Nazan Öncel bu kez güftesiyle değil kalemiyle sarsıyor bizi; Yarınsız Yarın, zamanlar ötesi distopik bir rüya!
“Bazen kelimelere ihtiyaç duymadan gelen şey mutluluktur, ama kalıcı olmadığını bilirsiniz. Zamanı durdurmak ne kadar mümkünse mutluluğu tutmak da ancak o kadar mümkündür. Tekrarına en çok ihtiyacımız olup da tutamadığımız şeydir zaman. Oysa sonsuza kadar mutlu yaşadılar klişesine bile göz yumabilirdim, fakat böyle bir şeye gücüm yetmezdi ve zaman paha biçilmezdi.
Bazıları geçmişini susturmayı, bazıları geleceğini konuşturmayı hayal eder durur. Ne geçmiş susar ne de gelecek konuşur. Bazen bir yarın bir ömre değecek kadar değerli olur ve o tek bir güne her nefesinde minnet duyarsın.”
90’larda çocuk olduysanız (ben 84’lüyüm) yüksek ihtimalle Nazan Öncel’e hayransınızdır. Hele ki benim gibi kendini diğerlerinden farklı, tam olduğu yere ait değil gibi hisseden bir kız çocuğuysanız Gidelim Buralardan ve Sokak Kızı gibi şarkıları o henüz her şeye ermeyen aklınıza, kalbinize işlemiştir. Sonraları kendisini eskisi kadar yakından takip etmesem de 90’lar şarkı listemde birden fazla şarkısı var ve ne zaman karışık çalma modunda biri denk gelse inanılmaz mutlu oluyorum, o kesin. E Nazan Öncel kitap yazınca da okumasam olmazdı tabii ki!
Kitabın belli bir yerine kadar gerçekten Nazan Öncel albümü dinliyormuş gibi hissettim kendimi. Kendisiyle tabii ki hiç sohbet etmedim ama sanki salonda koltuklara yayılmışız, elimizde cin toniklerle o anlatıyor, ben dinliyormuşum gibi onun sesiyle okudum tüm kitabı. Kapağından da tahmin edebileceğiniz gibi sonlarına doğru biraz bilimkurguya bağlıyor. Tam olmamış ama denemiş en azından: kitabın tanıtım metninde “Tekrarına en çok ihtiyacımız olup da tutamadığımız şeydir zaman” cümlesi var. Bana şahsen “peki ya tutabilseydik zamanı, o zaman daha iyi olur muydu her şey?” diye sormuş gibi geldi Nazan Öncel kitap ile.
I could not understand the motive of any of the characters; each and every one of them is extremely one-dimensional, aimless and soulless. In fact, this soullessness deepens while the characters doing the "charity works" which are frequently emphasized in the novel. Due to disconnections between time and story transitions, it feels like reading three separate books and three separate books that don't really say anything. The end of the story seems to emulate the book "The Sleeper Awakens" by H.G. Wells - not in a good way. The book is nothing like previous work of Nazan Öncel, who has a great command of words and language and masters the implicit narrative. I honestly think the book would not have been published if it's not for its author.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kesinlikle kötü değil. Güzel diyebilmeyi ve 4 yıldız vermeyi çok istedim. Ama özellikle sonlara doğru, hem hikaye absürdleşti, hem biraz Türk filmine bağladı, hem de covid-19 filan güncel olaylara girdi... Üçünden biri olsa olurdu, hepsi birden olunca, hikaye inandırıcılığı kaybetti maalesef.
“Kafam karışık olabilirdi ama kimi nereye koyduğumu biliyordum, sen benim için hep bir ölüm kalım meselesiydin.”
“Bir yalanı kırk defa söylersen doğru sanırlar, ama bir doğruyu kürk defa söylesen de inanmazlar.”
“Aşk yeterince umutsuz olduğunda ölümsüzdür.”
“İnsan nefes sayısı kadarmış diyen doktor sözünün gözümüzde ufacık bir değeri olsaydı hayatı kendimize bu kadar zehretmeyecektik.”
“Bazen kelimelere ihtiyaç duymadan gelen şey mutluluktur ama kalıcı olmadığını bilirsiniz. Zamanı durdurmak ne kadar mümkünse mutluluğu tutmak da ancak o kadar mümkündür. Tekrarına en çok ihtiyacımız olup da tutamadığımız şeydir zaman.”
“O lavanta kokan sakız gibi çarşaflara serilmiş uyurken yüzünü ezberlemiştim. Yaşananların hayal olmadığına kendimi inandırmaya çalışırken eğer paket bitmemiş olsaydı bir sigara yakardım.”
“”Bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolaşıyor.””
“Belki de sen büyük dertlerin farkında olmaya insanlardan biriydin.”
“Sonra sızıp kalırdım, acılar öyle bir uyuşurdu ki ağlamış kadar rahatlardım. Ama sabah gözümü açtığımda hepsini bıraktığım yerde bulurdum.”
“Senle de konuşulmuyor, diyorsun ya, oysa ben ne desem az gelecek korkusuyla susar, ama seninle konuşmaktan hiç vazgeçmezdim.”
“O hayal kırıklıklarımızda öleceğimizi sandığımız zamanlarımız da oldu, ama ölmedik.”
“Ben bir bulutla mutlu olurken her şeye sahip olanların mutsuzlukları acımasıydı.”
“Masanın üzerine bırakıverdiğin mimozaları bari koklasaydın.”
Nazan Öncel’in 90’lı yıllardan beri çok özel bir yeri vardır hayatımda. 3 yıldız verirken de çok üzülerek verdim fakat tarafsız bir şekilde değerlendirmem gerekiyordu romanı. Romanda çok fazla şeyden bahsetmeye çalıştığı için, bir bütünlük sağlayamadığını düşünüyorum. Şekil itibarıyla da kısa kısa çok fazla bölüm olması da o bütünlüğü zedelemiş. Son bölümdeki bilimkurgu denemesi güzel ama böyle gerçekçi tarzda yazılmış bir romanın içinde çok ayrıksı duruyor. Bence roman yerine deneme ya da öykü yazmada çok daha başarılı olabilirdi Nazan Öncel.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Nazan Öncel'i çok severim. Şarkı sözlerinde olduğu gibi çok vurucu sözler ve cümleler var kitapta. Çıktığında büyük bir heyecanla koşup aldım ancak ne karakterlere, ne de olay örgüsüne bir türlü ısınamadım.Kitap akmadı.Acaba roman değil de deneme, otobiyografi, kendi hikayelerini falan mı yazsaydı? Roman fazla iddialı bir tür ilk yayın için. Yine de o Nazan ve kredisi sonsuz