Paperback. 12,50 / 19,50 cm. In Turkish. 304 p. Esrar-i Cinayat önce gazetede tefrika edilmis, ardindan kitap olarak basilmistir. Bir polisiye roman olmasina ragmen Ahmet Mithat Efendi zaman zaman araya girerek çesitli konularda degerlendirme ve tahliller yapmaktan kendini alamamistir. Balikçilar Istanbul Bogazi çikisinda bir genç kizla iki adamin cesedini bulur. Bu olaydan bir ay sonra Beyoglu'nda intihar süsü verilen bir cinayet daha islenir. Sorusturma memuru Osman Sabri bunun bir cinayet oldugunu ortaya çikarir. Cinayetlerin nasil ve niçin islendigi Kalpazan Mustafa'nin gazeteye gönderdigi mektuplarla ortaya çikar. Türk edebiyatinin ilk polisiye romani olan Esrar-i Cinayat'in sadelestirilmis seklinin okurla bulusmasinin yerinde olacagi düsüncesiyle Türk Klasikleri serisi içinde yayimladik. Umariz polisiye roman meraklilari esere gereken ilgiyi gösterir.
Ahmet Mithat was an Ottoman journalist, author, translator, and publisher during the Tanzimat period. In his works, he was known as Ahmet Mithat Efendi, in order to distinguish him from the contemporary politician Midhat Pasha. Ahmet Mithat Efendi adopted his name in homage to Ahmed Şefik Midhat Pasha, with whom he had been associated professionally, serving as an official and newspaper editor in Midhat Pasha's Vilayet of the Danube.
He was a prolific writer, with more than 250 of his works having survived to the present day. In 1878, he began publishing a newspaper entitled Tercüman-ı Hakikat (Interpreter of Truth). Prior to this, he was a contributor to Basiret, a newspaper published between 1870 and 1879. His editorship and publication of Olga Lebedeva's translations of Russian literature into Turkish served as an introduction of Tolstoy, Lermontov, and Pushkin to Turkey's readership. Additionally, he was a patron and teacher to Fatma Aliye, one of the most renowned female Ottoman authors.
türk dili ve edebiyatı bölümünün en büyük kazanımı ahmet mithat efendi olabilir. epey okuduk onu gerçekten, hakkını yemeyelim. bu kitabı okudum diye hatırlıyordum ama ne konusu ne olayı tanıdık geldi, ya okumamışım ya da beyin tertemiz, hiiiç hatırlamıyorum. başı sıkıcı gelebilir çünkü klasik ahmet mithat efendi tarzıyla yazarın bize her şeyi açıklaması, öreke taşı’nı uzun uzun anlatması var. yani genç olsam sıkıcı bulurdum oysa şimdi ahmet mithat efendi kadar istanbullu bir yazarın boğaz’dan karadeniz’e açılan gemiler tarafından ayrı, karadeniz’den boğaz’a gelen gemiler tarafından ayrı tasvir edilişi pek ustaca geldi. sonrası vakanın anlatımı, polislerin tanıtımı, ki vakadan çok polislerle ilgileniyor yazar çünkü bize uzun uzun osman sabri’yi anlatası var. arada abdülhamit övgüsünü de geçmeyelim, başta on kere filan övüyor sonra normale dönüyor, eh sürgünden yeni gelmiş, can korkusu bu, boru değil. yine de oldukça cesur bir biçimde şeri mahkeme usullerini, rüşveti, kamu görevlilerinin görevini kötüye kullanmalarını eleştiriyor. en büyük hayali savcılı filan modern hukuk ahmet mithat efendi’nin, oysa gelsin görsün şimdi modern hukuk ne halde. liyakat ne durumda. bence romanın içinde mektuplarla anlatılan kalpazan mustafa’nın hikayesi her biçimde parlıyor. anlatımı ayrı, dili ayrı güzel. polisiye kısmındansa o bölümü sevdim. ahmet mithat efendi dersini çalışmış, tüm hocalığıyla yine öncü olmak istemiş, polisiyeyi denemiş. bu arada felatun bey’den filan kat kat iyi esrar-ı cinayat. elbette video gelecek.
Ahmed Mithat Efendi Turk edebiyatinda hakkettigi yere henuz gelememis cok basarili bir yazardir bence. Romanlarindaki konularin cesitliligi ve ustaligi ovguye degerdir. Polisiye tarzindaki bu romani cok basarili bir ornektir. Tek kusuru meddah tarzi ara anlatimlari.
This book is able to run rings around of Agatha Christie in detective stories.The story is setted perfectly and professionaly ..it is translated from old Turkish to new Turkish.The only mistake is not being translated successfully in my opinion.Otherwise It does worth to be read...
Yani gerçekten ne oldu anlamadım kitabın başları gerçekten çok heyecanlı sherlock kıvamında bir polisiyeyken birden ağır bir entrikaya ve saçma bir sona eğrildi. Yinede benim için güzel bir okuma oldu.
Boğazı Karadeniz'e bağlayan yerde kanlı kaya denen kayanın üstünde üç kişinin cesedi bulunur. Birisi seçkin sınıfa ait bir kadın diğer ikisi ise kefalonyalıdır. Etraftaki herşey oldukça pahalı ve kadının üstündeki mücevherlerle dokunulmamıştır. Kadın bir kama işe öldürülmüş ancak lama kadının üstünde bırakılmıştır. Diğerleri ise kurşunla öldürülmüştür. Sofrada en az 8 kişilik yer vardır. Bir de isimsiz bir mektup etrafta düşmüştür. Müfettiş osman sabri efendi vakayı ele alır. Mecdeddin paşa da durumla ilgilenmektedir ve gazeteci (ismi yok) cinayeti aydınlatmanın peşine düşerler. İkinci bölümde ise intihar süsü verilmiş bir cinayeti araştırıyorlar. Kitapta dönemin adalet sistemine, basın ve yayın organlarının devletle ilişkilerine, basın özgürlüğüne, polis departmanlarının işleyişlerine değinilmiş.
Dili hakkında söylemem gereken şey ise günümüz türkçesi yalanı. Bir kere şu an böyle bir türkçe konuşmuyoruz. Kesinlikle sürekli eski kelimeler var. Günümüz türkçesi dedikleri 20 li yıllar türkçesi mi merak ettim. Çeviri bu yönüyle berbat ve gereksiz. Sanki bazı kelimeleri günümüzdeki kullanımlarıyla yazdık ama nedense polis dedektifi ya da gazeteciyi türkçe olarak yazamıyoruz demişler. Bir süre sonra okudukça dile aşılıyor ve akıcı hale geliyor. Ama yine de günümüz türkçesi değil.
"Uğursuz lakapla kirli olan zavallıların kalpleri simsiyah kararmış zannedilmemelidir.."
konu güzeldi ama olayı durdurup bilgi vermemiş olsaydı daha iyi olurdu. Kanlıkayalar'ı araştırıp hakkında bilgi sahibi olmama da vesile olduğunu söylemek isterim, okuduğuma pişman değilim ilk cinayet romanımız sonuçta:)
The difference between the principles of public-private law, the ottoman executives never being familiar to the newly accepted western criminal procedures of law (who are still existed ironically) and a mysterious murder needed to be clear up.. I think reading Ahmet Mithat is the most considerable way to scorn modern authors of crime novels in Turkey:)
Sesli kitap olarak Kamran Usluer, Sener Sen gibi oyuncularin sesinden dinledim. Dinlemeniyi oneririm. Olayi tam anlamiyla yasiyorsunuz. Etkileyici.
Roman genel itibarla cok etkileyici. Tersine yazilan mektuplar, Sherlock Holmes gibi detaya inen bir polis memuru, kiliktan kiliga girebilen bir polis memuru... Etkileyici bir kitap. Okunmasini oneririm.
Anlatım yoğunluğunu, arada durup felsefe yapmasını zaman zaman tespitlerini ve illaki kavramlar üzerine (adalet, suç, intihar, kamu hakuku vb.) zamanına göre güzel yorumlar yapmasını çok beğendiğim bir kitap oldu. Bugün hala bir değeri var...
Dönemin adalet sistemine ışık tutan ve balık baştan kokar misali yolsuzluğu(muzu)n nasıl zaman ve mekândan bağımsız biçimde en yüksek derecede topluma musallat olduğunu 19. yy sonlarındaki İstanbul bağlamında çok sürükleyici bir gizem eşliğinde anlatan usta işi bir polisiye romanı.
Sadeleştirilmiş olmasına karşın, metnin içinde kaybolduğum zamanlar oldu, ama döneminde yazılmış olan ve günümüzde de bizlere ışık tutan kurgu ve sorgulamalari sahiden etkileyici.
“Ah şu insanlar muhtaç oldukları kadar düşünce sahibi olsalar da binlerce yiğit zindanlarda çürüyeceğine topluma yarayacak hizmetlerde bulunsalar olmaz mı?”
İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan klasikler serisinden kitabı okudum. 455 sayfa ve 5 bölümden oluşan kitabın sadeleştirilmiş dilini beğendim. Olayların işlenişi ve anlatım tarzı gayet güzeldi. Sadece yaşanan cinayetler değil, mahkeme ve sonraki tüm sürecin de tamamen anlatılması, benim açımdan diğer klasik polisiye romanlarından bu kitabı ayrıştıran taraf oldu. Dönemin yargı sistemini incelerken bir yandan da günümüzde de hala olan devlet içerisindeki birimlerin yozlaşmışlıklarına da gözlemleyebiliyorsunuz. Beğendiğim ve okumanızı tavsiye edebileceğim güzel vakit geçirten bir kitap.
Ahmet Mithat’ın romanı (1883/84) • Edebiyatımızda ilk yerli polis romanı olmasına rağmen başarılı eserde olay, 1870 yıllarına doğru İstanbul’da geçer. Romanın oyun biçimine konulmuş şekli, TRT Radyolarında yayımlandı (1976).