Pink Floyd, açılmakta direnen kapılar karşısında pes etmeyen, kapıları kırmak zorunda kalsa da muhakkak sonunda açmayı başaran asi çocukların sözcüsüydü. Sadece müzikte çığır açmadı Pink Floyd, baskıya ve dayatmalara direnç gösterenlerin kalbinde, hayallerinde, isyanlarında ve itirazlarında yepyeni ufuklar açtı.
Pink Floyd yalnızca bir müzik grubu değil bir yaşam biçimi ve felsefeydi de aynı zamanda. Pink Floyd çağını aşan, zamanın ötesinde müzikten başka şansı olmayanların yolculuğuydu.
Onlar kendi yolculuklarında kilitli kapılarla karşılaştılar. Yaptırımlarla, yasaklarla, baskılarla, zincirlerle ve sürü dayatmasıyla... Ama hep birlikte itiraz etmenin ve direnmenin bir yolunu buldular: Müzik!
Bu kitap, Pink Floyd’a, Ay’ın karanlık yüzüne bir yolculuk... Belki de asıl karanlık kırılamayan kapılardı.
Muhteşem. Tüylerim diken diken okudum. Aralarda kitabı bırakıp bahsedilen konserleri, sözü geçen şarkıları tekrar dinledim gözlerim dolu dolu.
Benim gibi Pink Floyd hayranıysanız, onunla büyüdüyseniz, geçmişe yolculuk yapmak için hemen okuyun. Değilseniz de bence hiçbir şey için geç değil, her zaman Floyd dinlemeye başlamak için bir bahane bulunabilir :)
"The child is grown, the dream is gone" efsanesini de iliklerime kadar hissettirdi. Bunun için Fatma Berber ve Sümeyra Teltik'e ne kadar teşekkür etsem az. Dilerim çok çok okunur Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı.
Gözlerim dolu dolu okudum. Muazzam. Hem şarkıların yazılırkenki hikayeleri hem grubun o anki modlarını okumak çok güzeldi. Sürekli ara verip tekrar tekrar şarkıları dinledim. Çok güzel bir derleme olmuş. 💚
lisedeyim, arka sıranın bir önü, walkman'de dark side of the moon albümü var, hâlâ kalemle kaseti geri sarıyoruz, piller bitmesin diye, o sıralar Orhan kahyaoğlu'nun Pink Floyd kitabını da bulmuşum bir yerlerden 'o zaman isyan başlayabilir' ve Pink Floyd'un müziğini daha fazla anlamam için yardımcı oluyor kitap. Defalarca dinleniyor, her okulu girişte, her sıkılışta, her okuldan çıkışta... Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı, güncel bir kitap ve aynı zamanda grubun geçmiş ve yakın tarihteki serüvenini anlattığı için rahat okunuyor. Şarkı sözü çevirileri yok, ama isteyenler zaten çoktan bulmuştur kitapları... Bu kitapta Pink Floyd'un efsaneleşmesine yol açan detayları ve yazarların hayatlarına katkılarını okuyabilirsiniz. Güzel bir Pink Floyd albümüyle açın sayfaları ve okuyun. Grupla nerede ne zaman nerede tanıştığınızı hatırlayacaksınız ve Pink Floyd'u iyi ki keşfettim diyeceksiniz.
“Pink Floyd’u sadece dinlemezsiniz, o yaşamınıza sızar. Daha doğrusu yaşam onun müziğine sızar. (...) Siz yalnızca onun şarkılarını dinlemezsiniz, tınıları damarlarınızda gezinir. İçinize çekersiniz, sanki bir dağ başındasınız, ormanın içinde, gecenin karanlığında kaybolmuşsunuz ama cırcırböceklerini duyarsınız, uzaktan minik de olsa ışığı görürsünüz.“
Kitabin tam da sonunda cok guzel ozetlenmis Pink Floyd deneyimi. Eklemek isterim ki benim icin Pink Floyd; en daraldigim anda aldigim nefes olur, yalniz kaldigimda fanustaki diger ruh olur, uyanmak istemedigim sabahlarin milyonlarca parlak elcilerinden biri olur. Muzigin evrenselligini de asarak dunyanin farkli uclarindaki insanlari onlarca yil once yapilmis sarkilarla ortak bir histe bulusturabilen, sans eseri gozleri bulussa “i am you and what i see is me” dedirtecek baska bir grup bilmiyorum. Yine bu hissi paylasan Fatma Berber ve Sümeyra Teltik de icten ve keyifli bir calisma ortaya koymus. Okurken etkilenmemek, sarkilari mirildanmamak, gozleri dolmamak mumkun degil. Rotasini gunesin kalbine cevirenlere, deli elmaslara, Ay’in karanlik tarafindekilere, buyuyup de duslerinden uyanan cocuklara, nefesi kisalip olume bir gun daha yaklasanlara ve bundan korkmayanlara cok guzel bir hediye olmus bu kitap; okurken sık sık keske ben yazmis olsaydim dedim.
Biyografik anlatı sıradışılık içermiyor. Olaylar ve ilişkiler oldukça zayıf kalmış. Şarkı sözlerinin hikayeleri sembolizm olarak yorumlanması harika olmuş. Yazar şarkıların içine girerek okuyucuya cımbızla mesajları çıkarmış diyebilirim.