21 Ağustos 2055 günü saat 14:55’te Havva dünyaya merhaba dedi. O gün ekipteki herkes, üniversite yönetimi ve şirketin kontrolörleri oradaydı. Ben, bebeğinin doğum haberini heyecanla koridorda bekleyen babaydım.
… Onu çalıştırdık. Ben monitörünün önüne geçtim. Grafik motoruna yüklenmek istemediğimizden minimumda tutuğumuz köşeli sanal kadın yüzü görünür oldu. Kalbimin etrafındaki kuşlar arsızca kanat çırpıyorlardı. Yüz gülümsedi. Mekanik robotumsu kadın sesi, “Merhaba dünya” dedi.
Ayrıcalıklı site hayatından kaçıp hurdalıkta bir otobüste benzersiz dostluklar kuran beş çocuk geleceği tamamıyla değiştireceklerinden habersizdi…
Üniversitede yolları ayrılan dostlardan Bekir ile Cengiz dünyada duyguları olan ilk yapay zekâyı, Havva’yı geliştirecekler, yaratma coşkusunun ardından yaşananlar hem beş arkadaşı hem dünyayı bambaşka bir yere sürükleyecekti…
Erbuğ Kaya heyecanlı bir gelecek kurgusu içinde, dostluğu, aşkı, yaratıcılığı, insan olmanın anlamını sorguluyor…
Born in Ankara Turkey, Erbuğ Kaya spent a childhood around the country as the son of a naval officer, came to Istanbul in 1992 to start university – and never left. After six years of studying civil engineering, he decided to leave without completing his degree and went into IT design, where his talent was recognised by Microsoft: he won the prestigious Most Valuable Professional prize four times between 2008 and 2012.
He has always written, and his first novel Giddar published in 2009 was followed by the Age of the Five in 2012 and Maderzad Palace in 2017.
Erbuğ Kaya lives with his wife Funda, the love of his life, in a flat cosier than a washing powder box.
Erbuğ Kaya Ankara’da dünyaya geldi. Askeri Lise ve İnşaat Mühendisliği eğitimlerini yarıda bırakıp gerçekte yapmak istediği işlere yöneldi.
UI /UX Designer olarak hayatını kazanıyor ve bu sektörde dört kez MVP (Microsoft En Değerli Profesyonel) ünvanlıyla ödüllendirildi.
Evli, İstanbul / Kadıköy’de yaşıyor.
Yayınlanmış Kitaplar: Yeganeler - Gizemli Sanatlar / Roman / Doğan Egmont / 2021
İnsanlık Deneyi / Roman / Doğan Kitap / 2020
The Summons of the League (Giddar Trilogy Book 1) / Roman / Amazon / 2020
Maderzad Palas / Roman / Kırmızı Kedi Yayınları / 2017
Erbuğ Kaya her kitabında yeniliklerle karşımıza çıkan bir yazar. Değişimi sevmesi, özgürce yazması, korkmadan ilerlemesi yazarın en sevdiğim özelliği. Giddar'dan, Maderzad Palas'a, oradan da İnsanlık Deneyi'ne. Her roman yeni bir yolculuğu anlatıyor, sayfalarda yeni tartışmalar alevleniyor. Bunlar beni heyecanlandırsa da İnsanlık Deneyi'ni okurken beklentimin dışında bir dünya bulunca biraz şaşırdım açıkçası. Klasik bir BK ya da post apokaliptik bir roman bekliyordum ama daha çok ilişkiler üzerine ilerleyen, "insan olma" kavramını tartışan; bağımlılıklar, aidiyet ve saplantıları odak noktası yapmış bir metinle karşılaştım. Uzun süre böyle ilerleyen yapı sondaki güzel dokunuşla da taçlandı. Erbuğ Kaya hem düzgün kişiliği, hem de güzel metinleriyle yanımızda olmaya devam etsin.
Erbuğ Kaya tanıdığım en iyi yazarlardan. "İnsanlık Deneyi" onun önümüze koymak istediği, sofraya getirmek istediği pastanın bir anlamda kreması olmuş. Her yeni kitabında lezzeti biraz daha artıyor, bize kayıtsız kalamayacağımız sürprizler yapıyor sanki. Saf, çok akıcı, okuru kendi yanına katan, konuyu insanlığın temel ama derin meselesine dayandırıp kendini dinleten bir dil, ritim, kurgu ile karşı karşıyayız. Bir noktada "olabilir mi," dediğim finali görmeme rağmen etkinledim, üzerinde düşündüm, karakterler bir süre benimle oturdu kalktı. Açıkcası okurken saf anlatı şekline ve diline, ritmine hayran kalıp özenmemek; "Keşke ben de bu doygunluk ve olgunlukta üretsem, eserler çıkarsam ortaya..." demekten geri durmadım. Ne zamandır tek dokunamadığım romanımın başına oturmama sebep oldu. Ne mutlu ki böyle yazarlar var çevremde, çevremizde.
Bir solukta okudum bitti. Erbuğ Kaya bizlere bilimkurgu kisvesi altında naif mi naif bir masal anlatıyor. Bir yanıyla “Stand by Me” kıvamında çocukça bir dostluk masalı, diğer yanıyla ancak rüyalarda yaşanabilirmiş hissiyle, okurken o duyguyu kaybetmemek için gözünü bile kırpmak istemeyeceğin “aşk üstüne bir deneme” masalı. Sona doğru öykü adım adım umutlu aydınlığını yitirip karanlık bir hüzne bulanırken okuyucuyu çok da yormayacak minik polisiye bir gizemle son noktayı koyuyor. Ayrıca tümünü 160 sayfada yapıyor ki takdire şayan. Tavsiye ederim.
Genel olarak yazarın dili çok akıcı. Elinizden bırakmak istemediğiniz için 1-2 oturuşta bitiriyorsunuz. Yazarın diğer kitabı Maderzad Palas'ta olduğu gibi kitap bittiğinde tadı damağımda kaldı ve bu kadar erken bittiği için ufak bir burukluk yaşadım.
Bilim kurgu, yazarın ilk defa çalıştığı bir alan olmasına rağmen yakın geleceğin hem günümüzle benzeşen hem de ayrılan yönlerini çok iyi aktarıyor. Defalarca işlenmiş, bu nedenle üzerinde çalışılması riskli sayılabilecek "yapay zeka" konusuna da apayrı bir perspektiften yaklaşıyor.
İnsanlık Deneyi son zamanlarda okuduğum en gerçek, en samimi eserlerdendi. Erbuğ Kaya beni hiç beklemediğim zamanlarda şaşırttı, tarif ettiği o güzel dostlukla içimi ısıttı, gülümsetti, ürküttü... Her anlamıyla çarpıcı bir İnsanlık Deneyi idi sahiden. Yorum yazmakta nasıl bu kadar geç kaldım bilmiyorum, ama okumak için bir dakika daha geç kalmamak lazım...
Fantastik, şehir fantazyası ve şimdi de bilim kurgu! Her türde böylesine başarılı eserler çıkartmak gerçekten büyük yetenek ister. Bu eserinde Erbuğ Kaya diğer kitaplarında olduğu gibi yine akıcı bir dil kullanmış. Olay örgüsü başından sonuna kadar çok iyi işlenmiş. Gereksiz ayrıntılarla boğmayan bir çırpıda okuyabileceğiniz dolu dolu bir kitap olmuş. Açıkçası böyle bir son aklımın ucundan geçmezdi. Kitabın sonu harikaydı.
Konusuyla alakalı ek bir bilgi vermeye gerek duymuyorum. Arka kapakta zaten bu bilgi yeterli düzeyde var. Fazlası alıp okuyacaklara sürpriz olsun :)
Maderzad Palas' ta yazarın olay örgüsü ve sıradışı zihnine girince çok etkilenmiş, gelecek kitabı merakla bekliyordum. Yine iyi bir örgü ile, zihnimde tatlı tatlı canlanan detaylarla karşılaştım. Yazar gerçek hayattan geleceğe gidip tüm senaryoları düşünerek en gerçekçi, en sıcak olanını yazıyor. Öte yandan güzel örülmüş, ortaya çıktıkta çıkan ve beklenmedik durumlarla sizi kitabın içine çekiyor.
Maderzad Palas'dan sonra Erbuğ Kaya'dan bir kent romanı, hem de gelecek zamanda geçen harika bir şehir romanı. Gelecekte haplarla beslenip, sorunlara neon renkli içeceklerle çözüm bulunacağını düşünenler için büyük sürprizler var. Aşkın yıkıcı günü robot kanunlarını hiçe sayıyor, karanlık ve yalnız bir geleceğin sizi beklediğini düşünürken çok daha fazlası ile karşılaşıyorsunuz. Bir nefeste okuyup tekrar okumak için heyecanlandığım, kurgusu, dili ve sizi kitabın kahramanı yapan detaylarıyla, okuyan herkesi hayran bırakacak bir kitap.
Bir yanıyla kent romanı, bir yanıyla bilim kurgu, bir yanıyla ise dostluk, sadakat, aşk, aile bağları gibi birçok insanı duyguyu da arkada bırakmadan güzel bir uyum içerisinde harmanlamış bir fantastik kurgu. Distopik yazıların çoğunda gördüğümüz insanın mekanikleşmesine farklı bir bakış açısı getirmiş ve mekaniğin insani özellikler kazanmasına vurgu yaparak alışık olduğum çizgiden beni uzaklaştıran ve üzerinde düşündüren bir kitap oldu.
Tabii diğer yorumlarda da yazıldığı üzere belki en kötü ya da farklı bir açıdan da ilgi çekici tarafı bir çırpıda bitmesi ve tadının damağınızda kalması.
Erbuğ Kaya, büyük ama çok büyük bir hikayenin kıyısına bir sandalye atıp bize "otur ve dinle" demiş. Bu tadı hatırlıyorum. Asimov'un "Ben, Robot" hikayelerinde de vardı bu tad. Bir anda sizi bir koku veya bir anı ile alıp geçmişe götüren ve bir anda tekrar o sandalyeye çivileyen bir hikaye. Bazı kitapları okuduğunuza memnun olursunuz ya. İşte o kitaplardan birisi. Çocukluk, ilişkiler, korkular ve bilim kurgu ancak bu kadar harmanlanabilirdi.
Erbuğ Kaya, İnsanlık Deneyi'nde oldukça güzel bir iş çıkarmış. Tek sorun kitabın bir çırpıda bitiyor olması, her şey o kadar güzel gidiyor ki bitsin istemiyorsunuz. Ayrıca finali de fazlasıyla şaşırtıcı ve güzel. Yeni kitaplarını merakla bekliyoruz. (Yeni bir Giddar gelir mi acaba? :)
Yazarın, Maderzad Palas'tan sonra okuduğum ikinci kitabı. Bu dönemde çok revaçta olan yapay zeka ve robotik konusunun, meseleye hakim bir zihin tarafından farklı bir yorumu. Buna insani duyguları eklemlendirirken belli bir başarı var. Akıcı bir dil, bir günde bitecek bir kitap. Finalin peş peşe iki büyük sürprizle gelmesi de puan sağlıyor. Türe ilgi duyanlar için okunası bir kitap olmuş.
Erbuğ Kaya'dan güzel bir kitap daha! Kitabı sürpriz bir son ile bitirirken 'ne oldu biraz daha kalsaydık şimdi neden bu kadar hızlı bitti ki' derken buluyorsunuz kendinizi. Akıcı anlatımın, karakterlerin, analizin, samimiyetin için emeğine kalemine sağlık.
Bu kitap kötü değil ama o kadar iyi de değil. Erbuğ Kaya'nın hayalgücü doru bir at ve kendisi yazarlık kariyerine bu ata binmek yerine eyere tutunup sürüklenen Cüneyt Arkın gibi devam ediyor. Her kitapta yazarlığı bir adım ileri giderken kurguya dahil olan o hayalgücü iki,üç adım geri gidip kitabı sterilleştiriyor. Eserlerini bu steril yaklaşımdan kurtarıp kendinden bir şeyler katsa ismi Neil Gaiman'la yan yana anılabilirdi. Ancak kendisi geçen zamanla birlikte Giddar'da gösterdiği kendini eserde var etme cesaretini kaybedip yerine orta şekerli kurgular ortaya koyan bir yazara dönüştü. Şu haliyle İnsanlık Deneyi'nin daha iyi örneklerin yanında silinip gitmiş bir erken dönem bilimkurgusundan farkı yok.
Yazarı tanımıyordum ve tamamen tesadüf eseri, Göktuğ Canbaba'nın okudukları içerisinde gördüm bu kitabı. İlk baskısının, bundan 4 sene önce yapılmış olması ve yapay zekanın şu anki popülerliği düşünülünce, yazarın iyi bir öngörüsü varmış denilebilir.
Düşmeyen temposu, kurgusu ve ters köşe finaliyle epey başarılı bir bilim kurgu olmuş; ki yazarın diğer kitaplarını da merak ettim açıkçası. Sadece bir ara girişilen aşk/ihtiras üçgenini gereksiz buldum diyebilirim negatif olarak.
gördüğüm en yüzeysel kitap. kısaca bi abimiz var bu eleman çok zeki çok güçlü gören her kız buna aşık oluyo hatta yaptığımız robot da buna dahil, ama bizim kafamız çok karışık ve benciliz. sonra çocukluk masumluk üzerine anlamsız cümleler, hayattaki en önemli şeyin aşk olduğu hakkında aşırı klişe cümleler, araya bilim kurgu yapay zeka falan kelimeler sıkıştırılmış ama yazarın konuyla hiç alakası yok, kurgunun da teknolojiyle hiç ilgisi yok. teknoloji teması sırf öylesine seçilmiş kitabın teknoloji ile insanlık ile gram alakası yok, yaptığı yorum "önceden çocuklar dışarı çıkardı artık kafalarını telefondan kaldırmıyorlar" düzeyinde çok ciddiyim. bu sikko elemanın anılarını dinliyoruz 150 sayfa boyunca son 10 sayfa yazar bir şeyler yapmaya çalışmış ama iş işten geçti kitap bitti sen geç kaldın yazar bey. tamam kurgusu kötü, ayrıca kalemi de kötü. bazı cümleleri okuduğumda gerçekten bunun yazıyo olduğuna inanmakta zorlanacağım kadar utanç vericiydi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Çok beğendim, hızlıca bitirdim. Işim gereği belki de yapay zeka konusundaki kitaplar beni içine çekiyor. Karakterler de güzel betimlenmis, özellikle çocukluk dönemleri beni kendi geçmişime götürdü.
Defne Suman'in Yagmur'dan Sonra'si ile pespese okudum bu kitabi. Ona yazdigim yorumun aynisini buna da yazmakta bir sakinca gormuyorum. Nitekim farkli dunyalar yaratmis olsalar da konsept olarak cok benzer kitaplar:
Ilginc konsept, ilginc olabilecek ancak yarim yamalak yazilmis karakterler, yarim kalmis hissettiren bir hikaye, boluk porcuk world-building, basit bir anlatim, tatmin etmekten cok uzak bir son.
Ozetle, Turkce iyi yazilmis distopya arayisim devam ediyor.