Tragikomedija o lekaru, članu jedne od vladajućih partija, koji ima aspiracije da se kandiduje za gradonačelnika. Na tom putu vidimo kako politika poslušnosti odbacuje i ponižava ljude, i kako lokalna vlast koristi čovekovu moralnu koruptivnost. Reč je o tolikoj zbrci da joj je jedini izlaz u - revoluciji.
Kesal je objasnio kako rade točkovi politike u prljavim igrama, trgovini i hipokriziji. Iako barata prilično znanim opštim mestima politikantske truleži, autor preciznim posmatranjem ukazuje na prelomna mesta u kojima skromni lekar biva polako, a odjednom, srozan u političku mrežu. Iz nje je teško iskobeljati se kada preplavi i preobrati čovekova dotadašnja verovanja i vrednosti.
Poistovećivanje sa sadašnjim vremenom i bliskim toposima je neminovno. Lokalna pravila simbolički govore o univerzalnom uništavanju karaktera na primeru junaka ove priče koji, iako vidi kako tone, tome ne može da se odupre.
Spasonosna slamka ovog u suštini mračnog i tužnog putovanja ka propasti jeste Kesalov jednostavni, svakodnevni, ovovremeni, pomalo naivni jezik koji svojom eksplozivnom duhovitošću tursku stvarnost pretače u opštevažeću svetsku sprdnju. Smeh varira od prostodušnog i gorkog do ciničnog i grotesknog. No, od koje god sorte bio, on i ovde pokazuje svoju osnovnu funkciju - da je lekovit.
Kesal je po svom romanu Potencijalni kandidat režirao i istoimeni igrani film (Nasipse Adayız, tursko-srpska koprodukcija) u kojem ima i glavnu ulogu. Posle premijere na filmskom festivalu u Roterdamu 2020. godine, film je osvojio nagrade na filmskom festivalu u Istanbulu za najbolju režiju i za montažu i nagrade na festivalu u Adani za najbolji film, scenario i sporednu žensku ulogu, oba održana u 2020. godini.
1959'da doğan Ercan Kesal, hekim ve sinema oyuncusudur.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1984 yılında mezun oldu. Keskin Devlet Hastanesi, Bala ve köylerinde Sağlık Ocağı hekimliği yaptı. Daha sonra özel hastane sektörüne girdi. Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filmiyle oyunculuğa adım attı. Bir Zamanlar Anadolu'da filminde Ebru ve Nuri Bilge Ceylan'la birlikte yazdığı senaryo; 2011 yılında Asia Pacific Screen Ödülleri'nde "En İyi Senaryo" dalında ödüle aday gösterildi. Peri Gazozu (2013) ve Nasipse Adayız (2015) kitapları İletişim Yayınları tarafından basılmıştır.
Ercan Kesal kıvrak bir dili olan, görmüş geçirmiş bir yazar. Daha çok üretse, yazdıklarını biraz daha sıkı dokusa yerli Çehov olacak.
Kesal bu novellasında düzen partilerinin birinden belediye başkanı adayı olmaya heves eden bir doktorun hikayesini anlatmış. Düzen politikasının nasıl çürüttüğünü, insanı nasıl onurundan ettiğini komik bir dille göstermiş. Yerel yönetimler düzeyinde nasıl bir ahlaki çürüme yaşandığını güzelce ortaya koymuş. Okurken "bu pisliği devrimden başka bir şey temizleyemez" diye düşündüm.
İyi gözlemciliğine rağmen Kesal'ın tekrara düştüğünü hissettim. Peri Gazozu'na uzun bir göndermeyle başlıyor kitap. Yine babasının gazozcu dükkanı. Sonrasında Nuri Bilge Ceylan'ın "Bir Zamanlar Anadolu'da" filminde kullandığı o ünlü "köye morg yapma hikayesi"ni de bir yere sıkıştırmış. O filmde de kullanılan ilgili ilgisiz konularda gündelik sohbet motifini sık sık görüyoruz.
Kesal kurgu sevmiyor, belki de uğraşmak istemiyor ya da teknik olarak yetersiz hissediyor kendini, bilemiyorum. Ancak bu yazarlık yönteminin de bir sonu var. Çok görmüş geçirmiş olabilirsin, biriken anıların ciltler doldurabilir. Ama işin zanaatına yoğunlaşmayınca, kurguyu ince ince dokumayınca, üslubu geliştirmek işin sürekli çabalamayınca tekrara düşmek kaçınılmazmış gibi geliyor bana.
Kendini okutan güzel bir kitap. Ancak yazarın önceki çalışmalarını bilenlere "cepten yemiş" huzursuzluğunu da yaşatan bir çalışma. Umarım sonraki kitaplarında bu biyografi hapishanesinden çıkıp özgürleşir Ercan Kesal.
Yerel seçimlerde aday adaylığı belirlenirken dönen dalaverelerin bilinmesi açısından okunması gereken bir kitap. Kitabı bitirirken Girit usulü sahanda yumurta nasıl yapılır, onu da öğrenmiş oldum. Kesal, olayları sanki bizzat yaşamış gibi anlatıyor. Acaba başından böyle bir adaylık macerası geçti mi, doğrusu merak ettim. Kitaptaki bazı olaylar Bir Zamanlar Anadolu'da ve 3 Maymun filmlerindeki bazı sahnelere doğrudan esin kaynağı olmuş. Özellikle ilk filmdeki muhtar sahnesi Türk sinema tarihinin unutulmazları arasındaki yerini aldı bence.
Nasipse Adayız, İstanbul'da bir ilçede belediye başkanlığına aday olmak isteyen bir doktorun hikayesini anlatıyor. Başarılı bir hastane yöneticisi iken kendini birden bire bu yozlaşmış ortamda buluyor doktorumuz. Aday olup olmadığı son güne kadar insanın nasıl değişim sürecine girdiğini çok güzel ele almış Ercan Kesal. Sanırım bu hikaye de kendisinin başından geçen gerçek hikaye.
Bu tarz oluşumlarda yer almak için verdiğin değerlerden nasıl vazgeçip onlar gibi olabiliyorsun. Aslında onlar gibi olursan bu işte başarılı olabilirsin mesajını çok güzel veriyor. Kitapta bir bölümde geçtiği gibi; bizim işimiz bu doktor, biz hep buradayız. Her seçimde senin gibi birileri gelir bütün parasını harcar ve gider.
Yakın zamanda kitabın filmi de yapıldı. Kitaptan sonra izlenesi.
Kose yazilarini, senaryolarini, oyunculugunu sevdigim ve takip ettigim biridir Ercan Kesal. Ozellikle kose yazilarinda hep icimi acitan birsey olurdu. Neyse ki bu sefer kendisinden gulumseten bir sey okudum (arada kahramanın babasıyla olan diyalogları gozlerimi yasartsa da). Bu arada bu trajikomik hikayeyle aday adaylığı mevzusunun ne menem birsey oldugunu da anlamis olduk.
“Bak Doktor! Bi şey söyleyeceğim sana, sakın alınma. Bu söylediklerimi de unutma. Her dönem sizin gibi güzel arkadaşlar gelir, biraz vitrinde dururlar. Paralarını, zamanlarını harcar, sonra da giderler. Üzüntüleri, yorgunlukları da cabası. Bu hep böyledir biliyo musun? Biz hiçbir yere gitmeyiz ama! Burası bizim işimiz, ekmek kapımız. Gidecek başka bir yerimiz yok çünkü. Onun için biz hep buradayız. Tamam mı?”(s. 186)
Možda nije baš za peticu, nego za čvrstu četvorku, ali zbog konstantne aktuelnosti teme, a posebno sada, sve ispod 5⭐ bi bilo suprotno mom uvjerenju da bi doktori trebalo da budu posvećeni i najbolji u onome što su izabrali, a ne da traće svoj talenat, znanje i vrijeme na nešto toliko bezlično, mutno i nepošteno kao što je politika!
Yazar, siyasetin memleket seviyesini çok iyi gözlemlemiş, mevzulara oldukça hakim. Şehirde ya da taşrada Aziz Nesin’in Zübük’ü seviyesinde yürütülen, insanı başka bir şeye dönüştüren süreçleri dramatik bir biçimde okudum ve gerçeklerle olan bağlantısını doğruladım. Hayatın bu taraflarını merak edenlere eseri tavsiye ederim.
Kesal je zaista dobar pisac. Potencijalni kandidat je djelo u kojem je kolokvijalni govor podignut na jedan viši nivo! Moderna satirična proza, u stilu Tanpinarovog "Instituta za podešavanje vremena". Izuzetno bitan roman u vremenu smutnje, opomena svakoj osobi, koja zaista vrijedi, da dobro razmisli o svakoj interesnoj grupi koja vreba. Ovo je roman koji zapravo pita: Da li zaista poznajete sebe? Da li zaista znate kako te stvari idu?
3,5* Bir yerel seçim, başkan aday adayı hicvi. Seçilme aşamasına gelmeden aday olmaya çalışan Dr. Kemal Güner’in amiyane tabirle gaza gelişi, zaaflarına yenilmesi, battığını gördüğü halde kendini kurtaramaması vs vs. Konu beni sarıp sürüklemediği için 3* ama yazarın aralara italik serpiştirdiği anılar, edebi yoğunluk ve finaldeki romantizm yüzünden 3,5dan 4*
"Kao da se u trenutku setio povoda našeg susreta, kaže: Sta misliš, da li bi mogao da budeš predsednik?"
Na tren sam se zamislio. Čoveče, kao da su me već nominovali, objavili moje
ime, izašli na izbore, zgazili konkurenciju, osvojili predsedničko mesto i sada je na redu da vidimo šta ćemo dalje. Pa, mogao bih, zašto da ne", rekoh. Deset godina vodim bolnicu. Toliki ljudi žive od nje. Upravljao bih opštinom isto
kao što vodim bolnicu..." Opal Vidi ti to samopouzdanje.
Uputio mi je pomalo ciničan osmeh. Onda je skrckao
granu koju je podigao sa zemlje i bacio je u jezero. „Sve je to lepo, ali politika je, doktore, timski posao. Mi imamo ekipu. Koju čine raznorazni ljudi. Većina njih nema drugi posao. Čovek se ceo život samo ovim bavi. Nije te izneverio. Neznalica, besposličar, glup, ali uz tebe je. Moraš da se odužiš tim ljudima. Ako je neko beskoristan u bolnici, ti ga otpustiš. Kod nas nije tako. O beskorisnima još više vodimo računa. Štaviše, mnogo sposobni su opasni. Možda ćeš morati da ih ukloniš. Sve ovo ti može zvučati čudno. Ali ima vremena, videćeš. Evo, recimo, da smo uzeli opštinu. Postao si predsednik. Staviće fasciklu pred tebe i reći: Evo, potpiši ovde." Postoji urbanistički plan, postoji tender. Nešto se kupuje, nekome treba dodeliti neki posao i tako dalje. Na primer, kome ćeš ga dati? Verovatno svojim prijateljima, zar ne?"
Ercan Kesalın son filmini Netflixte izleyip çok beğenince uyarlandığı kitabı da hemen aldım. Biraz dağınık bir kurguyla ilerlese de filmin verdiği zevkten daha azını almadım, biraz melankolik son ise ruh halime iyi geldi. Yakın çevrenizde siyasetle uğraşmış bir tanıdığınız varsa bu hikayelerin ne kadar gerçek olduğunu da takdir edeceksiniz.
Sinema tarihimize geçmiş Bir Zamanlar Anadolu'daki muhtar sahnesinin aslını da bu kitapta öğreneceksiniz :) Kitabın satır aralarında bu ve benzeri anektodların Ercan Kesalın senaryolarına nasıl sızdığını da daha net görmek mümkün
Ben sesli olarak dinledim ve Ahmet Mümtaz Taylan sesinden olunca çok tatlı bir kitap... Hayallerle hayal kırıklıkları, umutlarla endişeler, özgüvenle özgüvensizlik hepsinin iç içe geçmesini, yani hayatı o kadar güzel, sade bir şekilde anlatmış ki Ercan Kesal bayıldım.
„Potencijalni kandidat“ jer priča o dobrom, ali nesrećnom doktoru, koji emotivnu prazninu želi da nadomesti političkom borbom. Drugovi iz Partije tačno znaju kako da iskoriste i izmuzu što više. Čini se da je ovaj roman, iako pristojno i lepo napisana knjiga, zbirka opštih mesta i sto puta prežvakanog. Romanu je potrebno nešto što bi ga razlikovalo od milijardu sličnih, a ovaj nema ništa originalno ili izuzetno. Nije loša knjiga, naprotiv, ali je, zbog neoriginalnosti, vredi čitati samo ako pri ruci nemate ništa bolje ili originalnije (ili ako imate dosta vremena za bacanje).
Dalga geçmeden alay etmenin kitabını yazmış adam. Kısa tanımı bu.
Benim neslimin uzak durduğu, hatta küçümsediği "bu ülkede politikaya girme" süreci ancak bu kadar yalın ve gerçekçi anlatılabilirdi. İnsanlar, durumlar, diyaloglar her zamanki gibi tanıdık, gerçekçi ve sade. Çok, çok, çok beğendim!
Hikayenin bir benzerini, hatta belki bir kademe daha iyisini Louie dizisinde 3. sezonun sonuna dogru Late Show serisinde izlemistik. Toplumu mesafeli bir noktadan ele aldigini dusunuyorum kitabin, bu kismiyla cok ilgilenmedim ama. Hosuma giden kisim cocuksuluk hissinin fark ettirmeden surekliligini korumasiydi.
Gasilhaneli morg NBC'ye tas mi diye dusundum (Kesal o benim fikrimdi demek istedi mi acaba diye), ama Ercan Kesal'in motivasyonunu anlayabilecek pozisyonda gormuyorum kendimi bu konuda.
Ercan Kesal hemsehrim olur. Peri Gazozu'nu okudugumda bu baglantiyi cok yakindan hissetmistim. Bozkiri cok iyi tanidigi ortada, ama sanki kitap boyunca bozkira bakisi biraz Istanbul'dan gibi geldi (bunu yanlis degil sadece olagan buluyorum). Bozkiri arkasinda birakmayi deneyen herkes bu hissin rahatsiz ediciligini anlayacaktir.
Kesal oyle bir yazar ki, sevmedigim yanlarina ragmen yazdikca okuyacagimi biliyorum. Cunku Anadolu'yla alakali bildigi bazi seyleri gercekten bilen ve bu bicimde ifade edebilen baska cok insan oldugunu dusunmuyorum.
Öncelikle Ercan Kesal'ın kalemine gerek senaryoları gerek kitapları ile aşina olan biri olarak Nasipse Adayız'da büyük hayal kırıklığı yaşadığımı belirteyim. Kitap oldukça kısa cümleler ve akıcı bir üslupla yazılmış olmasına karşın çıkış noktası olan siyasi ikbal ihtimali ile gelen karakter değişimi daha derin bir şekilde ele alınmayı hakediyordu. Kendi sözleriyle; hiç aklında yokken bir anda kendini belediye başkanlığı için aday adayı olarak bulan, adaylık için çaba gösteren ama diğer yandan da keşke başaramasam diye düşünen birinin karakter analizleri daha derine inebilirdi. Kitapta anlatılan politik hikayeler Twitter'da zaman geçiren herhangi birinin anlatabileceği seviyede hikayeler olmuş. Sanırım İstanbul macerası Ercan Kesal'ı Anadolu deneyimleri kadar yeterince besleyememiş. Nasipse Adayız'ın filmi de çekiliyor. Kitabın başarısızlığı filme olan merakımı artırdı diyebilirim.
Kitabın başkahramanı Doktor Kemal Güner, özel hastanesi sahibi. Kel, ortadan hallice uzun boylu. Kırşehir'de yaşayan anne-baba tasvirleri ve ani bir kararla onları görmeye gitmesi. Evvel Zaman'da okumuştum bu sahneyi. Tamam tamam bu Ercan Kesal. Ahmet Misbah Demircan - Ercan Kesal aday adaylığı mevzusu, Belediye Beyoğlu, Parti CHP mi acaba diye düşündürüyor. Siyasetin arka sokaklarına iniyoruz bu kitapla.
Her seçim döneminde, özellikle belediye seçimleri öncesi okunması gereken bir kitap :) Çoğunlukla eğlenceli, bazı yerlerde de trajikomik durumlar var ama kitapın hiçbir yeri insanı sıkmıyor. Bu romanın filmini de çekti Kesal ancak tam pandemi dönemine denk geldi. İnşallah bu süreçler geçer de izleriz.
Kitapta, Ecan Kesal'ın Beyoğlu Belediye Başkan Aday Adayı olduğu süreçte başından geçenler anlatılmaktadır. Kesal, bize siyasetin ne kadar yozlaşmış olduğunu çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Siyasete bulaşmak isteyen bir tanıdığınız varsa bu kitabı mutlaka ona okutturunuz.
Doktor Kemal Güner, İstanbul’da bir ilçenin belediye başkanlığına aday olmaya niyetlenir ve çalışmalara başlar. Bu yolda yaşanan entrikaların ve hayal kırıklıklarının işlendiği kitap bazen komik bazen de trajik ama en önemli ayrıntı; kurgu içinde gerçeklik barındırması. Çünkü hikaye Ercan Kesal’ın belediye başkanı olma niyetiyle çıktığı yolda aday adaylığı sürecinde başından geçenler aynı zamanda. Kendisi aday ya da başkan olamasa da ona kalan; keyifli bir kitap ve Belgrad Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi İlk Film” ödülüne layık görülen bir film oldu.
“Şöyle bir durdum. Kenarından yürüdüğümüz durgun göle baktım. Nedense Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” filmi geldi aklıma. Final sahnesini bu gölde çektiğini hatırladım. “Resminle arama girme, ben sana değil, resmine aşığım,” diyen Boyacı Halil’in derdiyle hemhal olmak varken, aynı gölün kenarında, niye ve hangi yetenekleriyle burada olduğunu bilmediğim, kaba saba, muhtemelen cahil, şark çıbanlı bir vatandaşla ihale egzersizleri yapmaya kadar nasıl savrulmuştum?”
Ercan Kesal ın 2002 Okmeydanı Hastanesinde çalışırken CHP Belediye Başkan aday adaylığı sürecinden esinlenerek yazdığı ve 2020 İstanbul Film Festivalinde seyrettiğim şuaralar Netflixte de filmi bulunan kitabı.Filmi de başarılı.
Ne zaman bir mahalle veya kasaba berberine, kahvesine vs. oturma fırsatım olsa yerel siyasete dair konuşmalara kulak kabartırım. Bu kitap tam olarak o konuşmaların öznesi olan bir “siyasetçi”yi ele alıyor, bu sebeple çok keyifle okudum.
Gerçekçi, yalin, cok uzucu. Bana bir de biraz Taylan Yildizi hatırlattı. Cok uzak bir bağlantı ama bir keresinde nevsin mengu yayınında siyaseti yapamadım 'disardakiler' icin uygun degil minvalinde konuşmuştu