Jump to ratings and reviews
Rate this book

İFA: İnsanın Fabrika Ayarları #3

İFA: İnsanın Fabrika Ayarları 3. Kitap - Sınırları Aşmak

Rate this book
Hepimiz "daha doğru yaşamaya" çalışıyoruz. Sürekli öğrenme peşindeyiz ama gittikçe genişleyen bilgi havuzundan çoğu zaman doğruları seçemiyoruz. Uzmanlar da sıklıkla görüş ayrılığına düşüyorlar. Konu "insan" iken, bilim de bu kadar açık ve net bir araçken bu kadar anlaşmazlık nereden geliyor? Elinizdeki kitap, bir üçlemenin üçüncü kitabıdır. İnsanın Fabrika Ayarları serisi bir bütün olarak insanlığın gereklerini İFA edebilmek için, bilimsel gerçeklere farklı bir çerçeve öneriyor. İnsanın Fabrika Ayarları, kendinizi başka bir bakış açısından bir kez daha anlamaya davet ediyor. • İnsan neden bu kadar çıplak ve aciz?
• Bedensel ihtiyaçları karşılanan insan neden mutlu olamıyor?
• Yüz yıl önceki insanların bilmediği bunca yeni "ölüm nedeni" nereden çıktı?
• Neden hareketsiz kalınca hastalanıyoruz?
• Fazla yemek bize neden iyi gelmiyor?
• Yalnız kalınca neden erken ölüyoruz?
• Bedenin stres tepkileri, tüm hayvanların hayatta kalmasına yardımcı olurken, bizi neden bu kadar yoruyor hatta hasta edip öldürebiliyor?
• Sınırlarını aşamayan, zihnini ve bedenini zorlamayan insanlar neden bunalıma giriyor?
• Yaratılışımıza uygun bir yaşam kurmak ve bunu sürekli hale getirmek bu kadar zor mu? Bu kitap, bu ve benzeri soruların cevaplarını vermekten ziyade kendiniz için en doğru cevapları bizzat sizin bulabilmeniz için yazıldı. Bundan sonrası ise size kalıyor. Kendinize iyi bakın, göreceksiniz.

168 pages, Paperback

Published November 6, 2020

15 people are currently reading
328 people want to read

About the author

Sinan Canan

21 books148 followers
1972 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. On dokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans, aynı kurumun Fizyoloji Anabilim Dalı’nda ise doktora eğitimini tamamladı. 2010 yılında Tıbbi Fizyoloji Doçenti unvanını aldı. Farklı tıp fakültelerinde toplam 10 yılı aşkın süre öğretim üyesi olarak çalıştı. Tüm akademik kariyeri boyunca disiplinlerin sınırlarında yer alan araştırma konularıyla ilgilenmeyi tercih etti. Kaos Teorisi, Karmaşıklık, Fraktal Geometri, Doğadaki biçimler, Öğrenme, Lisan ve afazi, Zihin ve Beyin gibi konularda ülke çapında genel dinleyiciye yönelik konferans ve programlar düzenlemekte, bilimi ve özellikle de zor addedilen bilimsel konuları herkesin anlayabileceği anlatılara dönüştürme işi, zamanının çoğunu kaplamaktadır. “Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler”, "Değişen Be(y)nim" ve "Unutulacak Şeyler" adlı kitapların yazarıdır. 2013 yılında bir bilimsel anlatı ve araştırma merkezi olan [n]Beyin‘i kurmuştur ve halen [n]Beyin’de bilimsel kurul başkanlığı ve Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyeliği görevlerini sürdürmektedir. Üç çocuk babası olan Prof. Dr. Sinan Canan, “Hayatın, tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna” inanmakta ve bu yönde çalışmalarına elinden geldiğince devam etmektedir…

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
131 (38%)
4 stars
119 (35%)
3 stars
63 (18%)
2 stars
20 (5%)
1 star
4 (1%)
Displaying 1 - 24 of 24 reviews
Profile Image for Koray.
310 reviews59 followers
February 18, 2021
İnsanın Fabrika Ayarları serisinin bu son kitabından dikkate değer bulduğum yerler şunlar:

"...Biz bu dünyaya iyi hissetmek için gelmedik; Ne olursa olsun "iyice hissetmek" için geldik..." / Herhangi bir konuda yeterince derinleşildiği takdirde, o meselenin neredeyse dünyadaki tüm bilgi alanlarıyla ilişkili olduğunu fark ederiz. Tabiat ve bilginin konusu olan her şey, yüzeyin derinine inildiğinde diğer her şeyle, tüm varlıkla bağlantılı hale gelir..." / RUHSAL YA DA METAFİZİK AÇIKLAMA ÇABALARINA HİÇ ATIF YAPMADAN, SADECE MADDESEL OLARAK BAKTIĞIMIZDA BİLE, HAYATIN MADDEYİ AŞAN BİR YÖNÜ OLDUĞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ..."

“...YAŞAM NEDİR? Hayatta olmak demek iniş çıkışlar yaşamak, dengesizlikler içinde denge bulmak demektir. Her şeyi dengeli bir hayat, bize göre değildir ve ölümle eşdeğerdir. Yaşam ne olduğunu tam bilemediğimiz gizemli bir güçtür. Bu gücün henüz tarifini yapmaktan dahi uzağız. Bu tarifi yapmaya en çok yaklaşan kişi ise kuantum fiziğinin kurucularından Erwin Schrödinger olmalı. 1946 yılında yazdığı ve devrimsel etkiler uyandıran “yaşam nedir” başlıklı klasik eserinde Schrödinger, yaşam için “sürdürülebilir dengesizlik durumu” şeklinde özetlenebilecek bir tanım getirir. Gayet veciz ve derinlikli bir tanımdır bu. Gerçekten de yaşam bizzat dengesizliğe dayanır. Çünkü bedenin içi ve dışı arasında sürekli bir farklılık vardır. Bu farkı korumak adına bedenlerimiz devasa miktarda enerji harcar. O nedenle bedenimizin içi sürekli olarak sıcaktır. Bu sıcaklık her bir hücremizin hücre zarının içi ve dışı arasındaki madde farkını muhafaza etmeye çalışması sırasında harcadığı enerjinin bir sonucudur. Bu iç ve dış ortam arasındaki farklılık sürekli bozulur. Zira hücre zarı mükemmel bir bariyer değildir. İçeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye sürekli bir madde sızması gerçekleşir. Bunu sürekli su alan bir tekneye benzetebiliriz. Tekne su alır, ama içeri giren su, çabalarla veya motorlarla sürekli dışarı boşaltılabildiği takdirde tekne yüzmeye devam eder. Yaşam işte genel olarak bu gayretin adıdır. Bu gayret biterse yaşam da biter. Aklımıza o zaman tekneyi neden su almayacak biçimde yapmamışlar, yahut canlılık neden sürekli bozulan dengesizliği düzeltmek zorunda; dengesizlik hiç bozulmasa, sabit tutulsa olmaz mı, soruları gelebilir. Mükemmel olmayan hücre zarı yapısının ve diğer mekanizmaların sonucu olarak ortaya çıkan bu bozulma hali, sürekli enerji harcanması ile dinamik bir sistem meydana getirir. İşte bu sistem, değişikliklere daha iyi adapte olur, kendini yeniler ve iç ortamı değişen koşullara karşı sabit tutabilir. İnsan yapısı bir makinede bu özelliği bulamazsınız. Tüm makinalar eskir ve paslanır, çünkü onlar böyle bir mücadele için yapılmamıştır. Gayretin ana amacı dengesizliği muhafaza etmektir. Denge hali ise ancak ölüm anında gerçekleşir ve bunun sonucunda da, enerji harcama ihtiyacı sona erer. Özetle denge hali, hepimizi kaçınılmaz olarak bulacaktır. Tabii ki mezarda! Denge arayışımız konfor arzumuzdan gelir. Dengeli hallerde, canımızı sıkan birçok olumsuzluk içerse bile kendimizi nisbeten rahat hissederiz. Gelir giderin önceden belli olduğu garantili durumlar, bize kendimizi rahat ve konforlu hissettirir. Bu açıdan bakınca, aslında insan için en konforlu yer mezardır…”

“...KARMAŞIK SORUNLARLA UĞRAŞMAK: “.. Rutin, basit, tekrarlardan oluşan ve sürpriz yenilikler sunmayan işler, akış sistemini devreye sokmamıza yetmiyor. Akış durumunun oluşabilmesi için yapılan işin yahut peşinde gidilen uğraşın kompleks, girift bir görev olması gerekiyor. Doğada farklı ortamlarda yapılan sıradan yürüyüşler bile bu nedenle akışa girmeyi sağlayabiliyor, çünkü her seferinde tabiat bize bambaşka giriftlikte durumlar ve deneyimler sunabiliyor. Fakat yeknesak ve tekrarlı işler bizde genellikle akış deneyimine benzer bir hal oluşturamıyor. Kaotik olay ve uyaranlar, fraktal geometrik görüntüler de uzmanlar tarafından akışı kolaylaştıran deneyimler arasında sayılıyor…” “...AYLAKLIK Akış deneyimini sıklıkla yaşayabilen insanlar, toplumda genellikle “Aylak” olarak anılan tiplerdir. Bu kişiler bazen hiçbir işleri, yahut aceleleri yokmuşçasına keyif çatıp kafalarına göre yaşar görünür ve böylece etrafındakilerin gözüne batan özellikler sergilerler. Öte yandan aralarda meşgul oldukları spor alanı veya diğer uğraşları ile ilgili o kadar yoğun çalışırlar ki, o durumda pek fazla insan onları göremez. Dolayısıyla genellikle mahallede aylak aylak gezinen bir kişi olarak gördükleri insanın, nasıl olup da o başarılara imza attığına birçok insan şaşırır. Bu durum hepimizin beyninin ihtiyacı olan aylaklık aktivitesinin faydalarına güzel bir örnektir….” “...Mutlu olmak için tasarlanmış canlılar değiliz. Mutluluk, doğru ve kendi doğasında yaşanabilen anların bize verdiği bir işarettir. Arayışımız mutluluğun ötesinde tatmin dolu bir yaşam olduğunda, mutluluktan çok daha doyurucu bir şeyi deneyimleme şansınız olur. Bu hal yaşamdan tatmin hissetme hali, yahut eskilerin mutmain olmak dedikleri durumdur. Gerçekten yaşamaya başlamanın yolu maddi bedenin ötesinde acıları ve sevinçleri ile her bir anında tatmin hissedilen bir yaşam anlayışından geçer. Ancak böyle bir noktaya ulaşma arzusu bizi nefsi raziyeye, yani hayattan ve Hayy’dan razı olunan bir noktaya taşıyabilir. Gözümüzü maddi bedenin ötesindeki tatminlere, sıradanın ötesindeki yükseklere dikmeliyiz. Biz buna layık varlıklarız. Hayy İslam kültüründe, Allah'ın hayat veren anlamına gelen ismi. İnançlara göre adı değişse de, hakikati hep aynı olan başlatıcı etkene gönderme yapar. Mutlak hareketsizlik, canlıda görebileceğimiz bir şey değildir. İstediğiniz kadar sakin, dingin ve sessiz durmaya çalışın, bedeniniz her an muhteşem bir hareket senfonisi icra eder. Nefesiniz, hücresel işlevleriniz, iç organ faaliyetleriniz durmaksızın devam eder. Ama bir masa, bir defter, bir bilgisayar, yahut bir kaya parçası böyle değildir. Onlar bir amil, hareket yahut komut verene kadar hareketsizdirler. Canlı olmak böyle devamlı bir devinim, hareket ve enerji çevrimidir. Bunu bolca düşünüp, buna uygun bir yaşam tasarlamaya çalışmanız akıllıca olacaktır. Lütfen bu kitapta ve diğer kitaplarda yazılan hiçbir şeye peşinden inanmayın. Verileri alın,derleyin, aklınızda çevirin, kendi hikayenizle birleştirin ve dönüştürün. Her türlü bilgi ancak bu şekilde faydaya dönüşebilir. Okuduklarımız ve öğrendiklerimiz kişisel anlam ve hikayemizİ geliştirdikçe, kalıcı ve önemlidir. Bize kendimiz üzerinde düşünme gayreti vermeyecek bir şeyi okumak, dinlemek, izlemek veya özlemek tamamen vakit kaybıdır. Fakat eğer yolunu biliyorsak her şey bize kendimizi hatırlatacaktır…”

Profile Image for Aydın Tezcan.
284 reviews2 followers
January 2, 2021
Sinan Canan' ın birçok kitabını okudum. İnsanın Fabrika Ayarları dizisindeki diğer iki eser de bu son kitaba kadar farklı fikirler verdi. Ama bu kitapta bir şey eksik geldi bana. Hep diğer kitaplarına atıfta bulunduğu, sanki editörünün yazması için zorladığı için yazılmış bir kitap gibi. Sanırım farklı konularda kendini geliştirip değişik bilgilerle bize gelmeli idi. Ayrıca bu kitabından çok daha farklı bir içerik bekliyordum. Bir sonraki kitabını okuyacağımdan emin değilim. Biraz Sinan Canan diyetine girmek lâzım. Tekrarları yoruyor.
Ne yazık ki tavsiye edebileceğim kitaplar içinde değil. Okuyacaksanız önceki kitaplarına bakın derim ancak.
Profile Image for Özgür Baltat.
184 reviews19 followers
May 24, 2021
Sınırları aşmak dizisinin son kitabında, insanın anlam arayışı üzerine değerlendirmeleri yer alıyor.

“Şikâyet ettiğiniz sıradan hayatınız, belki bir başkasının hayalidir.” Tolstoy

İnsan; yetinemeyen, tatmin olamayan bir canlıdır. Bu onun ana kurgusunun temel taşlarından biridir. Karnı tok, güvende ve sağİlkli olduğunda yerinde pek duramaz ve sıklıkla yeni arayışlara girer.

Bu hayat, sürekli bizim için "aşılması gereken” sorunlar sunar. Temel yaşamsal ihtiyaçlar eksikse bunların giderilmesinin, onlar tamamsa başka psikolojik ihtiyaçların hallinin yolları ana konumuz olur. Elimizdeki imkânlar ne kadar büyük olursa olsun gerek maddî gerekse mânevî imkânlarımızı genişletme konusunda devamlı bir hareket ihtiyacı hissederiz. Çoğu insansa bu hissi duyamayacak kadar meşgul hayatlar sürdürür.

Avcı-toplayıcı dönemlerde neredeyse her bir bireyin hayatta kalmak için devamlı yeni çözümler aramak, sürekli risk almak ve kaotik bir yaşam örgüsünde yolunu yenilikçi yöntemlerle bulabilmek gibi kadim ihtiyaçları olduğunu rahatlıkla öngörebiliriz. Zorlayıcı bir ortamda şekillenmiş ve seçilmiş canlıların; kendi yarattığı kurallar örgüsünde tıkır tıkır işleyen, bolluk ve güvenlik üzerine inşa edilmiş günümüz medeniyeti içinde bir türlü rahat edememesi de gayet doğal karşılanabilir. Çünkü temel yapısı ve kadim dürtüleri, onu sürekli sınırlarını zorlamaya, yenilikler yaratmaya ve riskli denemelere iter. Şehir hayatı ise bunları sevmez; şehirde düzen, tertip, kurallar ve belirli bir ortak davranış örüntüsü vardır. Bunların dışında davranış gösterenler huzuru ve asayişi bozar; en azından sistemin işleyişinde öngörülemez rahatsızlıklara sebep olma potansiyeli taşırlar. Böyle durumların yaşanmaması için de elimizden geleni yaparız. Ailemiz, kültürel olarak aldıkları "kural dizgelerini” sözsüz olarak, davranışlarıyla bize aktarır. Eğitim de bunları pekiştirir; bizi "iyi yurttaşlar” haline getirmek için tasarlanmış müfredatlarıyla kafamızı dipten tavana formatlar.

İnsan’ın en kısa tanımı : “insan, karnı doyduğu zaman sorun çıkaran tek canlıdır.”

Sadece "şükürsüz” değildir insan. Her zaman daha fazlasını ister. Hayatta kalmayla ilgili endişeleri bittiği anda, hayatın anlamı ile ilgili sorunlara takar kafasını. Elindeki imkânlar ne kadar büyük olursa olsun, yaşayabileceği alternatif deneyimlerin sınırsızlığının farkına vardıkça gönlünü hep daha fazlası, daha ötesi, daha heyecanlısı işgal eder. Yatlarda, köşklerde, maddî imkânların zirvesindeyken bile içi sıkılabilir, bunalımlara girebilir, "Hepsi bu kadar mı?” sorusu sürekli zihnini kemirir hale gelebilir.

Daha önce oturduğunuz sıraya baktığınızda veya yaklaştığınızda zihinsel bir ödül etkisi yaratır ve diğer yerlere göre daha güvenli gösterir. Daha önce oturduğunuzda canınız yanmamış yahut hayatınız tehlikeye girmemiştir (Ölmediyseniz, iyidir!). Diğer yerler ise öyle değildir. Oralarda oturmayı henüz tecrübe etmediğiniz için o alanlar size yabancıdır ve zihninizde bu şekilde işaretlenmiş değildir. Bundan dolayı farklı oturma yerlerine doğru yönelecek olursanız beyninizdeki dopamin oranı azalmaya başlar. Belirsizlik beyninizin pek hoş karşıladığı bir durum olmaz. Çünkü otomatik pilot sisteminin o düşük maliyetli kontrol mekanizmasına uygun değildir, bilincinizi de devreye sokmanız ve artık daha çok enerji harcamanız gerekir. Neticede bilinç dışı karar sisteminiz, sizi otomatik olarak eski yerinize yönlendirir. Böylece beyniniz o alanı "işaretlemiş” olur; siz de yeni bir alışkanlık geliştirmiş olursunuz. Bağımlılıklar da aynı dopamin mekanizması üzerinden çalışır.

Memnun olmamanıza rağmen hayatınızdaki birçok şeyi devam ettirmeniz, arzu etmenize rağmen bir şeyleri yapmaya hiç kalkışmamanız, söylenecek çok şeyiniz olmasına rağmen susup kalmanız da işte hep bu sistem yüzündendir. Onu zorlamazsanız", sizi "güvenli yerde” tutmaya devam edecektir.

Rahatlıktan güzel şey var mı? Sonuçta hepimiz "rahat” arıyoruz, öyle değil mi? Pek değil. Bizi rahatın kendisinden ziyade, "rahat arayışının” motive ettiğini fark ediyoruz. Haz arayışı, çoğu zaman hazzın kendisinden daha zevkli bir deneyim oluyor. Bu garip durum, beynimizin ödül devrelerinin "beklentiye” ayarlanmış olması ile ilgili.

1946 yılında Schrödinger, yaşam için "sürdürülebilir dengesizlik durumu” şeklinde özetlenebilecek bir tanım getirir. Yaşam bizzat "dengesizliğe” dayanır. Çünkü bedenin içi ve dışı arasında sürekli bir farklılık vardır. Bu farkı korumak adına bedenlerimiz devasa miktarda enerji harcar. O nedenle bedenimizin içi sürekli olarak "sıcak”tır. Bu sıcaklık, her bir hücremizin hücre zarının içi ve dışı arasındaki madde farkını muhafaza etmeye çalışması sırasında harcadığı enerjinin bir sonucudur. Bu iç ve dış ortam arasındaki farklılık sürekli bozulur. Zira hücre zarı "mükemmel” bir bariyer değildir; içeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye sürekli bir madde sızması gerçekleşir. Bunu sürekli su alan bir tekneye benzetebiliriz; tekne su alır ama içeri giren su çabalarla veya motorlarla sürekli dışarı boşaltılabildiği takdirde tekne yüzmeye devam eder. Yaşam işte genel olarak bu gayret’in adıdır. Gayretin ana amacı dengesizliği muhafaza etmektir. Denge hali ise ancak "ölüm” anında gerçekleşir ve bunun sonucunda da enerji harcama ihtiyacı sona erer.

Yeni bir ile tanıştığımızda kendimizi tanıtan temel cümleler kurarız. Ben dediğimiz bu ise, hangisini bizzat yaşayarak keşfettik, yoksa başkaları mı uygun gördü. İsim, memleket, meslek, dini inanç, ırk vs. Gerçekten anne babasından farklı takım tutan, farklı dini inancı olan pek çıkmaz. Ufak tefek değişiklikler dışında atalardan gördüklerimiz sorgulanması zor, konfor alanımızın taşıyıcı kolonları gibidir.

Çoğu "dindar” insan, ait olduğu din konusunda kendini oldukça müteşekkir hisseder. İnandığı dinin onu "doğru yolda” tuttuğundan ve "büyük ödüle” götüreceğinden "emin” bir "iman”la, hayatının temeline bu inancı koyar. Gereklerini tam olarak yerine getiremediğini düşünse bile, o inanca dahil olmak ona büyük bir rahatlık sağlar. İçini ısıtır. Yalnızlıktan ve ümitsizlikten korur. Bu gibi nedenlerle inançlar, ruhsal konforun en önemli ayaklarıdır. Öte yandan insanların çoğu, mensup oldukları inançların "neden öyle olduğunu”, inançlarıyla ilgili bildikleri şeyleri "nereden bildiklerini'; pek fazla sorgulama fırsatı bulamazlar. Ancak inandığınızı söylediğiniz dinin muamelatına dair yazılanları okuyup bilginizi genişletebilir, teknik bilgilerle onu olabiİdigince zenginleştirebilirsiniz.

İnanç, Hayattaki belirsizliğive anlamsızlığı azaltır, iyi ve doğru davranmanın zihinsel ödüllerinin keyfini yaşatır ve hayatta kalma motivasyonunu belirgin ölçüde arttırır. Ruhsal sorunların birçoğunda inançlar bu nedenle iyileştirici ve olumlu etkilere sahiptir; bu konu sayısız araştırmayla da belgelenmiştir. Bu gibi temel nedenlerle inançlar, insan topluluklarının ayrılmaz ve vazgeçilmez bileşenleri olmaya devam ederler. Neredeyse tüm insanlar, inançları konusunda kendilerinden pek emindirler. Bizim gibi inanmayan ve kör ısrar edenler en azından “cahil” olarak tanımlanır.

İnançlar, yaşama dair anlam çerçeveleridir. Açıklama sunmazlar; oluşların mekanizmalarıyla ilgilenmezler, bizi "aydınlatmazlar. İnançlar, yalnızlığımızdan, varoluş kaygımızdan, faniliğimizin getirdiği bunalımlardan bizi etkin olarak korurlar. İnsan için anlam, yaşamsal bir ihtiyaçtır ve bunu kaybetmek, çoğu insan için yaşamla bağdaşmaz bir zihinsel karmaşa doğurur.

İnsanların inançları eleştiriye kapalı konulardır. İnançları eleştiremezsiniz. Eleştiri (kritik), düşünce ve fikirlerin akıl ve mantık süzgecinden geçirilerek incelenmesi ve yargılanması süreçlerine dayanır. Halbuki inançlar, çoğu zaman düşünce ve gözlemlere dayanmaz.

Farklı inanç gruplarına baskı aracına dönüşen her türlü inanç insanlık suçudur ve sonuna kadar mücadele edilmesi gereken bir toplumsal kanser tipidir. Fakat kişinin kendi hayatına anlam vermek için temel aldığı inançlar, kendisini ilgilendiren tüm konularda eleştiri dışıdır.

Basit görünen "Nereden biliyorum?” sorusu, son derece yıkıcı etkileri olabilen cevaplara gebedir. Bu dünyada en iyi bildiğinizi düşündüğünüz, doğruluğundan emin olduğunuz, olmazsa olmazlarım diye sınıflandırdığınız bilgilerinizi bu soruyla sınadığınızda rahatsız edici sonuçlara ulaşabilirsiniz.

Değişimin anahtarı :
1.Niyet: ruhun ve varlığın ona yönelmesi, istemesi. Niye için İhtiyaç veya eksiklik hissi gerekir. Eksikliğin bilincine varma yüksek bir kişisel farkındalık gerektirir.
2.Gayret: Niyetin gereğini yapmak, eyleme geçmektir. Niyet güçlü ise gayret de inatçı olur. Dehalığa atfedilen birçok başarı aslında takıntılı gayret döngülerinin meyvesidir.
3.Cesaret: korkuyor olmamıza rağmen bir hedefin üzerine gidebilmedir. Cesaret çalıştıkça gelişen, gayretle kuvvetlenen ve denedikçe kolaylaşan bir kabiliyettir.
4.Basiret: (Arapça Basar: görme) Görüşün genişlemesi, detayları fark edebilme, olasılıkları geniş açıdan değerlendirebilmedir.
5.Feraset: (Arapça Feres: at, feraset: at görüşü anlamında deyim) Atların 350 derece görme alanı vardır. Feraset de insanların fark edemedikleri bağlantı, ilişki ve fırsatları görebilmektir. Ben’i genişletmede feraset çok özel bir roldedir.
6.Hayret: daha önce görülmeyen büyük resmin başlamasına karşı hissettiğimiz şükran ve şaşkınlıktır. İçine girişen genişleme döngüsünde önemli bir ivme kazandırır. Hayret, insan beyninde öğrenmenin de temelini oluşturur, dopamin serotonin endorfin gibi kimyasalları artıran hayret, yaşanılan hayret anlarının hatırlanmasını da sağlar.
7.Hikmet: (Arapça bilgi, bilgelik, karar verme yetkisi) Kelime anlamı doğru ve yanlışı bilgece ayırt edebilmektir. (H-k-m kökü) Hakem, hakim, hekim en riskli sorunların karar vericileridir. Hikmet sahibi kişi, kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilecek bilgeliktedir.

Biz bu dünyaya sadece "iyi hissetmek” için gelmedik; aksine, ne olursa olsun "iyice hissetmek” için geldik. İster olumlu ister olumsuz olsun, tüm duygular hayatın vazgeçilmezleridir ve olumsuz olanları uyuşturan her şey, bizi eninde sonunda kendine esir eder.
Profile Image for Uğur Erdem Seyfi.
31 reviews8 followers
September 19, 2021
Kitap başlangıçta insanın karnı doğduğu zaman sorun çıkaran tek canlı olduğuna değiniyor. Zayıf bedenlerimiz, ve sürekli değişen çevre koşulları zihinlerimizi sürekli sorun çözmeye hazır olacak bir şekilde evrimleştirmiş, hatta sorun çözmek insan zihninin temel bir işlevi haline gelmiş. İşte tam olarak bu nedenden olsa gerek ki insanoğlu boşlukta kalmaya başladığında bunalımlara, bir şeylerin arayışına girmeye başlıyor. Genelde zengin, tuzu kuru insanların hayattan memnun olmaması "garip" bir şeymiş gibi anlatılır ancak böyle düşünüldüğünde esasında normal olan şey bu gibi duruyor.

İnsanoğlunun zihninin her türlü koşulda, yeni problemleri çözecek şekilde evrimleşmiş olmasının vurgusunu yaptıktan sonra yazar, buna karşılık bazı insanların durağan bir hayat yaşamasına sebep olan konfor alanı kavramına değiniyor. Konfor alanı dediğimiz şeyin esasında, beynin işaretleme sisteminin çalışma şeklinden kaynaklandığını örnekleyerek gösteriyor: Her ne kadar sorun çözmek bize yoğun dopamin salgılatan aktivitelerden birisi olsa da, bilinene sadık kalmanın da getirdiği çeşitli artılar var, bunlardan en barizi bir kere denenen ve onaylanan yolun alışkanlık haline getirilmesi ile birlikte harcanacak enerji miktarını minimize etmek şeklinde.

Kitap, insan zihninin kaynaklarını en çok konfor alanının dışındayken kullandığından da bahsediyor. Bir tehlike durumu veya belirsizlik olduğunda beynimiz o belirsizliği gidermek amacıyla kaynaklarını daha fazla kullanmaya başlayıp daha çok enerji harcıyor. Yazar bu durumun hiç de sanıldığı kadar nadir olmadığından bahsediyor, hatta günlük yaşantımızda bile bunun örneklerini sıkça gördüğümüzü söylüyor. Rahat bir uyku tulumunda kitap okumayı, bir de bağdaç kurarak yerde otururken kitap okumayı karşılaştırın, genelde beklenilenin aksine ikincisinde kitaba çok daha düzgün bir şekilde odaklanırız, yazar bunu şu şekilde açıklıyor: "Beden aşırı rahat ve gevşemiş olduğunda beynimize giden uyarıcı sinyaller de azalır ve beyin yavaşça uyanıklık düzeyini yitirir." (34) Bunun nedeni, beynin rahat olduğu durumlarda kendisini daha fazla enerji harcamamak üzere kapatmaya meyilli olmasıdır. Beynimiz bedenimizden gelen bildirimlerle uyanık tutulur.

Bunları söyledikten sonra yazar yine de "haz arayışı" veya "rahat arayışı"nın kendisinin, hazzın veya rahatın kendisine göre daha güzel hissettirdiğinden bahseder ve bunu beynimizin ödül devrelerinin beklenti hissinden de beklenen şeyin kendisi kadar zevk alabilmesine bağlar. Bunu söyledikten sonra da hayatta olmanın ne olduğuna dair basit bir çıkarımda bulunur: "Hayatta olmak demek iniş çıkışlar yaşamak, dengesizlikler içinde denge bulmak demektir. Her şeyi dengeli bir hayat bize göre değildir ve ölümle eş değerdir." (35)

Benzer bir şekilde Schrödinger de yaşamı "sürdürülebilir dengesizlik durumu" şeklinde tanımlar (35), zira "canlı" dediğimiz organizmaların canlılığını sürdürebilmesi için sürekli bir şekilde kendilerini dışarıdaki "dengeli" durumdan ayırarak enerji harcamaları gerekir. Yazar bunu sürekli su alan, ama tekne su aldıkça suyun boşaltılması sayesinde yüzeyde kalmaya devam eden bir tekneye benzetir. Yaşam bu gayretin adıdır, denge hali ise ancak "ölüm" anında gerçekleşir. Başka bir değiş ile denge arayışımız konfor arzumuzdan gelir, konfor arzumuz ise bu "sürdürülebilir dengesizlik durumu"nu sürdürebilmemiz için gereklidir, ama mutlak konforun nihai sonucu çevresiyle ölüm neticesinde dengeye ulaşan bir organizma olmak, beden bütünlüğünü koruyamamak ve çürümek anlamına gelir. Yazar burada, konforun bizi yalnızca mezarda çürütmediğini, hayatta da zihnimizi ve yeteneklerimizi çürüttüğünü söyler çünkü beynimizin yeteneklerini geliştirip güçlendirebilmesi için ortada çözecek bir problemin olması gerekir.

Yine de her ne kadar beynimiz konfor alanından çıkmamızı zorlaştırsa da, insan olarak bizi harekete geçirebilecek ve diğer hayvanlarda olmayan bir güce sahibizdir. Yazara göre bu güç de konfor alanımızın dışına adım atmamızı sağlayan "cesaret" dediğimiz duygudur ki zaten çoğumuzun fark ettiği üzere konfor alanımızdan çıkarkenki süreçte hep en zor adım, gerekli cesareti gösterip harekete geçme kısmı olur.
Yazar, konforun bizler için zorunlu olarak iyi olmadığını gösterdikten sonra benlik kavramını özellikle inançlar bağlamında irdelemeye başlıyor. İnsanın yalnızca basit bir etki-tepki, faydalı-zararlı, böyleyse-şöyle yap türü koşullara göre çalışan öğrenme süreçleri için fazlasıyla karmaşık bir mekanizma olduğunu belirten yazar, insan zihninin aldığı girdiler ve çıktılar arasındaki bu karmaşık boşluğu doldurmak için bir sürü alternatif yola sahip olduğunu belirtiyor: Eylemleri öylece yapmayız, çoğu zaman anlamlarını da bilmeyi isteriz. Ve bu insan için yaşamsal bir ihtiyaçtır. İnsan haricinde yaşamın anlamsızlığından şikayet edip yemeden içmeden kesilebilecek başka bir canlıyı hayal etmemiz zordur. Ve mesele “anlam” olunca bunu “inançlar” aracılığıyla elde etmeye çalışırız. İnançların insan hayatı için neden bu kadar önemli olduğu ve bununla birlikte “inançlara karşı hoşgörü” vs. gibi temalara değindikten sonra yazar bir sonraki aşamaya geçiyor ve hayatımızı bu kadar derinden etkilemelerine rağmen bu inançlarımızın büyük bir çoğunun kültürel aktarım yoluyla gerçekleştiğini iddia ediyor, onun değişiyle: "İnançlarımızın kökeni tamamen aktarıma dayanır. İnançlarını ciddiye alan insanlar ise tüm inançlarını sürekli sorgulayıp üzerlerinde mütemadiyen çalışarak kendi bakış açılarını ve dünya görüşlerini inşa etmeye zaman ve enerji ayıranlardır. Geri kalanı, kaba bir taklitten öteye geçemez ve bu da dünyadaki sürtüşmelerin en büyük nedenleri arasında baş sıralarda yer alır." (50)

İnançların üstünde bu kadar durduktan sonra, bunun gerekçesi olarak inançlarımızın benliğimizin köşe taşları olduğunu, onlar olmadan benlik diye bir şeyden bahsedilemeyeceğini iddia ediyor. İnançlarımızın şekillenmesine/oluşmasına ilişkin süreci detaylandırıp örneklendiriyor, böylece oluşan inanç ağımız "ben" dediğimiz şeyin en önemli bileşenlerinden birisi olmuş oluyor. Ama ne var ki benliğimiz ve dışarıdan aldığımız veriler her zaman uyumlu olmayabiliyor, yazarın söylediğine göre bu tür durumlarda iki yol tercih ediyoruz: (1) Yeni veriyi görmezden gelerek "benlik"imizi muhafaza etmeye çalışmak (2) Yeni verinin ışığında inançlarımızı tekrardan gözden geçirerek "ben"i genişletmek. Birincisinin ikincisine göre çok daha az enerji harcadığını, ikincisinin daha zor olduğunu belirtiyor.

Bunun haricinde sınırları aşma arzusunun insanın en önemli (yahut ayırt edici) fabrika ayarı olduğunu iddia eden kitap, çeşitli biyolojik, psikolojik, coğrafi sınırlardan ve bu sınırları aşmak için neler yapabileceğimizden, bunların faydalarından vs. bahsediyor. Elbette sınırları aşmak, bir bakıma konfor alanımızı terk etmemiz anlamına geliyor, komfor alanını terk etme mevzusunda en zor adımın “cesaret” ile başlayan ilk adımı atmak olduğunu belirtiyor.

Son olarak yazar kitap içerisinde hikayelerin benliğimizdeki etkisinden tutun Türk toplumunda insanların çoğunun bir şeyleri bilmediğini itiraf edemeyişine kadar bir sürü farklı farklı konuya değiniyor. Genel olarak fena değildi.

`Bilmiyorum diyebilen aynı zamanda bilmek istiyorum" diyebilendir. "Biliyorum" dediğinizde artık öğrenecek bir şeyiniz de yok demektir.`
Profile Image for Münevver.
383 reviews86 followers
February 1, 2025
Son kitapla beraber bu üçlemeyi bitirmiş bulunuyorum.
Tüm kitapları uygulama üzerinden dinledim ve söylemek zorundayım, daha monoton, bilgisayarvari bir seslendirme olamazdı.
Kitaplardan çok etkilenmememin bir sebebi de bu olabilir mi diye de düşünüyorum.
Çünkü Sinan Canan geçtiğimiz yıl itibariyle çokça dinlediğim ve konuşmalarından epey ilham aldığım biri aslında. Belki kulaklarımda onun sesiyle kitapları okumak çok daha keyifli olacaktı...

Kitaplara gelecek olursak, İnsanın Fabrika Ayarları diyerek gündelik yaşantılarımızı atalarımızla -ama ilkel atalarımızla- kıyaslayarak, farkına vararak, bedenlerimizin ve ve akıllarımızın herşeyin hızlı yaşandığı bu kent yaşamlarına adapte olmakta zorlanmasının ardındaki nedenleri açıklamaya ve çözüm önerileri sunmaya, bakılacak yerleri işaret etmeye çalışmış diyebiliriz.
Atalarımıza bakalım diyerek binlerce yıl geriye gidip oralardan dersler çıkarma fikri gerçekten iyi bence, çünkü günümüzde şüphe yok ki hepimiz biraz kaybolmuş hissediyoruz. Her konuda!

Seriyi ilgilisine tavsiye ederim ama bu kitapların çok geniş bir kitleye hitap etmek için yazıldığını lütfen aklınızda bulundurun.
Sinan Canan konuşmalarını dinlemek nasılsa, öyleler.
Müthiş aydınlamalar yaşatmayı, hayat değiştirmeyi iddia etmiyorlar...
64 reviews7 followers
Read
June 15, 2021
Sinan Canan'ı YouTube'da açık beyin kanalı sayesinde tanıdım. Çektiği videoları çok beğendim. Günümüzde herkesin diline yerleşen beslenme ve kişisel gelişimle ilgili klişelere evrimsel gelişim penceresinden bakması benim üzerimde ikna edici bir etki yarattı.
3 kitaplık bu seride (Yorumumu 3. kitabın altına giriyorum fakat tüm ciltleri okudum.)Yazar, evrimsel gelişimimize bakarak nörobilimsel açıdan nasıl yaşamamız gerektiğini 5 başlıkta topluyor. Beynimizin verdiği tepkiler, salgılanmasına neden olduğu hormonlarla aslında bilimin doğamızı nasıl tanımlandığını anlatıyor. 5 ana başlık; Beslenme, egzersiz, sosyal ilişkiler, stres yönetimi ve sınırları zorlama. Bunlar hepimizin aslında bildiği ama uygulamakta zorlandığı şeyler. Bir çok konuya bilimsel pencereden bakıyorsanız, kitabın bu konuları uygulamada sizi de ikna edeceğini söyleyebilirim.
1 review13 followers
April 9, 2021
Serinin ilk iki kitabına kıyasla biraz sönük kalıyor, özellikle kitabın ismi düşünülünce beklentimin altında kaldığını söyleyebilirim.Bu kitapta "ben"e ve beyne dair daha çok şey keşfetmeyi bekliyordum ama öyle olmadı. En azından AçıkBeyin kanalını takip ediyorsanız orada dile getirmeyip de kitapta değindiği yeni bir şey yok sayılır.
Buna rağmen, Sinan Canan'ı dinlemek, okumak kendisiyle her konuda hemfikir olmasam bile her zaman çok keyifli.Yazarın sunduğu bilgiden ziyade bilgeliğiyle ilgilenen birisiyseniz benim gibi, İFA serisi size hayatınızın geri kalanında bir şeylerin ters gittiğini düşündüğünüz anlarınızda bir rehber ve hatırlatıcı olacaktır diye düşünüyorum ve umuyorum.
Profile Image for Özgür.
88 reviews1 follower
June 12, 2021
Sokaklarda dolaşırken aynı binaları ve onların yüzlerini görüyor, bir kavşağa tekrar tekrar geliyorsunuz. Bu yönden bunaltabiliyor. Ara ara güzel mekanlar var ama genel açısından bunu söyleyemem.

Kitabın sonunda birileri eleştirir diye tahminde bulunulmuş, o kadim bilgi zırvaları şunu farketmeyi sağlıyor: elde yeterince bilgi olmadığı eski zamanlarda, kıt bilgilerle birtakım çıkarımlar yapılmaya, bazı örüntüler saptanmaya çalışılmış. Zaten test edilip aslı olanlar bilimsel olmuş ve olmakta, olamayan zırvalıklar kimileri tarafından değer gören "kadim" bilgiler olarak kalmış. Ben de bu zırvalıklardan medet umanların harcadıkları zamana acıyorum. Bari şunlara bilgi değil, inanç deyiverin.
Profile Image for Barbaros.
66 reviews2 followers
January 14, 2021
Kitapta eleştireceğim çok nokta var fakat sonu iyi bittiği için çok fazla negatif yorum yapmıyorum. Sadece anlatımdaki 'biz' dili hoşuma gitmedi, onu belirteceğim. Biz diliyle yapılan birçok yorum benim için geçerli değildi çünkü.

Sondaki hoşuma giden nokta ise, yazarın tüm bilgileri aktardıktan sonra bunları doğru olarak hap gibi almayın, üzerinde düşünün, bunlar sadece sizi düşündürdüyse yeter anlamındaki bölüm oldu.
Profile Image for Efe Can.
106 reviews
March 10, 2024
""Şikâyet ettiğiniz sıradan hayatınız, belki bir başkasının hayalidir." sözü, ilk duyduğumda beni çok etkilemişti. Öyle ya; aslında çoğumuz, başka milyonlarca insanın sahip olmak için canını tehlikeye atmaktan çekinmeyeceği nice imkânlarla donatılmışız. Şu anda elinizde tuttuğunuz satırları okuyabilmekle dünyada çok küçük bir şanslı yüzdenin içine giriyorsunuz: Temel düzeyde de olsa eğitim alabilmiş, okuma yazma öğrenmiş, temiz içme suyu ve temel gıdalara ulaşabilmiş, kitap okuyacak kadar zaman bulabilmiş, hayatta kalma endişesini aşıp daha fazla bir şeyler öğrenme arayışına girebilmiş, genel olarak (veya kısmen de olsa) sağlıklı biçimde hayatta kalabilmiş o şanslı yüzde birkaçlık dilimdeki insanlardan birisiniz. Fakat huyumuz kurusun, çoğu zaman bu paha biçilmez hediyeyi fark edemeyecek kadar meşgul yahut şikâyetçiyiz."

"İnsan, karnı doyduğu zaman sorun çıkartan tek canlıdır."

"Beyinlerinde duygusal istikrar sistemini yöneten devreleri gelişkin insanlar, olumsuz durumlar karşısında bu yeniden çerçeveleme becerisini başarıyla kullanırlar. Bu sistemi verimli kullanan insanlardan öğrendiğimiz temel gerçek oldukça açık ve çarpıcıdır: Duygularımız, düşüncelerimiz tarafından şekillendirilir. Nasıl bakarsak öyle görür, nasıl görürsek öyle hissederiz. Varsayılan ayar olarak "olumsuzluğu tespit etmeye" odaklı zihinler, doğal olarak her olumsuz durumda duygusal açıdan olumsuz uçlara savrulmaya çok daha yatkındır. Bu varsayılan ayar bütün hayvanlarda "ürkeklik" olarak meydana çıkarken, insanda daha derin, depresyon ve travmalara varan sıkıntıları ortaya çıkarabilir. Zira tabiatta tüm canlıları hayatta tutmakta başarı ile iş gören bu "çerçeveleme" (yani önce olumsuz olanı tespit etme), konu insana, özellikle de modern insana geldiğinde başımıza çok işler açar.
Hayatta kalma sorununu temel olarak çözmüş olan birçoğumuzda bu sistem, "gereksiz endişe ve korku üretme" kaynağı olarak çalışmaya başlar. Sosyal korkular, öz beden algısı sorunları, gelecekteki imkânlara dair endişeler, her türlü beklenti dışı olay karşısında kaygılanma gibi günlük hayatta çokça bildiğimiz durumlar, bu doğal ayarın yansımalarıdır. Yeniden çerçeveleme ise önümüzdeki olaylara veya zihnimizdeki kaygı verebilecek düşüncelere başka bir bakış açısıyla bakabilme becerisidir aslında. Takdir edersiniz ki bizden başka herhangi bir canlıda görmeyi beklemediğimiz, insanın aşırı gelişmiş "ön beyninin" bir işlevi olması gereken bu yetenek, konuyu "faydalı-zararlı", "tehlikeli-güvenli" veya "doğru-yanlış" kategorilerinin dışında, sadece "olduğu gibi" veya ilk görünen halinden çok başka şekillerde değerlendirebilmemize imkân verir."

"Burada son bir not olarak "kabullenmek" kavramını biraz açmam gerektiğini hissettim: Kabullenmek, çoğu zaman zihnimizde acizlik ve itaat gibi sonuçları çağrıştırabiliyor. Mesela olumsuz bir durumu kabullenme önerisi, o durumdan etkilenen kişilerde genellikle daha isyankâr bir tepkiye neden olabilir. Fakat burada bahsedilen kabullenme, durumun gerçek boyutlarının kavranması, yargısız bir şekilde izlenmesi ve gerçeklerin olabildiğince objektif bir biçimde fark edilmesidir. Kabul, aktif bir zihinsel süreçtir ve irade ile düşüncenin müdahalesine ihtiyaç duyar. Böyle bir kabul, harekete kapı açar ve bizi durup beklemekten, bocalamaktan, korku ve paniğe kapılmaktan korur. Bunun zıddı ise sızlanmak veya şikâyet etmektir. Şikâyet, aktif bir faaliyet gibi görünse de aslında pasifleştirici bir enerji sarfiyatıdır. Şikâyet, sorumluluğu üzerimizden alarak dış faktörlere yükleme zannı oluşturup geçici bir rahatlama sağlayabilir. Fakat bu rahatlama ne bir iyi hissetme halini ne de sorunların halline dair bir yol bulabilmeyi sağlar. Şikâyet sadece enerjiyi boşa harcamaktır. Çaresizliğin ikrarı, aksiyon almanın reddidir. Bunun tam tersi olan kabullenme, bizi olası yeni imkânlara doğru harekete geçirir."

"Kendini bilmek en zor elde edilen bilgi, kendinle mücadele etmek en büyük savaş, kendini değiştirebilmek en devrimci eylemdir."
Profile Image for Emirhan AVCI.
147 reviews15 followers
April 10, 2021
İFA serisinin hem verdiği hem de vermek istediği mesajlar çok anlamlı ve çok faydalı olsa da, hocanın bu son kitabında bir aceleye gelmişlik, bir olmamışlık fazlasıyla hissediliyor. Ya belli bir süre sıkıntısı ya da sayfa sayısı ile alâkalı bir konu, bilmiyorum. Ama kitap kendi kendini ve eski kitapları çok fazla tekrar ediyordu, uzun süredir beni böyle rahatsız eden bir kitap olmamıştı. Sonunu zar zor getirdim maalesef.

Fazla bilgi göz çıkarmaz, orası muhakkak. Ama kitap bir konu üstüne yoğunlaşıp, akmaya başlamışken de örneğin; "hikmet" kelimesinin tarihine ve köklerine 1-1.5 sayfalık bir metin ayırmazsın ya.

Kendimi çok zorlandım ama olmadı, beğenemedim. Zaten genel olarak üç kitap da hocanın videolardaki anlatım ve sunumunun yanına dahi yaklaşamıyor. Sözlü ve yazılı anlatımın, birbirlerinden nasıl da farklı olduklarına dair çok güzel bir örnek oldu benim açımdan.
Profile Image for Firat Fidan.
260 reviews7 followers
October 10, 2023
Biyolog olan Sinan Canan’ın İnsan’ın Fabrika Ayarları kitap serisinin 3 nolu kitabı. İlk 2 kitabı zaten çok etkili olan serinin bu kitabı da eğitici ve farkındalığımızın artmasında çok yardımcı. Daha doğru yaşamaya özen gösteren biriyseniz mutlaka okuyun derim. Yazar insan anatomisi hakkında bizi bilgilendirirken, hareketsiz kalınca neden hasta olduğumuzun, yalnız kalınca neden erken öldüğümüzün, insanın neden mutlu olamadığının, neden yaratılışımıza uygun yaşamadığımızın vb sorularımızın cevaplarını kendi bakış açısından yazmış. Hala ilk kitabı kadar derin etki bırakmamış olsa da üçüncü kitabında da kendimizi sorgulamamıza neden oluyor. Başarılı.
Profile Image for Boran.
192 reviews2 followers
April 10, 2021
Üçlemenin ilk iki kitabına yazdıklarımdan farklı ekleyeceğim bir şey yok. Bana kalırsa tüm meramını tek kitapta anlatabilecekken, şu veya bu sebeple yazdıklarını üçe bölmüş. Bugünden itibaren Canan'ı okuyacağımı ya da dinleyeceğimi sanmıyorum zira ân itibariyle benim için anlattığı yeni veya bilinmedik bir şey yok.
8 reviews1 follower
April 11, 2021
Açıkçası hocanın videolarını düzenli takip eden biriyseniz İFA'yı zaten biliyorsunuz, bu kitap serisinde pek de ekstradan bilgi edinmeyeceksiniz ya da çok farklı ufuklar açılmayacak ancak sistemik sayılabilecek bir derlemeyle yazılı hale gelmesi güzel olmuş. Tam olarak videolardan bihaber eşe dosta önermelik. Emeğine sağlık.
Profile Image for Filiz Arabalı.
91 reviews
September 12, 2024
Serinin ilk iki kitabına göre biraz daha farklı ve etkileyici buldum. Harekete geçmek lazım, sınırları aşmak lazım.. Kitapta ki bilinçli yapılan kelime tercihlerini çok beğendim(bilmiyorsan öğren demiş çok şirin bir dille), verilen çoğu örnek benzetme hepimizin bilebileceği sadelikte ama nokta atışı değerinde etkili.,
1 review
January 23, 2022
Sinan hoca keyifli biri ama ne yazık ki çok yüzeysel bilgilerle doluydu. O derinlikte bir insanın daha vurucu şeyler yazmasını bekliyorsunuz. Diğer Ifa kitaplarına yaptığı atıflar kabus gibiydi, ürün yerleştirme gibi.
Profile Image for Dilek.
742 reviews
April 9, 2022
Deneyimle ustalaşma becerisi insanda vardır. Yılmazlık, kararlılık önemlidir. Zihinsel çeşitlilik, davranış çeşitliliği bizi geliştiren temel unsurlardan. Cesaret de sınırları aşmamızdaki faktörlerden. İfa serisinin sohbet tadında son kitabı.
25 reviews
April 30, 2021
3 kitap da yararlı bilgiler içeriyor ve yapılan atıflarla konunun ilgililerine yön gösterebiliyor. Okuduğum için memnun olduğum kitaplardan.
Profile Image for Şahabettin A..
194 reviews2 followers
May 18, 2021
Harika kitaplar tüm seriyi öneririm.
İnsan karnı doyunca arıza çıkaran tek canlı
1 review
January 26, 2022
Sınırları aşmak kitabı belki de serinin en etkileyici olanıydı. Sinan Canan'ı bilimsel bilgi ile kadim öğretileri harmanlayacak cesareti olması dolayısıyla tebrik ediyorum.
Profile Image for Rudi Diriman.
8 reviews
March 19, 2022
Kitap daha cok sohbet havasında ve referansları dayanmadan yazılmış ama benim hoşuma gitti okuması basit çok bariz olan gerçeklerin tekrar altını çizmis
309 reviews3 followers
May 13, 2022
daha araştırmalara dayalı bilimsel verilerle desteklenmiş bir kitap beklerdim, bildiğim ve az 20 kitapta daha yazan bilgiler
Profile Image for rengin doğan.
11 reviews
January 13, 2024
Bu konu hakkında hiçbir bilginiz yoksa okumanızı tavsiye ederim. Giriş niteliğinde bir kitap, biraz kafa yorduysanız bu mesele üzerine büyük ihtimal bildiklerinizin tekrarı olacaktır
Profile Image for Inci.
35 reviews5 followers
February 7, 2021
Sinan hocamın sözlü anlatımda çok daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Serinin son kitabı olan bu kitabın sonunu zor getirebildim. Belki beklentim çok yüksekti. Bu kitap biraz zorlama olmuş gibi hissettim.
Displaying 1 - 24 of 24 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.