramayan insanların hikayelerinden oluşuyor bu sade mi sade kitabımız. İlk iki hikaye hariç tümünü çok sevdim. Ben Haluk, Bir sonraki durak Maslak, Hikâye Hikâye Üstüne, Kimse Sormadı, İyi biri ve Sınır iz birakanlardandi. Banu Yıldıran Genç öneri listesinden okuduğum ilk kitaptı ve bingo 1 de 1. Azaltarak yazabilmenin ne olduğunu Halil Yörükoğlu bize göstermiş. Zaten Sınır'da kendisi de şöyle yazmış: "Fazlalıklar var, ya fazla harfleri sil ya da yeniden daha basit yaz"......."Üşeniyorum daha basit anlatmaya" . Evet basitleştirmek için, azaltabilmek için çok düşünmek, çok çalışmak gerekiyor yoksa DAD daki gibi yazmak işin kolayı ! Türkçesini geliştirmek isteyen bir yabancı bana kitap öner dese bu kitabi öneririm, o kadar yani. Bir de "Hikâye Hikâye Üstüne" deki karakterimizi niye doktora götürüyorlar ? Ey ruhbilimciler karakterlerimizden ellerinizi çekin , onlar güzel delirmişler!
Bir cumartesi günü Kadıköy'deki bir kitapçıdan satın alıp, güneşin yavaş yavaş mesaini tamamlayıp elini eteğini çektiği saatlerde, ara sokaklardan rıhtıma doğru inip belki bir bankta veya küçük bir kafenin teras katında okunacak öyküler sunan bir kitap.
Günlük hayatta karşılaşacağımız sıradan olaylar ve karakterleri ile kendisine yakın hissettiren öykülerin toplandığı bir kitap olmuş Kaçış Rampası. Adı üzerinde, günlük hayatınızdaki stres ve hızlı akışı bir kenara bırakarak, sağa çekip akıp giden hayata kitabın sayfalarını çevirerek bir mola vereceksiniz.
zaman zaman uzaklara dalıp hayatın gerçeklerini düşündürttü, sırf bu nedenle bu puanı verdim zaten. onun dışında ya ben öykü okumayı pek sevmiyorum ya da bir şeyler eksik.