Almanya’ya göç eden bir ailenin kızı…Hanne. Aile içi şiddeti, cinayeti, intiharı, evlatlık olmayı, kültür çatışmasını, aşkı, varoluş sancısını yaşamış ve sonuçta infilak noktasına gelmiş bir hayatın sahibi. Madden güçlü fakat manevi olarak zayıf hayatında gerçek kimliğini arayan bir kadın. Yaşadığını hissetmek ve lanetli geçmişinden kurtulmak için yine geçmişinden bir umut arıyor… İnsan asla geçmişini unutmaz. Ne kadar görmezden gelse de inkâr da etse geçmişi sarıp sarmalar. İnsan hayatına anlam arar. Kendisini bir değere ya da köklerine ait hissederek hayata dair bir anlam oluşturabilir insan fakat geçmişiyle barışık olmadan bunu başaramaz. Peki ya geçmişi ile barışık değilse? Yüzleşmesi gerekir geçmişiyle, gerçekle… İnsanı en çok acıtan şey ise gerçekle yüzleştiği o andır. Kitapları ve oyunculuğu ile Türkiye’de ve dünyada büyük ilgiyle takip edilen Bahadır Yenişehirlioğlu, gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek kaleme aldığı Hanne’de pek çoğumuzun çevresinden izler bulabileceği sancılı ve fırtınalı bir dönüşüm hikâyesini ustalıklı bir kurgu ve etkileyici bir üslup ile anlatıyor.
1962 Akhisar doğumlu olan Bahadır Yenişehirlioğlu Evli ve 2 çocuk babasıdır. 1979 Yılında Akhisar lisesini bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı ve 1985 yılında mezun oldu. Daha sonra Manisa\Akhisar da serbest Avukat olarak çalışmaya başladı. Çin, Fransa, İspanya, İsviçre, İtalya, Almanya, İngiltere, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Fas, Tunus, Mısır, İran, Pakistan, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Dubai, Bahreyn gibi ülkelerde halklar ve toplumlar üzerinde araştırmalarda bulunmuştur. Meydan Yayınlarından “Beyaz Usta Siyah Çırak”, Everest Yayınlarından da Kerime ve Son Hasat isimli romanlarını kaleme almıştır. Ulucamii Eğitim ve Kültür Vakfı yönetim kurulu üyeliği, Ak-sek Vakfı, İnsan Hakları Komisyon Üyeliği, İlçe cezaevleri izleme ve denetleme komisyonu, Akhisar Tenis severler derneklerinde çalışmalarda bulunmuş ve bulunmaktadır. Ayrıca Bahadır Yenişehirlioğlu’nun Büyük Dedesi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde İzmir’in ilk valisi ve belediye başkanıdır.
Ben herkes gibi sevemedim. Yani güzel bir konu, yazarın konuyu bağladığı yer de güzel ama nasıl desem benim kitapla anlaşamama noktam yazılma tarzı oldu. Anlatıcı Hanne olmalıydı ama ben çoğu yerde yazarın anlatıcı olduğunu hissettim. Geçmişin de ailesiyle büyük travma yaşamış bir karakter Hanne ve geldiği noktada büyük bir içsel çatışma yaşıyor ve her şeyi sorguluyor. İçsel çatışma yaşayan bir karakterin düşüncelerini okumak gayet tabi doğal ama ben o düşünceleri okurken Hanne'den çok yazara odaklandım. Bunun haricinde diyelim ki iki karakterin birbirleriyle konuştuğu sahne var. Konuşmaları okurken sanki karakterler günlük hayatın içinde değil de bir sempozyumda konuşurlarmış ya da mektup yazar gibi cümleler kuruyorlar. Bu yüzden diyaloglarda da bir yapay konuşma tadı aldım. Ve kitabın ilk yarısında bu durum daha belirgindi. Ortasında biraz daha akıcı oldu. Bazı olaylar acele yazılmış gibi geldi. Sanırım gerçek bir hikayeden esinlenilmiş bir kitap ama benim sorunum zaten hikayeyle değil, yazım tarzının bana hitap etmemesi ile ilgili oldu. Beğeneni çok ama bana geçmedi malesef.
Yazarın beğenerek okuduğum Kanaviçe'den sonra okuduğum ikinci romanı. Kanaviçe'den sonra açıkça bana fazla hitap etmedi diyebilirim. Hanne 'nin başından çok kötü günler geçmiş dolayısı ile normal bir kadın haline gelmesi çok zor, kültür çatışması yaşıyor, Mevlana'nın Mesnevi'sine sığınıyor ancak okuduklarının ne kadarını anlıyor, belli değil. Bunalımlı bir kadının dramı etkileyici şekilde verilmiş, ancak Almanya'da bir süre bulunmuş biri olarak Alman delikanlıyı hiç inandırıcı bulmadım. Ağır psikolojik tahlillerle ilgilenenlere tavsiye edilebilir.