"Soğuk bir kış günü, yaşamın bir cilvesi olarak 29 Şubat'ta doğdunuz. Dört yılda bir varsayılan bir insan oldunuz. Dahası da geldi başınıza. Artık yıllardan bir gün, yine doğum gününüzde, Türkiye diye bir ülkede, teyzenizin askerdeki torununu ziyarete giderken bir trafik kazası nedeniyle sırra kadem bastınız."
Müge İplikçi'nin yeni kitabı bu sözlerle başlıyor. Kalpten Seven İnsanlar'ın bir öykü kitabı kadar gücünü kadim masallardan, anlatılardan alan öykülerin birbirlerine teyellendiği bir kısa roman olduğu da söylenebilir. Neyyir ve Korkut'un kimlikleri aşan, yaşamları kat eden, zamanı altüst eden aşkını anlatıyor aslında.
Ancak bu aşk ve sevgiyi anlatan öyküler dün ve bugünün gerçeklerine de ayna tutuyor; vasatlıkları, cinayetleri, şiddeti, ölümleri ve daha önemlisi yaşayan ölüleri de içine alarak, iyinin olduğu kadar kötünün de içinden geçerek gürül gürül akıyor ilk sayfadan son sayfaya. Ve bu kısa kitap boyunca şu soru yankılanmadan edemiyor: Kendinde kalpten sevme cesareti bulan biri kaldı mı acaba? Yoksa sevgi, artık özlemini bile duymadığımız bir şey haline mi geldi?
Çağdaş Türk edebiyatının güncel ve toplumsal konuları işleyen, toplumsal düzende kadının rolüne ve sıkıntılarına özellikle eğilen bir yazarıdır. Yetişkinler için yazdığı romanların yanı sıra çocuk ve gençler için de kitapları vardır.
Okuduğum en ilginç öykü kitaplarından biriydi. Kadın ve erkek sorunlarına Korkut ve Neyyir karakterleri çerçevesinde odaklanıyor. Korkutların hegemonyasını tartışırken, Neyyirlerin de kadın olarak nasıl bir değişim gücünü elinde bulundurduğunun farkındalığını dürtmeye çabalıyor yazar. Öykülerde de, kitabı bitirip bir bütün olarak düşündüğünüz de bir sarmalın içinden kurtulamıyor mu insan sorusu akıllarda kalıyor.
Kitap baştan sona sondan başa bir döngünün parçası, genel anlamda kadın hikayeleri, Neyyir lerin hikayeleri. Görmezden gelinen/öldürülen/ezilen kadınların Neyyir cisminde tezahürü. Klişeler var, toplum baskısı, mahalle baskısı ve bir de Korkut lar var bu kitapta. Modern anlamda Adem ile Havva hikayeleri. Biraz da insanoğlunun kaçışları, olaylara yüzeysel yaklaşımları, görmezden gelişleri var. Bu nedenle okurken başta bir karmaşa hissettirse de, sondan başa tekrar gelindiğinde öyküler anlam kazanıyor, idrak başlıyor. Kadına, hikayene sahip çık diyor Müge İplikçi bu kitabında, klişelerden sıyrıl, hayatını inşa et diyor, sen mayasın, sen önemlisin, sen değişirsen dünya değişir diyor. Korkut' lara, hatırla, gör ve farkında ol diyor.
Korkut ve Neyyir hikayeleri üzerinden insanlığın uyanmaya, görmeye ihtiyacı olduğunu söylüyor. Metaforlarla dolu, birbirine çengel atmış öykülerle, dikkatli bir okuma gerektiren ama son derece dert içeren duygular ile yazılmış çok gerçekçi bir kitap. Ben çok severek okudum.
Neyyir gibi rüyada olmak belki veya Neyyir’in rüyasında olmak, kim bilir… Bitmeyen bir rüya gibi. Neyyirler’in ve Korkutlar’ın ve farklı farklı kimliklerde sahneye çıkan bambaşka karakterlerin rol aldığı tekinsiz bir tiyatroda, çıkışı ararken ben de kaybolmuşum gibi ve dünya tam da böyle bazen. @ahtapotokur ile okuduk.
Müge İplikçi'nin Çok Özel İsimler Sözlüğü'nü okumuş ve çok sevmiştim. Ha bir de kızımın kitaplığından Uçan Salı'yı.Yeni kitabının çıktığını bilmiyordum, kitapçıda görünce heyecanla satın aldım.Ama be yazık ki okurken zorlandım. Bitirdim ama belki başka bir zamanda yeniden şans veririm sevdiğim kitaplar arasına girmesine, daha önce okudum ve severek anımsadığım Müge İplikçi kitaplarının hatrına..
İsmine bakıp aldanmayın, isminden farklı, değişik öyküler var içinde. Ama ana karakterler Neyyir ve Korkut; bu ikilinin etrafında dönüyor. Beni çok sarmadı içine ama belki sizi alabilir.