Nazi deneyimi Batı’da, pek çok konuda olduğu gibi, hukuk alanında da teorik tartışmalar tetiklemiştir. Bazı düşünürlere göre bir “Nazi Hukuku”ndan bahsedilemez; çünkü hukuk, Nazi yönetiminin pratiklerini tanımlamak için fazlasıyla değer yüklüdür. Dolayısıyla olsa olsa bir “Nazi Hukuksuzluğu”ndan bahsetmek gerekir. Nitekim bu dönem, kimilerince, Hukuk Devleti’nin karşı kutbundaki Hukuksuzluk veya Haksızlık Devleti olarak görülmüştür.
Nazi yönetimi ile hukuksuzluğun bu şekilde ilişkilendirilmesi ve Nazi “hukuku”nun toptan reddi retorik açıdan güçlü olsa da, demokratik görünümlü devletlerin faşist potansiyellerini gizleme tehlikesini barındırır. Hakikat-sonrası olarak adlandırılan çağımızda popülist yöneticiler eşliğindeki otoriterleşme olgusu, üzerinden daha bir asır bile geçmeden Nazi pratiklerinin dünyanın dört bir yanında tekrarlanma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Nazi döneminde hukukun amacından saptırılması, yer yer yürürlükten kaldırılması, olağanüstü halin olağan yönetim biçimi olarak kabul edilmesi, dünün hukuka aşık hukukçularının kısa sürede, hukuku tahrip eden gözü dönmüş işbirlikçiler haline gelmesi, sadece tarihin bir döneminin daha iyi anlaşılması için değil, hukuk düzenlerine içkin hukuksuzluğa karşı teyakkuzda olmak için de önem arz ediyor.
A very concise but informative overview of research into the history of the legal profession as it existed in Nazi Germany and the evils perpetrated by it.
Over several essays, the book's authors examine
(1) How many lawyers and judges were complicit in crimes against humanity (and how the vast majority of these legal professionals avoided responsibility and continued to practice law until retirement despite some convictions at Nuremberg)
(2) How some lawyers attempted to fight against the rise of Nazism
(3) Legal theories and methods that might maintain an independent judiciary more able to safeguard justice in the face of tyranny
(4) How modern Germany has grappled with the history of its legal profession.
And much more.
"It is tempting to argue that the case of Nazi Germany is so extreme that it could not possibly serve as a mirror to our own society. It is important, however, to remember that Germans, too, once took great pride in their Rechtsstaat, and that no society is immune from the perversion of the law under a fateful combination of circumstances" (Pg. 12)
"[T]he Tribunal [at Nuremberg] delivered a somber and sobering lesson: Lawyers are capable of committing hideous crimes, extending even to mass murder, and even while ostensibly carrying out their 'normal' functions as lawyers." (Pg. 137)
Irk tanımları, ırk yasalarının ihlali karşısında öngörülen yaptırımlar, siyasi muhaliflerin kriminalize edilmesi... Tüm bu önlemler resmi olarak Alman hukuk sistemine dahil edilmişti, yargıçlar da bunların uygulanmasını kendi işleri olarak görmüşlerdi.
Kitap, adından da anlaşılacağı üzere Nazi Almanyası'nda hukuku ve hukukçuları merkez alarak hukukun nasıl siyasete alet edildiği, soykırımın gerekçelendirilmesi, savaş sonrası entegrasyon ve savaş suçları ile hesaplaşılması, kanunsuz suç olmaz ilkesinin terk edildiği yargı düzeni, nazileşmiş Alman yargısının savaş sonrası uzun vadeli etkileri, Nazi dönemi ve 1945 sonrası Alman toplumu arasındaki süreklilik, 1960'lardaki kuşak çatışmasının geçmişle hesaplaşmada nasıl etkili olduğu gibi konuları içeren ufuk açıcı yedi makaleden oluşuyor.
Giriş bölümünde de belirtildiği gibi, bu makaleler hukukun üstünlüğünün; ideolojiye bağlılık, siyasi liderlere körü körüne itaat ve savaşın baskılarıyla nasıl aşınabileceğini gösteriyor.
Kitabın size yapacağı en büyük katkı arka kapakta çok güzel bir biçimde belirtilmiş: Nazi döneminde hukukun amacından saptırılmasını, dünün hukuka aşık hukukçularının kısa sürede Nazi işbirlikçisi haline gelmesini okumak ve anlamak, sadece tarihin bir döneminin daha iyi anlaşılması için değil, hukuk düzenlerine içkin hukuksuzluğa karşı teyakkuzda olmak için de önem arz ediyor.
Kitabın bana başka bir katkısı da atıflarda yer alan eserler sayesinde, Nazi Almanyası'nda öğretmenler, doktorlar, mühendisler, ticaret erbabı, hapishaneler; bunun yanında diktatörlük teorisi, Nazi partisi üyelerinin sosyal profili, savaş ekonomisi gibi değişik başlıklar hakkında uzun bir okuma listesi oluşturmak oldu.
Sadece hukukçuların değil, dünü ve bugünü anlamlandırmak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap. Çeviren Kıvılcım (Turanlı) ve editör Ertuğrul (Uzun) hocalarımın emeklerine sağlık.