What do you think?
Rate this book


168 pages, Paperback
Published November 6, 2020
"...Biz bu dünyaya iyi hissetmek için gelmedik; Ne olursa olsun "iyice hissetmek" için geldik..." / Herhangi bir konuda yeterince derinleşildiği takdirde, o meselenin neredeyse dünyadaki tüm bilgi alanlarıyla ilişkili olduğunu fark ederiz. Tabiat ve bilginin konusu olan her şey, yüzeyin derinine inildiğinde diğer her şeyle, tüm varlıkla bağlantılı hale gelir..." / RUHSAL YA DA METAFİZİK AÇIKLAMA ÇABALARINA HİÇ ATIF YAPMADAN, SADECE MADDESEL OLARAK BAKTIĞIMIZDA BİLE, HAYATIN MADDEYİ AŞAN BİR YÖNÜ OLDUĞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ..."
“...YAŞAM NEDİR? Hayatta olmak demek iniş çıkışlar yaşamak, dengesizlikler içinde denge bulmak demektir. Her şeyi dengeli bir hayat, bize göre değildir ve ölümle eşdeğerdir. Yaşam ne olduğunu tam bilemediğimiz gizemli bir güçtür. Bu gücün henüz tarifini yapmaktan dahi uzağız. Bu tarifi yapmaya en çok yaklaşan kişi ise kuantum fiziğinin kurucularından Erwin Schrödinger olmalı. 1946 yılında yazdığı ve devrimsel etkiler uyandıran “yaşam nedir” başlıklı klasik eserinde Schrödinger, yaşam için “sürdürülebilir dengesizlik durumu” şeklinde özetlenebilecek bir tanım getirir. Gayet veciz ve derinlikli bir tanımdır bu. Gerçekten de yaşam bizzat dengesizliğe dayanır. Çünkü bedenin içi ve dışı arasında sürekli bir farklılık vardır. Bu farkı korumak adına bedenlerimiz devasa miktarda enerji harcar. O nedenle bedenimizin içi sürekli olarak sıcaktır. Bu sıcaklık her bir hücremizin hücre zarının içi ve dışı arasındaki madde farkını muhafaza etmeye çalışması sırasında harcadığı enerjinin bir sonucudur. Bu iç ve dış ortam arasındaki farklılık sürekli bozulur. Zira hücre zarı mükemmel bir bariyer değildir. İçeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye sürekli bir madde sızması gerçekleşir. Bunu sürekli su alan bir tekneye benzetebiliriz. Tekne su alır, ama içeri giren su, çabalarla veya motorlarla sürekli dışarı boşaltılabildiği takdirde tekne yüzmeye devam eder. Yaşam işte genel olarak bu gayretin adıdır. Bu gayret biterse yaşam da biter. Aklımıza o zaman tekneyi neden su almayacak biçimde yapmamışlar, yahut canlılık neden sürekli bozulan dengesizliği düzeltmek zorunda; dengesizlik hiç bozulmasa, sabit tutulsa olmaz mı, soruları gelebilir. Mükemmel olmayan hücre zarı yapısının ve diğer mekanizmaların sonucu olarak ortaya çıkan bu bozulma hali, sürekli enerji harcanması ile dinamik bir sistem meydana getirir. İşte bu sistem, değişikliklere daha iyi adapte olur, kendini yeniler ve iç ortamı değişen koşullara karşı sabit tutabilir. İnsan yapısı bir makinede bu özelliği bulamazsınız. Tüm makinalar eskir ve paslanır, çünkü onlar böyle bir mücadele için yapılmamıştır. Gayretin ana amacı dengesizliği muhafaza etmektir. Denge hali ise ancak ölüm anında gerçekleşir ve bunun sonucunda da, enerji harcama ihtiyacı sona erer. Özetle denge hali, hepimizi kaçınılmaz olarak bulacaktır. Tabii ki mezarda! Denge arayışımız konfor arzumuzdan gelir. Dengeli hallerde, canımızı sıkan birçok olumsuzluk içerse bile kendimizi nisbeten rahat hissederiz. Gelir giderin önceden belli olduğu garantili durumlar, bize kendimizi rahat ve konforlu hissettirir. Bu açıdan bakınca, aslında insan için en konforlu yer mezardır…”
“...KARMAŞIK SORUNLARLA UĞRAŞMAK: “.. Rutin, basit, tekrarlardan oluşan ve sürpriz yenilikler sunmayan işler, akış sistemini devreye sokmamıza yetmiyor. Akış durumunun oluşabilmesi için yapılan işin yahut peşinde gidilen uğraşın kompleks, girift bir görev olması gerekiyor. Doğada farklı ortamlarda yapılan sıradan yürüyüşler bile bu nedenle akışa girmeyi sağlayabiliyor, çünkü her seferinde tabiat bize bambaşka giriftlikte durumlar ve deneyimler sunabiliyor. Fakat yeknesak ve tekrarlı işler bizde genellikle akış deneyimine benzer bir hal oluşturamıyor. Kaotik olay ve uyaranlar, fraktal geometrik görüntüler de uzmanlar tarafından akışı kolaylaştıran deneyimler arasında sayılıyor…” “...AYLAKLIK Akış deneyimini sıklıkla yaşayabilen insanlar, toplumda genellikle “Aylak” olarak anılan tiplerdir. Bu kişiler bazen hiçbir işleri, yahut aceleleri yokmuşçasına keyif çatıp kafalarına göre yaşar görünür ve böylece etrafındakilerin gözüne batan özellikler sergilerler. Öte yandan aralarda meşgul oldukları spor alanı veya diğer uğraşları ile ilgili o kadar yoğun çalışırlar ki, o durumda pek fazla insan onları göremez. Dolayısıyla genellikle mahallede aylak aylak gezinen bir kişi olarak gördükleri insanın, nasıl olup da o başarılara imza attığına birçok insan şaşırır. Bu durum hepimizin beyninin ihtiyacı olan aylaklık aktivitesinin faydalarına güzel bir örnektir….” “...Mutlu olmak için tasarlanmış canlılar değiliz. Mutluluk, doğru ve kendi doğasında yaşanabilen anların bize verdiği bir işarettir. Arayışımız mutluluğun ötesinde tatmin dolu bir yaşam olduğunda, mutluluktan çok daha doyurucu bir şeyi deneyimleme şansınız olur. Bu hal yaşamdan tatmin hissetme hali, yahut eskilerin mutmain olmak dedikleri durumdur. Gerçekten yaşamaya başlamanın yolu maddi bedenin ötesinde acıları ve sevinçleri ile her bir anında tatmin hissedilen bir yaşam anlayışından geçer. Ancak böyle bir noktaya ulaşma arzusu bizi nefsi raziyeye, yani hayattan ve Hayy’dan razı olunan bir noktaya taşıyabilir. Gözümüzü maddi bedenin ötesindeki tatminlere, sıradanın ötesindeki yükseklere dikmeliyiz. Biz buna layık varlıklarız. Hayy İslam kültüründe, Allah'ın hayat veren anlamına gelen ismi. İnançlara göre adı değişse de, hakikati hep aynı olan başlatıcı etkene gönderme yapar. Mutlak hareketsizlik, canlıda görebileceğimiz bir şey değildir. İstediğiniz kadar sakin, dingin ve sessiz durmaya çalışın, bedeniniz her an muhteşem bir hareket senfonisi icra eder. Nefesiniz, hücresel işlevleriniz, iç organ faaliyetleriniz durmaksızın devam eder. Ama bir masa, bir defter, bir bilgisayar, yahut bir kaya parçası böyle değildir. Onlar bir amil, hareket yahut komut verene kadar hareketsizdirler. Canlı olmak böyle devamlı bir devinim, hareket ve enerji çevrimidir. Bunu bolca düşünüp, buna uygun bir yaşam tasarlamaya çalışmanız akıllıca olacaktır. Lütfen bu kitapta ve diğer kitaplarda yazılan hiçbir şeye peşinden inanmayın. Verileri alın,derleyin, aklınızda çevirin, kendi hikayenizle birleştirin ve dönüştürün. Her türlü bilgi ancak bu şekilde faydaya dönüşebilir. Okuduklarımız ve öğrendiklerimiz kişisel anlam ve hikayemizİ geliştirdikçe, kalıcı ve önemlidir. Bize kendimiz üzerinde düşünme gayreti vermeyecek bir şeyi okumak, dinlemek, izlemek veya özlemek tamamen vakit kaybıdır. Fakat eğer yolunu biliyorsak her şey bize kendimizi hatırlatacaktır…”