Jump to ratings and reviews
Rate this book

İstiklal Yolunda

Rate this book
Anadolu'nun üzüntülü yollarında epey günler geçirdik. ruhumuzu ve adımlarımızı kervanlarla kağnıların ahengine alıştıra alıştıra köhne ve basık hanlı konaklar aştık. Nihayet bir akşam Ankara -gözlediğimiz Ankara, dost ve düşman dillerde efsane olan şimdiki Ankara- yüksek yaylalara hörgüçler gibi çökmüş dağları ile ufkumuzu kapladı...

158 pages, Paperback

Published December 1, 2020

9 people want to read

About the author

Ruşen Eşref Ünaydın

17 books6 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
3 (27%)
4 stars
5 (45%)
3 stars
3 (27%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 2 of 2 reviews
Profile Image for Baris Ozyurt.
926 reviews31 followers
February 12, 2022
“Ukrayna heyetinin gülümser yüzle içeriye teklifsiz ve gürültüsüz girmesi önemli anın geldiğini bildirdi. Oda kapısının önünde misafir karşılamaya benzer samimilikle çabucak bitiveren tanışma töreni, Avrupa'daki eşlerinden ne kadar ayrı ve ne kadar çekici idi!...

Ukrayna sefirinin dinç ve yakışıklı vücudu, koyu lacivert, gayet sade bir giyim içinde teressüm etmişti. Kalbinin üstünde kırmızı kurdeleden halesi olan bir Kızılordu nişanı kabarıyordu. Sol kolunda da dört kırmızı ‘maîn’ üstünde iri bir kırmızı yıldızın geceleri ve ateşleri düşün düren bir nüktesi vardı... Yeni Rus âleminde bir mühim sima olan bu zat, XIX. yüzyıl başlarında resmedilmiş Rus portrelerine; Gogol'un ve Dostoyevski'nin romanlarında eşleri tasvir edilmiş olan rustai yüzlere benziyor: Açık alnının altında iki mavi genç bakış ışığı var. Güzel bir kumral bıyık ve sakal, bu bakışlara çetin, fakat sevimli bir halavet veriyor...

Her iki taraf, birbirinin elini sıktıktan sonra dostça bir sofraya oturur gibi, şen yüzlerle masa başına geçtiler... Yoldaş Frunze, iki dolgun ve sarışın Ukraynalı simanın ortasında yer almıştı... Redingotu, uyanık yüzüne bir resmîlik edası veren Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey de, iki siyah kalpak, iki gözlük, iki sakal ve iki jaket arasında kaldı. Bunlardan sağdaki: En vazife sever, en temiz ruhlu hariciye memurlarımızdan Hukuk Müşaviri Münir Bey idi (Münir Ertegün)... Soldaki de büyük düşüncelere ve hak düsturlarına daima pürüzsüz bir genç imrenirliği taşıyan Yusuf Akçura Bey'di... Biri, devletin şu son yıllarına ait canlı bir ‘Hazine-i evrak'ı sayılacak; öteki, bütün nazariyeleri hurdebinî bir inceleme ile kurcalar bir düşünce laboratuvarı sayılacak bu iki müstakim insan bana çok sevimli geldi...

Ukrayna heyeti baş açıktı. Bizim heyet de, Müşavir ve Umumi Kâtip Hilmi Bey'in kırmızı fesi müstesna, koyu renk kalpaklı idi!

Yusuf Kemal Bey, celseyi, belagatli bir Türkçe nutukla açtı. Anlaşmaya götürecek yolun ucundaki şeridi kesti... Bu ses son üç yüz yılın söyleyemediği düşünceler taşıyan bir yeni sesti... Hilmi Bey, temiz bir eda ile o söylevi Fransızca olarak tekrar etti...

Frunze de, kendi dilinde, yine üç yüz yılın bir türlü yan yana koymak istemediği sözleri -kâğıtlarda bile tespit edilmiş olmaksızın- ruhundan kopan bir talakatle söyledi... Üç yüz yıldır Azak kıyılarından Erzurum yaylalarına kadar daima kan ve yangın isteyerek inmiş Rusça ile, üç yüz yıldır bu afet uğultusunu kan ve ateş pahasına kulağından, toprağından uzaklaştırmağa çabalayan Türkçe, bu iki çatışkan ordu ve emir dili, nice karşılıklı mezar üstünde nesillerce dimdik katılaşmış ‘Kin'i büs bütün devirerek iki tanıdık lehçe, iki dost sesi, iki anlaşma ve uzlaşma dileği hâlinde sarmaş dolaş oldu.”(s. 62)
19 reviews
February 7, 2025
Ruşen Eşref, mutlaka okunması gereken yazarlardandır. Kurtuluş Savaşı'na, Cumhuriyetimizin kuruluşuna ve sonrasına Atamızın en yakınında yer alarak şahitlik etmiştir. Bu kitap, onun değişik zamanlarda yazılmış ve gazetelerde yayınlanmış makalelerinden bazılarının yazarının isteği dahilinde yayınlanmış halidir.
Kitapta seçilen makaleler tek kelimeyle muhteşemler. Bizlere, dönemin bilinmesi gereken detaylarına ışık tutarak yol gösteriyor.
Kitabın dili yeterince sadeleştirilemediğinden bazen anlaşılmaz olabiliyor. Osmanlıca sözlüğe başvurmak gerekebiliyor. Tarih Kurumunun bugünkü yönetimini samimi bulmadığım için, daha fazlasını yapıp, günümüz Türkçesine çevirmelerini beklemek saflık olur. Tarih Kurumu tarafından geçmişte yayınlanmış, fakat bugün baskısını bulamadığımız eserlerin pek çoğu Atatürkümüzü anlatan yapıtlardır. Tarih Kurumuna sesleniyorum:
Atatürkümüzü bize unutturamazsınız.
Sizle bizim aramızdaki fark şudur:
Bizler tarihimizi bir bütün olarak kabul ediyoruz. Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet hepsi bizimdir.
Ancak sizler sadece Osmanlı ve özellikle Osmanlı'nın son dönemini çok seviyorsunuz. İşte aramızdaki fark budur. Ve soruyorum:
Acaba neden Osmanlı'nın son dönemine denk gelen Abdülhamit dönemi favoriniz?
Displaying 1 - 2 of 2 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.